süleyman yaşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süleyman yaşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2013 Çarşamba

"Türküm, doğruyum, çalışkanım" dediler 19 defa IMF'ye gittiler - Süleyman Yaşar



İlkokullarda andımızın kaldırılması bazılarını çok rahatsız etti. Hatta "Andımızın neresinden rahatsız oldular?" diyerek soruyorlar. Yine andımızın kaldırılmasının felaket olduğunu ileri sürenler bile var.
Peki soruyu bir de şöyle sorsak "İlkokullarda 1933'ten beri tekrarlanan andımızın bu ülkeye ne faydası oldu?" Bırakın andın faydasını, zararı oldu. Başta Kürt milliyetçiliği olmak üzere diğer etnik ve kültürel milliyetçilik akımları ivme kazandı bu süreçte. Bir de milliyetçilik söylemi ekonomide dışa açılmayı engelledi. Pek çok ülke 1960'lı yıllarda dış ticaretini serbestleştirip küresel rekabete girişirken biz 1971'de korumacı tedbirler aldık. Böylece motoru sürekli su kaynatan kalitesiz arabalar bu ülke insanına dünya fiyatlarının beş katına, çalışırken yürüyen çamaşır makineleri, bir türlü net görüntü vermeyen televizyonlar dünya fiyatlarının on katına satıldı.
İşte çocuklara her sabah "Türküm, doğruyum, çalışkanım" tekrarı yaptıranlar yerli malı haftaları düzenleterek kalitesiz malların zorla tüketilmesini sağladılar. Tabii bu arada bazıları zenginleştikçe zenginleşti. 1984'te Turgut Özal, yüksek gümrük duvarlarını kaldırıp ekonomiyi rekabete açınca haksız kazançlarını kaybedenler Özal'ı öldürmek için suikast düzenlediler. Sonunda başarılı oldular, zehirleyip öldürdüler. Ardından "Kürt çocuğuna her sabah Türküm doğruyum çalışkanım dedirtirsen Kürt çocuğu da çıkar daha doğruyum, daha çalışkanım der" diyen Necmettin Erbakan'ı da bir darbeyle Başbakanlıktan uzaklaştırdılar. Erbakan, bir de KİT'lerin ellerindeki mevcut parayla finansman havuzu kurup yüksek faizle borçlanmayı engelleyince antçılar için kötü adam olmuştu tabii. Bu arada postmodern darbenin ardından ilkokullarda ant okunmaya devam ederken darbeyi destekleyenlerin kamu bankalarını soymalarına göz yumuldu. Kredi kartı alacak mali itibarı olmayanlara darbeyi destekledikleri için banka kurma izni verildi. Böylece vatandaşın mevduatı bu özel bankalardan hortumlanıp yurtdışına transfer edildi. Bu arada sabah akşam Onuncu Yıl Marşı'nı söyleyip, "Ne mutlu Türküm diyene" tekrarı yapanlar bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 24'e, devlet borçlarının milli gelire oranını yüzde 94'e yükselttiler. Ve dönemin başbakanı Bülent Ecevit başka çare kalmadığı için 1999'un sonunda IMF'ye gitti "battık, gelin bizi kurtarın" dedi. Anlayacağınız her sabah ilkokullarda ant tekrarlanırken birileri devleti soyduğundan bu ülke tam 19 defa IMF'ye gidip borç almak zorunda kaldı.
Niye anlattık bütün bunları? Anlattık çünkü Başbakan Erdoğan son on yılda bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 1.5'e, kamu borç yükünü yüzde 36'ya geriletti. Nasıl yaptı bunu? Bütçenin hortumlamasını engelledi. Böylece bütçe açığı azalıp borç yükü gerileyince on bir yıl önce 230 milyar dolar olan milli gelir 820 milyar dolara yükseldi.IMF'ye olan borçlar ödendi. O halde artık her sabah ant tekrarına gerek kalmadığını söyleyebiliriz.

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yasar/2013/10/07/turkum-dogruyum-caliskanim-dediler-19-defa-imfye-gittiler

12 Haziran 2013 Çarşamba

Faiz lobisi vatandaşı nasıl soyuyor? - Süleyman Yaşar

Faiz lobisi, paranın fiyatı olan faizi manipüle ederek rant kollayanlara hizmet edip, onlara güzelleme yapanlara deniliyor. 
Bizde de "faiz lobisi yoktur, faizler piyasada arz ve talebe göre belirlenir" diyerek halkı kandırmaya çalışanlar, siyasetçi ve bürokratlara finans kesiminin çıkarları için baskı yapanlar ile bürokrasiye finansal kesiminin rantlarını kollamak için kendi elemanlarını yerleştirenler faiz lobisini, oluşturuyor.
Gelelim faiz lobisinin vatandaşı nasıl soyduğuna… 
Nobel ödüllü ünlü iktisatçı Joseph Stiglitz, faiz lobisinin fakir halkı nasıl soyduğunu şöyle anlatıyor: "Finansal sektör asimetrik enformasyon yani vatandaşın bankalarla eşit bilgiye sahip olamaması ve devletin finans sektörüne sağladığı garantiler aracılığıyla düşük faiz hadleriyle borçlanıp, yüksek riskler alarak düşük gelir gelir gruplarını adeta soyar." Yine Stiglitz'e göre, finans kesimi asimetrik enformasyon ve devletten sağladığı garantilerle (büyük batırılamaz v.b.) aşırı risk alabilme yetkisini, bir rant kollama faaliyetiyle yani lobiler aracılığıyla elde ediyor. Çünkü finans sektörü, kalitesiz borçlanma araçlarıyla halktan yağmacı zihniyetle topladığı parayı adeta dolandırıcılık yaparak kredi kartı müşterisine yansıtıyor.
Böylece toplumsal piramitin en altındaki dar gelirlilerin alın teriyle kazandığı parayı piramitin en üstündeki toplumun yüzde 1'ini oluşturan zenginlere aktarıyor. (The Price of Inequality, Joseph Stiglitz s.36-37) Gelelim Türkiye'ye… Bildiğiniz gibi Rekabet Kurumu 12 bankayı Stiglitz'in izah ettiği biçimde mevduat, kredi ve kredi kartı faizlerini manipüle ettiği gerekçesiyle yakaladı. Ve kurulun 13.3/198-100 sayılı kararıyla cezalandırdı. Bu arada faiz lobisinin Türkiye ekonomisine verdiği hasarın Rekabet Kurumu'nun tespit ettiğinden oldukça büyük olduğunu yeri gelmişken belirtelim. Çünkü rant kollamak için faiz lobisinin bürokrasi ve siyasetçi üzerinde yaptığı baskı sonucunda faizler yüksek tutulduğundan, daha doğrusu dalgalı kur rejimi ve sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide ülke içi reel faizlerin küresel reel faizlerin çok üzerinde seyretmesi nedeniyle bu ülkede kaynak dağılımı bozuldu. 
Dış ticarete konu olan mallar (traded goods) yerine dış ticarete konu olmayan malların (nontraded goods) üretimi çoğaldı.
Böylece dış ticarete konu olmayan gayrimenkul, lokanta, kuaför hizmeti gibi alanlara yatırımlar yoğunlaştı. Hatta son dönemde bazı büyük holdinglerin lokanta zinciri yatırımlarına yönelmesi bu tezimizi doğruluyor.



http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yasar/2013/06/12/faiz-lobisi-vatandasi-nasil-soyuyor