financial times etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
financial times etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2013 Perşembe

FT: Gül iktidar hırsı sinyalleri veriyor


Financial Times, iktidar hırsı sinyalleri veren bir cumhurbaşkanından bahsediyor: Abdullah Gül.
Gazeteye göre dün TBMM'nin yeni yasama yılının açılışında yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan'a alternatif bir siyasi yaklaşım sergilediği izlenimi uyandırdı.

Financial Times, dün Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı sıfatıyla meclisi son kez açtığını hatırlatıyor.
Daniel Dombey'in İstanbul'dan kaleme aldığı makalede, Gül'ün konuşmasının sonlarında ''Milletimizin hizmetinde olmaya devam edeceğim'' şeklindeki sözlerinin ileriye dönük siyasi planları olabileceğine işaret ettiği belirtiliyor.
Gazete, Türk toplumunun kutuplaşmasına karşı uyarıda bulunan, Gezi eylemlerinde ölen protestocuları anan ve özgür bir medyanın önemine vurgu yapan Abdullah Gül'ün konuşmasının yaygın biçimde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a verilmiş bir cevap olarak görüldüğünü yazıyor.
Makale, Gül'ün muhtemelen Başbakan'ın giderek otoriter bir hal aldığı ve basını susturduğu eleştirilerine gönderme yaparak demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak güçler ayrılığı, basın özgürlüğü ve etkili bir muhalefetin gereğini vurguladığını ifade ediyor.

'Gül daha uzlaşmacı'

Başbakan Erdoğan'ın Gezi protestoları esnasında saldırganca bir üslup sergilediğini düşünen Financial Times, Abdullah Gül'ün ise olaylara ''biz ve onlar'' ayrışmasıyla bakılmamasını telkin eden ve Türk dış politikasının ağırlık merkezinin Avrupa Birliği olduğuna vurgu yapan, daha uzlaşmacı bir görünüm çizdiğini yazıyor.
Erdoğan ve Gül arasındaki bu ''tezat'', Financial Times'a göre, ''gelecek yıl yapılacak ilk doğrudan cumhurbaşkanı seçimi öncesinde belirsiz bir iktidar değişimine doğru ilerleyen Türkiye'de özellikle önem kazanıyor.''
Makale şöyle devam ediyor: "Gül'e yakın kaynaklar, siyasi geleceği konusunda kendisinin henüz bir karar vermediğini söylüyor; fakat geçmişte Gül'ün başbakan olarak görev yapmayı düşünebileceği ifade ediliyordu."
Gazeteci Sedat Ergin'in görüşü aktaran Financial Times, ''Gelecek yıl bu sıralarda kimin cumhurbaşkanı ya da başbakan olacağını bilmiyoruz. Bu da Gül'ün konuşmasını özellikle önemli kılıyor.'' diye yazıyor.

Putin-Medvedev farkı

Erdoğan'ın gözünün cumhurbaşkanlığında olduğunu belirten Financial Times, Abdullah Gül'ün yakın çevresinden kişilerin henüz siyasi geleceğine ilişkin bir karar vermediğini söylediklerini, ancak geçmişte Gül'ün başbakanlığı düşünebileceği görüşünün dile getirildiğini bildiriyor.
Financial Times, eğer Gül ve Erdoğan ikilisi gelecek yıl koltuklarını değiştirmiş olurlarsa, bunun Rusya'da Medvedev ve Putin arasındaki ilişkiye benzemeyeceğini vurguluyor.
Gazete, bu ikilide her zaman için Putin'in tartışmasız daha üstte yer aldığını, buna karşılık Erdoğan ve Gül'ün ise Türk kamuoyunda eşit bir popülerliğe sahip olduklarını düşünüyor.
Financial Times, AK Parti'nin iki kurucusu arasında bir sürtüşme doğmasına ihtimal verilmese de, Cumhurbaşkanı Gül'ün Başbakan'dan ayrı düşündüğü konuları açıkça belli ettiğini ve dünkü Meclis konuşmasınında bu farklılığın vardığı son nokta olduğunu yazıyor.

6 Ağustos 2013 Salı

Türkiye'den PYD'ye bir yıl önce tehdit bugün işbirliği - Financial Times


Financial Times gazetesi, Türkiye'nin son dönemde PKK'nın Suriye'deki uzantısı olarak bilinen Demokratik Birlik Partisi'yle (PYD) ilişkilerini değerlendiren bir yazıya yer veriyor bugün.

Daniel Dombey ve Abigail Fielding-Smith imzalı yazıda gazete, Türkiye'nin, yaklaşık bir yıl önce askerî operasyonla tehdit ettiği Suriye'deki Kürt grupla bugün ilişkilerini güçlendirmeyi amaçladığını belirtiyor.

Financial Times, "PYD'nin Suriye'deki İslamcı militanlarla olan savaşının kendi güvenliğini tehdit ettiğini ve ayrıca bu çatışmaların Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesini geciktireceğini düşünen Ankara hem ülke içindeki hem de bölgedeki Kürt gruplarla ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor" diyor.
Gazete, Türk yetkililerin PYD'ye hep şüpheyle yaklaştığını bunun başlıca sebebi olarak da Kuzey Irak'taki Kürtler'in aksine, PYD'nin PKK'nın Suriye'deki uzantısı olmasını gösteriyor.
Yaklaşık bir yıl önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Bir terör örgütünün Suriye'nin kuzeyinde kamp kurarak Türkiye'yi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz" sözleriyle, PYD'yi hedef alan bir askerî operasyon tehdidinde bulunduğunu hatırlatan Financial Times, o zamandan bu yana, Türkiye Suriye sınırında PYD ve İslamcı militan gruplar arasındaki çatışmaların Ankara'yı telaşlandırdığını belirtiyor.
"El Kaide bağlantılı Cephetül Nusra, Suriye'de Beşar Esad'ın en büyük muhalifleri arasında. Ankara da Esad'ın devrildiğini görmek istiyor. Ancak Türkiye, hem çatışmalar sonucunda meydana gelen can kayıplarından hem de bu çatışmaların, daha ılımlı muhalif yapılanma Özgür Suriye Ordusu'nun Halep ve Humus'a destek birlikler göndermesini engellemesinden şikâyetçi" diyen Financial Times yazısını şöyle sürdürüyor:
"PYD lideri Salih Müslim geçen ay Türkiye'ye davet edildi ve üst düzey Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ve istihbarat görevlileriyle görüştü. Başka görüşmelerin de yapılması bekleniyor. PYD sözcüsü Alan Semo, Türkiye için tehlikenin Kürtler değil, Cephetül Nusra gibi İslamcı gruplardan geldiğini söyleyerek Türk hükümetine yönelik olarak 'Bizimle işbirliği yapacaksanız sizi İslamcı militanlardan koruruz' dedi."
Financial Times yazısını eski bir Türk diplomat Sinan Ülgen'in, PYD ile Türk hükümeti arasındaki ilişkinin gelişmesinin PKK'yla başlayan barış sürecinin başarıya ulaşıp ulaşmamasına bağlı olduğunu görüşüyle bitiriyor.

2 Ağustos 2013 Cuma

Türkiye hükümeti ve protesto hareketi - Financial Times


Türkiye Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, Gezi Parkı eylemlerini yönlendirenlerin “müebbet hapis” cezasıyla karşılaşabileceğini söylemesi ve İçişleri Bakanı Mummer Güler’in, spor karşılaşmalarında siyasi tezahüratın yasaklanacağını açıklaması, Financial Times’ta genişçe bir haberde konu ediliyor.
Haberde görüşüne yer verilen Uluslararası Af Örgütü araştırmacısı Andrew GardnerProtestolar boyunca işlerin iki şekilde gidebileceğini düşündük: Hükümet kendi hatalarından öğrenebilir veya muhalif seslerin susturulması için daha fazla baskı görebilirdik diyor ve hemen ekliyor: Ne yazık ki ikincisini gördük.
Gezi Parkı eylemleri sırasında göstericilerin sığınmasına izin veren Divan Otel’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından suç işlemekle itham edildiği hatırlatılan haberde, otelin sahibi olan Koç Holding’e bağlı TÜPRAŞ’a vergi müfettişlerinin baskın düzenlediği aktarılıyor.
Beyaz Türklerin simgesi” olarak görülen Koç grubunun, Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasının yaklaşık %10’unu meydana getirdiğine dikkat çekilen haberde, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in baskınla Gezi protestoları arasında “hiçbir bağlantı olmadığını” söylediğine de yer veriliyor.
Haberde ayrıca, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın açıklamasına göre, Gezi Parkı eylemleri sürecinde 22 gazetecinin kovulduğu, 37 gazetecininse istifaya zorlandığı belirtilerek, bu gazetecilere Milliyet gazetesinin yöneticisinin de katıldığı kaydediliyor.
Haber, iktidara yakın olarak görülen ve Gezi protestoları sırasında okuyucu tepkisine hedef olan Sabah gazetesinin görevden alınan “Okur Temsilcisi” tıklayınYavuz Baydar’ın şu sözleriyle sona eriyor: “Şu anda bağımsız medya çok az alan kaldı. Özgür basın olmadan demokratikleşme süreci ise mümkün değil.”

BBC Türkçe

Turkey warns protest ringleaders they face life in jail

25 Haziran 2013 Salı

Financial Times: Türkiye, Brezilya, Mısır... Tüm bunlar bir rastlantı olamaz - BBC Türkçe


Financial Times yazarlarından Stefan Wagstyl, Türkiye ve Brezilya'daki gösterileri gelişmekte olan ekonomilerde görülen protesto eylemlerinin ışığında değerlendiriyor.

“Artan refah her zaman daha özgürlükçü bir siyaset getirmiyor” başlığını taşıyan yazı, “Dünyanın gelişmekte olan pazarları daha önce görülmemiş protestoların pençesinde” tespitiyle başlıyor ve şöyle devam ediyor: Bugün Brezilya, birkaç gün önce Türkiye'ydi. Ondan önce de Rusya, Endonezya, Hindistan ve Güney Afrika. Bu ülkelerin hepsi son bir yılda büyük gösterilere sahne oldu. Ondan önce de Arap Baharı vardı. Farklı siyasi, ekonomik ve sosyal koşullara sahip ülkeler arasında benzerlikler kurmak tehlikeli. Rusya lideri Vladimir Putin geçen yıl üçüncü kez seçilmiş olsa da, otoriter rejimi Brezilya, Türkiye, Hindistan ve hatta Endonezya'da görülen demokratik çoğulculuğa pek benzemiyor. Türkiye ve Ortadoğu'da anahtar önemde rol oynayan İslamcı güçler, başka yerlerde kayda değer değil. Güney Afrika Apartheid rejiminin zehirli mirasının acısını çekiyor. Brezilya ve Rusya'da göstericilerin hedefi resmi düzeydeki yolsuzluk. Hindistan ve Endonezya'da ise sorun kesilen yakıt yardımlarıydı.

TESADÜFTEN FAZLASI
Financial Times yazarı, gelişmekte olan ülkelerdeki bu farklı sorunlara karşın, bu protesto dalgasının bir tesadüften fazlası olduğu görüşünde. Gösterilerin diğer gösterileri beslediğini belirten Waghstyl, 1960'ların sonunda Avrupa'da görülen eylemler ve 1989-1991 yılları arasında Doğu Avrupa'da görülen komünizm karşıtı gösterilerin hızla sınırları aştığını hatırlatıyor.

“Yetkililer bilgiyi bastırmak için hızla hareket geçebiliyor. Körfez ülkeleri Arap Baharı sürecinde bunu yaptılar. Ama mobil iletişim ve internet eylemcilere avantaj sağladı” diyen yazar şöyle devam ediyor: Eylemler, ekonomik sıkıntı çekildiği bir dönemde yapılıyor. Gelişmekte olan ekonomiler kalkınmış dünyadan daha hızlı büyüyor ama onlar da, Arap ülkelerinde gençler arasındaki işsizlikten, Brezilya'daki yetersiz kamu hizmetleri ve Hindistan'da sübvansiyonların büyüttüğü bütçe açığına, mali zorluklarla yüz yüze. Suudi Arabistan'ın başını çektiği birkaç petrol zengini ülke protestoları büyük kamu harcamalarıyla bastırabilir ama diğer hükümetler taviz vermek zorunda.

UZUN SÜRELİ İKTİDARLARIN SONUCU
Stefan Wagstyl gösterilerin bir nedeninin de, eylemlerin görüldüğü ülkelerde uzun süredir iktidarda bulunan hükümetlerin gençlere miadını doldurmuş gibi görünmesi olabileceğini belirtiyor ve Putin'in 2000, Erdoğan'ın 2002, Brezilya'da da İşçi Partisi'nin 2003'ten bu yana iktidarda bulunduğunu hatırlatıyor. Güney Afrika'da da Afrika Ulusal Kongresi'nin 1994'ten bu yana ülkeyi yönettiğini belirtiyor.

Yazı şöyle sona eriyor: Güney Afrika, Brezilya, Türkiye ve Rusya'da kişi başına düşen yıllık gelir 12-18 bin dolar düzeyinde. Bu düzey yükselen orta sınıfın daha fazlasını talep ettiği bir seviye. Temel ihtiyaçları büyük oranda giderilince, daha geniş bir çerçeveden bakmaya başlıyor, daha iyi kamu hizmeti, sosyal özgürlükler, siyasi katılım ve polis zulmüne son verilmesini istiyorlar. Tarih bu taleplerin ekonomik kalkınmanın normal, doğal sonuçları olduğunu gösteriyor. Ama hiç şüphesiz tarih geleceği belirlemiyor. Rusya ve Çin gibi hammadde zengini ülkeler siyasi özgürleşmeye direnmekte başarılı olabilirler ki bazı Körfez ülkeleri bunu başardı. Sosyal, siyasi ve ekonomik özgürleşme yanlıları için hiçbir şey garanti değil. Ama zaman onların yanında.


http://www.hurriyet.com.tr/planet/23581218.asp