obama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

Süper Güç krizle veda mı ediyor ?

Amerikan neo-conlarına yakın Avrupalı kalemler, krizin faturasını Obama’ya çıkarıp, sonunu ilan etti. Öte yandan ABD Başkanı’nın “sosyal devlet” çabalarına destek de az değil

ABD’de yaşanan “ev yapımı” ekonomik kilitlenme, İngiliz basınında ülkenin süper güç olma özeliğinin sonu olarak yorumlanırken, diğer yandan da krizin sonuçları özelikle Fransız basını tarafından Cumhuriyetçilere fatura edildi.
The Daily Telegraph gazetesinde çıkan bir analizde, Başkan Barack Obama süreci bu noktaya getirmesi nedeniyle eleştirilirken, ülkenin süper güç  olma iddiasını kaybetmekte olduğu yorumu yapıldı.
Aynı analizde Suriye krizi nedeniyle ABD’den uluslar arası kamuoyunun beklentilerine atıfta bulunuldu.
Telegraph gazetesinde yazıyı kaleme alan Savunma Editörü Con Coughlin’in daha önceki haber-yorumlarında ABD’nin şahin siyaset kanalına yakınlığı dikkat çekerken, Obama’nın “sosyal devlet” yönündeki adımlarını destekleyen Fransız basınından ise Cumhuriyetçilere yönelik eleştiriler ön plana çıktı.
Le Monde gazetesi,  Quinnipac Üniversitesi tarafından yapılan bir anketi yayınlayarak, Amerikalıların yüzde 77’sinin Cumhuriyetçilerin sağlık reformuyla ilgili koşullar getirmesine karşı çıktıklarını yazdı.
Cumhuriyetçilerin, ABD hükümetini felç edecek şekilde sağlık reformuna yönelik tepkisini ve  bu stratejisini anket verileriyle sorgulayan Le Monde, aynı ankette Kongre’deki Cumhuriyetçilere güvenin yüzde 17 seviyesine düştüğünü yazdı.
Fransa’nın eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ABD Başkanı Barack Obama ile meşhur polemiklerinin birinde, “ABD’deki sağlık reformu tartışmalarını anlamadığını ve Fransa’nın bu konuyu 50 yıl önce çözdüğünü” söylemişti.
Öte yandan, Güney Kore’ye ziyarette bulunan ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, Amerikan hükümet ofislerinin kapanmasına yol açan kriz nedeniyle ABD’nin müttefikleri nezdindeki kredibilitesinin hasar gördüğünü söyledi.
“Müttefiklerimiz ABD’ye güvenip güvenemeyeceklerini sorabilirler,” diyen Hagel, hükümet birimlerindeki kapanma süreci nedeniyle Pentagon’un dünya çapındaki operasyonlarının ve askeri planlamasının da etkileneceğini kaydetti.
Zamanlama tesadüf mü?


Öte yandan, 17 yıl aradan sonra ABD devlet mekanizmasının Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında bir pinpon maçı formatındaki karşılıklı jestlerle tıkanmasının zamanlaması da dikkat çekici bulundu. 35 yıl aradan sonra Tahran ile Washington arasında yakınlaşma rüzgarları eserken ve ABD ekonomisinde büyük etkisi olan Yahudi sermayesinin anavatanı İsrail, bu sürece tüm gücüyle karşı çıkarken, bu tıkanmanın yaşanması manidar olarak nitelendi. 

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Obama ve Erdoğan arasındaki 34 fark - Sami Kartal



Amerika’da Obama, Türkiye’de Erdoğan’a oy veren biri olarak, her iki ülke liderinin farklı yönlerini, farklı bir tarzda ele almak istedim. Zor bir alanda kalem oynattığımın farkındayım. Tesbitlerim doğru ya da yanlış, abartılı ya da eksik olabilir ki subjektif değerler söz konusuysa bu kuvvetle muhtemeldir.
Neticede bunlar, şahsi gözlem ve tecrübelerimi, espirili olduğu kadar çarpıcı bir üslupla yansıtmaktan başka bir gaye ve mana taşımıyor. Farklılıklardan ibret almaya, inceliklerin keyfini çıkarmaya,  sözün özüne varmaya çalışalım.
Her iki lider de halkının yarısından çoğunun oyu ile seçilmiş seçkin insanlardır. Yaş, çevre, yetişme tarzı ve fıtrat farkı gibi şahsi özellikler yanında, aralarındaki temel farkların, kendilerinden değil, ait oldukları toplum, kültür ve sistemden kaynaklandığını da gözardı etmeyelim. Liderler arasındaki bu farklılıklar aslında, ABD ve Türkiye’nin; ülke, insan, kültür ve politika farklılıkları aynı zamanda.
1 -KARİZMA: Obama’nın karizması kendindendir, Erdoğan karizmanın kendisidir!
2- LİDERLİK: Obama, zirvede, az rakipli, devrini yitirmeye yüz tutmuş bir ülkenin başkanıdır. Erdoğan’sa zirve yolunda, çok rakipli, devrini yakalamış bir ülkenin başbakanı.
3- TARZ: Obama sırasıyla, a) ihtimalleri değerlendirir, b) raporlara bakar, c) uzmanları dinler, d) muhalefetle tartışır, e) karar verip uygular. Erdoğan sırayı tersine işletir.
4- GEÇMİŞ: Amerikalı Obama; göçmen çocuğu “yarım Amerikalı”, annesi beyaz “yarım siyah”, babası Müslüman “yarım Hristiyandır”, Türk Erdoğan’ın hayatında “yarım” yoktur.
5- HİTABET: İkisi de iyi hatiptir. Obama önce akla sonra gönle seslenir. Konu ve sürenin dışına çıkma ihtimali düşüktür. Erdoğan önce gönlü, sonra aklı hedefler. Konu ve sürenin dışına çıkma ihtimali yüksektir.
6- GÜÇ: Obama, süper güçlü bir ülkenin, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan başkanıdır. Erdoğan’sa kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir ülkenin süper güçlü başbakanıdır.
7- BAŞARI: Obama, ABD’nin sarsılan ekonomisi ve yıpranan imajını durdurursa başarılı, Erdoğan’sa Türkiye’nin düzelen ekonomisi ve parlayan imajını durdurursa başarısızdır.
8- HEDEF: Obama, ülkesini, bir önceki başkan hariç (Oğul Bush) eksi dört başkanın (Clinton, Baba Bush, Reagan, Carter) parlak zamanına geri döndürmeyi, Erdoğan’sa ülkesini, bir önceki başbakan (Gül) hariç eski dört başbakanın (Ecevit, Yılmaz, Erbakan, Çiller) sarsıntılı zamanlarına geri döndürmemeyi hedefler.
9- SEVGİ: İkisini de seven çoktur ama hiç bir Amerikalının Obama için canını verme ihtimali yoktur. Erdoğan içinse canını feda edenler çıkabilir.
10- NEFRET: İkisinin de nefret edeni çoktur ama kimse Obama’yı öldürmeye kalkmamıştır. Erdoğan içinse  suikast planları yapılmıştır.
11- GÜVEN: Seçmenleri Obama’ya değil sisteme güvenir ve herşeyi başkandan beklemezler. Erdoğan’ın seçmenleri ise sisteme değil Erdoğan’a güvenir ve herşeyi başbakandan beklerler.
12- İKİ SORUN: Obama ırkçılığı, Erdoğan vesayeti yenerek ülkesinin lideri oldu ama iki halk ta biliyor ki iki çiçekle bahar gelmez!
13- ZENCİLİK: Dün, birisi Amerika’nın, diğeri rejimin zencisiydi. Bugün, ikisi de zor bir süreci geçerek lider oldu. Yarın, Obama’nın zenci kalacağı kesin, Erdoğan’ınki değil.
14- DÜNYA: Obama, Avrupa’da hayranlık duyulan, Afrika’da sevilen, Asya’da idare edilen, Ortadoğuda nefret edilendir. Erdoğan’ın sırası tersinedir.
15- MUHALEFET: Obama’nın ülkede iki, Kongre’de bir muhalif partisi vardır ama kök söktürür. Erdoğan’ın ülkede yirmi küsür, Kongre’de üç muhalif partisi vardır ama esamesi okunmaz.
16- PARTİ İÇİ MUHALEFET: Obama’nın vekilleri, eyaletleri için, Obama’yı harcamayı göze alabilirler. Erdoğan’ınkiler şehirleri için harcanmayı göze alamazlar!
17- POLEMİK: Obama, muhalefetle kamuoyu önünde tartışmaz ama arka planda kuyusunu kazar. Erdoğan’a heryer Trabzon’dur!
18- OY ORANLARI: Obama’nın, muhalefete şiddeti arttıkça ve ses tonu yükseldikçe oyu azalır, Erdoğan muhalefete yüklendikçe, sesi sert çıktıkça oyu yükselir.
19- ZENGİNLER: ABD’de sermaye yelpazesi geniştir. En zenginlerle Obama arasında ilan edilmiş bir savaş yoksa da gizli bir mücadele vardır. Türkiye’de ise yelpaze dardır, savaş vardır ve açıktandır.
20- BÜROKRATLAR: Amerika’dakiler Obama’yı sevmez ama direnmezler onun için Başkan çoğunlukla bypass yapmaz. Türkiye’dekiler de Erdoğan’ı sevmez ama direnirler, onun için de başbakan çoğunlukla bypass yapar.
21- ADAM SEÇİMİ: Obama, adam seçerken, liyakatine göre sıralayıp varsa kendine en sadakatlisini, Erdoğan’sa kendine sadakatine göre sıralayıp varsa en liyakatlisini seçer.
22- VEKİL: Obama, senatör ya da vekil seçiminde minimum söz sahibidir. Erdoğan maksimum. ABD’de vekiller, başkandan çok seçmenine bağlılık duyar. Türkiye’de öncelik tersinedir.
23- KANUN: Obama Beyaz Saray’da taslak hazırlatır, aylar sonra kongreden, aylar sonra da Senato’dan belki geçerse kanunlaşır. Erdoğan hazırlatır, bazen bir gecede kanun olur.
24- GÖREV DEĞİŞİKLİĞİ: Obama için sıralamada çok şey değişmeyecek: Senatör-Başkan-Senatör. Erdoğan içinse değişiklik büyük: Belediye başkanı-Başbakan-Cumhurbaşkanı.
25- PARTİ: Obama’yı dün de bugün de yarın da partiden çekip alsanız, Demokrat Parti öylece kalır, Erdoğan’ı dün alsaydınız AK Parti olmazdı, bugün alsanız parti kalmaz, yarının cevabı ise bilinemez!
26- SEÇMEN SADAKATİ: Obama yeni parti kursa eski seçmeninin yüzde 5’i ya gelir ya gelmez, Erdoğan yüzde 95’i yanında götürür.
27- RİSK ALMA: Obama çoğunlukla risk almaz, Erdoğan çoğunlukla alır, Obama’nın alacağı riski devlet belirler, Devletin alacağı riski Erdoğan belirler.
28- AÇIKLAMA: Obama’nın açıklamaları, olabildiğince geç, yavaş, muğlak, sığ, abartısız, tarafsız, temkinli, yumuşak, planlı ve koordinelidir, Erdoğanınkilerse, alabildiğince erken, hızlı, açık, derin, abartılı, taraflı, dobra, sert, doğaçlama ve bireyseldir.
29- AÇIK KAPI: Obama hem dost ve hem de düşmanıyla ilişkilerinde, her an dönebilecek bir açık kapı mutlaka bırakır bu onun işini kolayaştırır ama “kaypak” izlenimi bırakır. Erdoğan’ın dostu dost düşmanı düşmanıdır, geri dönecek açık kapı çoğunlukla yoktur. Bu, onun işini zorlaştırır ama “mert” yapar.
30- HAYAT: Obama 52, Erdoğan 59 yaşındadır, İkisi de evlidir ve iki kızları vardır. (Erdoğan’ın iki de oğlu vardır) İkisi de gençlik yıllarında aktif spor yaptı. Obama basketbol takımında, Erdoğan’sa futbol takımında oynadı. Obama hukuk, Erdoğan iktisat eğitimi aldı.
31- SİYASET: Obama’yı başkanlığa çıkaran rampa, bütün siyasi tecrübesini borçlu olduğu İllinois eyaletidir. Erdoğan’ı başbakanlığa taşıyan köprü ise aktif siyasetle tanıştığı İstanbul’dur. Obama, hukukçu ve akademisyenlikten, Erdoğansa, İktisatçı ve işadamlığından siyasete geçti.
32- SEÇİM: Obama, 100 yıllık kadim bir partide, önce Hillary Clinton gibi eski başkan eşini sonra da McCain gibi efsane gaziyi yendi. Tek rakip partiye karşı yüzde 51 oy aldı. Erdoğan’sa yeni partisini kendi kurdu, içlerinde başbakan çıkarmışlar dahil 20 partiye karşı yüzde 50 oy aldı.
33- SEYAHAT: Obama başkanlığı süresince, 42 farklı ülkeye toplam 61 ziyarette bulundu, Erdoğan’sa 81 farklı ülkeye toplam 234 seyahat gerçekleştirdi. Obama, Türkiye’ye bir kez, Erdoğan ABD’ye 14 kez gitti.
34- MESAİ: Obama yurt içinde bir kaç, yurtdışında onlarca büyük sorunla uğraşır. Erdoğan’sa yurtiçinde onlarca yurtdışında bir kaç dev sorunla mücadele eder.

ÖZET: İkisi de olağanüstü ülkelerin olağanüstü liderleridir ama bir olağanüstü farkla... Biri Amerikalı diğeri Türk’tür.

26 Temmuz 2013 Cuma

Obama, iftarda ayet okudu


ABD Başkanı Barack Obama, Ramazan ayı münasebetiyle Beyaz Saray'da iftar yemeği verdi.  
Başkan Obama, iftar yemeği öncesinde yaptığı konuşmada Kur'an-ı Kerim'den bir ayet okudu. Ramazan ayının Müslümanlar için kutsal bir ay olduğunu belirten Obama, bu ayda kişinin Allah'a dua ve oruçla ibadet ederek bağlılığını gösterdiğini, ailelerin karşılıklı sevgi ve saygı içinde iftar yemeklerinde bir araya gelerek bağlarını güçlendirdiğini söyledi. Zilzal Suresi'nin 7. ayeti kerimesini okuyan Obama, "Kim zerre kadar hayır işlemişse onun karşılığını görecektir" diye konuştu. 
Obama, yaklaşık 7 dakika süren konuşmasının devamında Müslüman Amerikalıların Amerika'nın gücüne ve ulusal karakterine yaptığı katkılardan bahsetti. ABD'de yaşayan iki Müslüman işadamını örnek gösteren Obama, Müslümanların ülke tarihinin geçmişinden bugüne çeşitli sahalarda sunduğu katkıları anlattı. Amerika'da herkesin Allah'a istediği şekilde ibadet etme özgürlüğüne sahip olduğunu belirten Obama, ülkesinin dini ve siyasi eşitliğin yanı sıra sunduğu ekonomik özgürlüklerden bahsetti. 
Obama, ekonomik fırsat ve özgürlük arzusunun Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da görüldüğü gibi değişimin başlıca nedenlerinden olduğunu söyledi. Başkan Obama konuşmasına, "Daha fazla uzatmak istemiyorum, biliyorum ki karnınız aç" diyerek son verdi. 

Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın da katıldığı iftar yemeğine, Kongre üyeleri, Beyaz Saray yönetiminden üst düzey isimler, çeşitli cemaatlerin liderleri ve çok sayıda yabancı misyon temsilcisi katıldı.
İHA

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Obama, Zimmerman davası kararıyla ilgili ilk kez konuştu: "Bu kanunları gözden geçirmeliyiz"



ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney'nin günlük basın brifinginin hemen öncesinde bir sürpriz yaparak gazetecilerin karşısına çıktı.

Zimmerman davası kararı ve sonrasındaki gelişmelerle özellikle de siyahi Amerikalıların hisleriyle ilgili bir açıklama yapan Obama, öncelikle kendisi ve eşi Michelle Obama'nın, Trayvon Martin 'in ailesine başsağlığı dileklerini iletti ve Martin'in ailesinin, içinde bulundukları duruma rağmen mahkeme kararından sonra fevkalade bir olgunluk göstermesini övdü.

Konuyla ilgili hukuki tartışmaları, yargı uzmanları ve ilgili yetkililere bırakmak istediğini ifade eden Obama, mahkemenin profesyonel bir şekilde yürütüldüğünü ve jürinin kararını verdiğini, sistemin bu şekilde işlediğini söyledi.

Obama, bugün daha ziyade genel durum hakkında, insanların bu karara nasıl karşılık verdiği ve neler hissettiğine dair konuşmak istediğini belirterek, "Biliyorsunuz Trayvon Martin ilk vurulduğunda, 'o benim oğlum da olabilirdi' demiştim. Bu, 35 yıl önce olsaydı Trayvon Martin ben olabilirdi demenin başka bir şekli" ifadesini kullandı.

Afrikalı-Amerikan toplumunun, yaşananlara dair büyük bir acı hissettiğini vurgulayan Obama, siyahilerin bu konuya, bir dizi deneyimler ve ortadan gitmeyen bir tarih üzerinden baktığını söyledi.

Obama,  "Bu ülkede, bir mağazada alışveriş yaparken takip edilme deneyimini yaşamayan çok az siyahi vardır. Buna ben de dahilim. Yoldan karşıya geçerken, arabaların kapılarının kilitlenmesi sesini duyma deneyimini yaşamayan çok az siyahi vardır. En azından senatör olmadan önce bu benim de başıma geldi. Bir asansöre bindikten sonra içerideki bir kadının çantasını endişeyle sıkıca kavradığı ve asansörden çıkana kadar da nefesini tuttuğuna şahit olmayan çok az siyahi vardır. Bunlar sıkça oluyor" dedi.

"Martin'in aynı gerekçeyle Zimmerman'ı vurmada haklı olabileceğini gerçekten düşünür müydük?"

Obama, 'yerini koru' kanunlarını savunanlara seslenerek, "Eğer Trayvon Martin yetişkin ve silahlı olsaydı, o kaldırımda kendi yerini koruyabilir miydi? Kendisini tehdit altında hissettiği gerekçesiyle onu arabasıyla takip eden Zimmerman'ı vurmada haklı olabileceğini gerçekten düşünür müydük? Eğer cevap en azından belirsiz ise bu bana şunu gösterir ki, biz bu kanunları gözden geçirmeliyiz." diye konuştu.

Siyahi gençlerin nasıl teşvik edilip güçlendirilebileceği üzerinde zaman harcanması gerektiğini kaydeden Obama, bunun yanında ülke genelinde herkesin biraz "vicdan muhasebesine" girmesinin önemli olduğunu belirtti.

AA

25 Haziran 2013 Salı

Beyaz Saray: "Erdoğan ve Obama telefonda basın özgürlüğünü konuştu"


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama dün sürpriz bir telefon görüşmesi yaptı.

Beyaz Saray, görüşmede şiddetten uzak durulması ile basın özgürlüğü gibi konuların ele alındığını açıkladı.

Beyaz Saray, ABD Başkanı Barack Obama ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında dün gerçekleşen görüşme ile ilgili açıklama yaptı.

Görüşmede şiddetten uzak durulması; ifade, toplantı ve basın özgürlüğünün önemi üzerinde durulduğu belirtildi.

Obama’nın, Başbakan Erdoğan’ı araması üzerine gerçekleşen ve 1 saat süren uzun telefon görüşmesiyle ilgili Başbakanlık’tan yapılan yazılı açıklamada, “Başbakanımız Sayın Erdoğan, görüşme vesilesiyle, Gezi Parkı’yla ilgili olaylar hakkında da ABD Başkanı Sayın Obama’ya bilgi vermiştir" ifadeleri kullanılmıştı.

Başbakan Erdoğan da AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nın ardından, gazetecilere Obama ile görüşmesiyle ilgili olarak "Obama Gezi Parkı'nı benden dinledi" açıklamasında bulunmuştu.

http://www.haberturk.com/dunya/haber/855214-beyaz-saray-o-telefon-gorusmesini-acikladi

23 Haziran 2013 Pazar

"Büyük resmi görelim!" - Cem Küçük

17 Mart'ta Alman gizli servisi BND'nin Başkanı Gerhard Shindler Suriye'ye bir ziyarette bulundu. Basına çok fazla bilgi verilmese de bu ziyaret çok kritik bir önemi haizdi.Dönüşünde Shindler muhaliflerin eskiye oranla Esad güçlerine karşı çok fazla şansı olmadığını söyledi. 2013'ün başında Esad'ın devrileceğini düşünen BND Başkanı, Suriye'de olup biteni kendi gözleriyle görünce raporunu değiştirdi.

Resmi açıklama böyle de olsa Gerhard Shindler PKK'nın Suriye kolu PYD lideri Salih Muslim ile de görüşmüştü. Bu görüşmeden sonra Muslim Suriye, İran ve Irak'taki Kürtlerin Ortadoğu'da bir demokratik konfederasyon kurabileceğini, o zaman sınır değişikliklerine ihtiyaç duyulmayacağını söyledi. Muslim'e bunu söyleten BND'ydi. 

Çünkü Kuzey Irak yönetimi lideri Barzani'yle Irak yönetimi arasında petrol ve gelir paylaşımı konusunda sorun vardı. Neçirvan Barzani tam da bu dönemde Türkiye ile dostluğun ve işbirliğinin önemine vurgu yapmıştı. Ama Muslim'in açıklamaları Avrupa'nın bu işlerin bilfiil içinde olduğunu gösteriyordu. 

Beş gün önce Kuzey Irak Yönetimi, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na (TPAO), Kuzey Irak'ta 6 bölgede petrol arama için lisans verdi. Bu durum en çok Almanların, İngiliz muhafazakârlarının ve Amerikan neo-con'larını hoşuna gitmedi. Niye mi?

Buradan filmi biraz geri saralım. 10 Ocak'ta Paris'te üç PKK'lı kadın öldürülmüştü. Öcalan'la müzakerelerin başladığı bu dönemde Paris'te işlenen suikast tamamen Avrupa Gladyosu'nun işiydi. Amaç da müzakere sürecini başından bitirmekti. 

Öte yandan Atlantik'in karşı yakasında Obama'nın başı da Amerikan derin devletiyle dertteydi ki hâlâ dertte. Silah kontrol yasasını geçirmek için uğraşan Obama Boston'da patlayan bombalarla Demokratlar'a bile söz geçiremedi. Boston patlamasının faili olduğu ileri sürülen üç Çeçenin ikisi öldürüldü, biri de konuşmasın diye ağız ve tiroidinden vuruldu. Bu bombalama neo-con çetenin kotardığı bir komploydu ve tuttu. Aynı günlerde Obama'ya içinde zehir olan mektuplar gönderildi. Olay zavallı bir meczubun üzerine yıkılmaya çalışıldı.

Çok geçmeden 11 Mayıs'ta Reyhanlı patlaması oldu. 53 vatandaşımız hayatını kaybetti.Türkiye'de kaos çıkarmak ve Suriye meselesinde elini kolunu bağlamak için yapılmış bir operasyondu. Başbakan Erdoğan Gezi Eylemleri için Reyhanlı'nın devamı açıklamasında bulundu. AK Parti binasına LAV silahıyla yapılan saldırı, DHKP-C görünümlü ABD elçiliğine yönelik bombalama eylemini de denkleme koyalım.

27 Mayıs'ta İngiltere'de sonradan Müslüman olmuş iki Afrikalı üzerindeki kıyafetten asker olduklarını düşündükleri birine satırlarla saldırdılar. Saldırganlar ne hikmetse olayı videoya birebir kaydetmişler. İngiliz medyası boş durur mu, günlerce bu saldırıyı işledi. Üç gün sonra bu olayın bir benzeri bu sefer Paris'te yaşandı. Orada da saldırgan İslami jargonla bağırıp çağırıyordu. Kameralar da olayı şıp diye çekmişlerdi. Bunların hepsi Avrupa Gladyosu'nun operasyonuydu.

Sonra 31 Mayıs'ta günlerdir konuştuğumuz Gezi Parkı eylemleri devreye girdi. Gayet insancıl ve barışçıl başlayan eylemler araya başkalarının girmesiyle bir kalkışmaya döndü. Almanların Deutche Bank üzerinden borsa manipülasyonları, dışarıya para akıtmaları, dövizle oynamaları bir miktar etki etse de Türkiye'yi olumsuz etkilemedi. Hükümeti ve özelde Erdoğan'ı devirmek isteyenler boşa çıktılar. Ama Türkiye tam 20 gün boyunca içe kapandı ve dünyada ne olup bittiğiyle ilgilenmedi.

Biz birbirimizi yerken Pentagon Obama'ya Suriye'nin kimyasal silah kullandığıyla ilgili aynı raporu 4.kez sundu. Obama daha önce kabul etmediği raporu bu sefer kabul etti. Çünkü oynanan oyunu görüyordu. Tam da bu sırada Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon'u istifaya zorladı ve nispeten liberal Susan Rice'ı göreve getirdi. 

Obama'yı zor durumda bırakmak için bu sefer NSA (Ulusal Güvenlik Teşkilatı) çalışanı Edward Snowden ABD'nin Prism programıyla herkesi hukuksuz dinlediğini ifşa etti ve bu Guardian'da yayınlandı. Zbigniew Brzezinski, 'Vatansever olduğunu söyleyen biri gizli bilgileri niye başka ülkeye verir ki?' diye sordu. Haklıydı. Tezgâh büyüktü. 

4 gün önce de ABD Federal Soruşturma Bürosu FBI, Obama ve İsrail karşıtı Müslümanlara suikast düzenlemek için yüksek radyasyon veren 'X-Ray silahı' geliştiren iki ABD vatandaşını gözaltına aldı. ABD basını hedefin Obama olduğunu yazdı. Guardian ise, 'Hedefte Müslümanlar vardı' dedi. Aslında hedef Obama'nın bizzat kendiydi.

Son altı ayda bu kadar olay olurken bunların hepsi eğer tesadüfse söylenecek bir şey yok. Ama az aklı çalışan biri bunların hepsinin koordineli ve önceden organize edilmiş olaylar olduğunu bilir.

Bunları yapanlar, yani içeride Erdoğan'ı, dışarıda Obama'yı hedefe koyanlar bildiğimiz bir ekip. Avrupa Gladyosu (Almanlar-İngiliz muhafazakârları, Fransa), neo-con'lar (CIA, Pentagon ve NSA'in çekirdek kadroları, silah ve petrol lobisi, Cumhuriyetçi senatörlerin bir kısmı), İsrail sağı. Bir de bu yapının kontrolündeki medya, iş dünyası ve Türkiye'deki lobilerini ekleyin. 

Büyük resim budur. Yok her şey spontane gelişiyorsa ve buna inanıyorsanız niçin korkuyorsunuz ki? Gezi eylemlerinin üzerinde 1 ay bile geçmemişken saçma sapan sosyolojik yorumlar yapanları ciddiye alırsanız olayın özünü kaçırırsınız. Ama terör sorununu çözmüş, iç barışı sağlamış ve ekonomik anlamda en iyi zamanlarını yaşayan Türkiye Orta Doğu'da kimleri oyun dışına itiyor iyi düşünmek lazım.

20 Haziran 2013 Perşembe

? "Obama'ya suikast düzenlemek için yüksek radyasyon veren "X-Ray silahı" geliştirdiler"



FBI, Amerikan enerji şirketi General Electric'te teknisyen olarak çalışan Glendon Scott Crawford ve mühendis Eric J. Feight'ı ölümcül radyasyon yayan bir "X-Ray" silahı geliştirmek suçlamasıyla geçtiğimiz Salı günü gözaltına aldı.

Federal Soruşturma Bürosu'nun Crawford ve Feight'e yönelik suçlamaları ise oldukça ağır ve 15 yıla kadar hapis cezası gerektiriyor.

FBI'ya göre, teknisyen Crawford ve mühendis Feight uzun bir süredir yeni bir suikast silahı üzerinde çalışıyor. İkilinin hedefinde ise ABD Başkanı Barack Obama ve İsrail karşıtı Müslüman muhalifler var.

Amerikan ABC televizyonunun haberine göre, geçtiğimiz Salı günü FBI tarafından gözaltına alınan 49 yaşındaki Glendon Scott Crawford ile 54 yaşındaki Eric J. Feight'in hedefinde özellikle ABD Başkanı Barack Obama vardı.



Habere göre, söz konusu iki kişi, ölümcül radyasyon yayan X-Ray silahı geliştirmek için uzun zamandır çaba harcıyor ve bunun için finansal kaynak arıyorlardı. FBI'ın bir kamyonun içinde ele geçirdiği silahın "işlevsel" ve "ölümcül" olduğu iddia edildi.

PARA İÇİN KU KLUX KLAN'A GİTTİLER
Silaha finansal kaynak sağlamak için bu iki kişinin ırkçı Ku Klux Klan örgütü ve bazı İsrail derneklerine de başvuru yaptıkları belirtildi.

'BOSTON'DAN OBAMA SORUMLU'
ABD televizyonunun haberinde, Crawford'un Obama'yı uyguladığı göçmen politikaları nedeniyle Boston'daki terör saldırısından sorumlu tutuğu ve saldırının gerçekleştiği 15 Nisan'da cep telefonundan attığı mesajda, "Bunun sorumlusu Obama" diye yazdığı ileri sürüldü.

'MÜSLÜMANLARI ABD'YE YERLEŞTİRİYOR'
Crawford'un mesajında ayrıca şunları yazdığı da belirtildi: "Obama, geçmişleri araştırılmadan Müslümanların ABD'ye girmesi emrini hükümete verdi. Hiç bir yasaya uymuyorlar, Obama yönetimi söz konusu Müslüman işgaline sponsorluk yaparken, bunları yazmaması için de basına baskı yapıyor."

Konuyla ilgili İngiliz Guardian gazetesinde yer alan haberde ise, hedefin İsrail karşıtları ve Müslümanlar olduğu belirtildi.

Haberde, Crawford'un ölümcül "X-Ray silahı"nı geliştirmek için 2012 yılında bazı Yahudi kuruluşlarına başvurarak, finansal kaynak aradığı ifade edildi.

UZAKTAN KUMANDALI
Crawford ve Feight'in geliştirdikleri silahı aynı zamanda uzaktan kontrol etmek için bir mobil cihaz da geliştirdikleri iddia edildi.

Soruşturmayı yürüten Geoffrey Kent, "Crawford özellikle bazı Müslümanlar ile İsrail karşıtı bazı kişi ve grupları hedef olarak belirledi" dedi.



HEMEN ÖLDÜRMÜYOR
ABD yetkililer, Crawford ve Feight'in geliştirdiği silahtan yayılan radyasyonun etkisini, saldırıdan birkaç gün sonra gösterdiğini ve ölümcül olduğunu da açıkladı. Crawford ve Feight'e yöneltilen suçlamalar kanıtlanırsa, 15 yıla kadar hapis cezası alabilirler.


http://www.ntvmsnbc.com/id/25450189/