faiz lobisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faiz lobisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2013 Cuma

Faiz lobisinin içyüzünü açıklıyorum - Güventürk Görgülü

Şu faiz lobisini bir de benden dinleyin. Size işin içyüzünü anlatacağım.

Üç ay kadar önceydi. Cep telefonum çaldı. Baktım, Zello üzerinden Houston'daki faiz lobisinden arıyorlar. "Buyrun" dedim. Karşıdaki ses biraz gergindi; "Bugünlerde sizin başbakan haddinden fazla başarılı, bu nedenle faizler çok düştü, bir şeyler yapmamız lazım" dedi. Tabii mesajı hemen aldım. "Sorun değil hallederiz" cevabını alınca "Senin gibi 200 bin kişiyi daha arayacağım" deyip aceleyle kapattı.

Bu tür durumlarda ne yapılması gerektiğini Faiz Lobisi'nin her adamı gibi ben de çok iyi biliyorum. Çünkü her yıl, dış mihrakların "Türkiye'nin Önünü Nasıl Keseriz" konferanslarına düzenli olarak katılırım. Uzatmayayım, hemen Zello örgütünün diğer üyelerini aradım. Sesimi duyunca hepsi çok memnun oldu. Bütün sol örgüt liderleri filan oturup bir plan yaptık. Emek Sineması eylemlerinin yarattığı ortam nedeniyle Türk halkının kültürel miras konusunda yükselen hassasiyetini mi kaşıyalım, yoksa Taksim'i yayalaştırma projesini mi kullanalım diye düşünürken belediyenin Gezi Parkı'nda beş ağacı tıraşlayacağını öğrendik. İşte beklediğimiz fırsat buydu. Rolex saatlerimizi şıkırdatarak viski kadehlerimizi tokuşturduk. Sonra hemen Zello'dan Cihangir'de, Galata'da uyuyan hücrelerimizi aradık. Uyuyan hücrelerin çoğunun içkiden kafası kıyaktı zaten. "Gidin Gezi'ye kendinizi atın kepçenin önüne" talimatını verince bir saniye bile kaybetmediler tabii. Kolay mı, her ay Cihangir'de Firuzağa kahvesinde, bavulla Houston'dan gelen parayı bizzat ben dağıtıyorum hepsine.

Neyse bunlar beş on kişi toplandı kepçenin önüne,. Zaten hepsi ne yapacaklarını çok iyi biliyor. Mehmet Ali'nin piyesinde eğitimlerini almışlar daha bir sene önceden. Attılar kendilerini makinenin önüne, yaparsın yapamazsın, polisler geldi tartışıyorlar. Ben de bu arada boş durmuyorum tabii. Zello'dan Sırrı Süreyya'yı çağırdım, paranın kokusunu alınca topukları vura vura geldi tabii kerata. Neyse O da attı kendini kepçenin önüne, gazeteciler, kameralar filan tam istediğimiz gibi dört kol çengi...

Stratejimizi anladınız; halkın beş adet ağaç konusundaki hassasiyetini biliyoruz ya, biraz kaşısak halk ayaklanması çıkacağından hepimiz eminiz. Sonra Başbakan'ın imajı sarsılacak, arkasından gelsin faizler... Basit ama şeytanca değil mi? Sonrasını biliyorsunuz, Sırrı Süreyya makineleri durdurur, basın açıklaması yapılır filan. Tabii hiç zaman kaybetmeden araya Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası ve diğerleri de girdi. Bu Türkiye'deki meslek odaları, tıpkı CHP ve diğer sol partiler gibi doğrudan Houston'daki merkeze bağlı olarak çalışırlar. Yani onların kaç para aldıklarını bile bilmeyiz. Derken iş iyice kızıştı en az bin adamımızı topladık ama hala bir şeyler eksik...

O sırada Türkiye'nin Önünü Nasıl Keseriz Toplantıları'nda Faiz Lobisi'nin dağıttığı "Faiz Lobisi Eylemcisi'nin El Kitabı'nı karıştırırken aradığımı buldum. Bizim çocukları toparlayıp "Şimdi" dedim "bu akşam burada kitap okuyacaksınız". Neden? Çünkü polis, kitap okuyana saldırır. Faiz lobisi eylemcisinin el kitabında öyle yazıyor. Başka ne yazıyor? "Halk ayaklanması çıkarmanın 101 yolu" bölümünden aynen okuyorum: "Ağaç için kitap okuma eylemi yapanlara polis bir hareket yaptı mı halk zıvanadan çıkar." İnanmazsanız göstereyim sayfa numarası vereyim. Sonrası malüm. Sabaha karşı polis bizim çocukların üstüne gelir, polis kılığına girmiş Zellocular çadırları yakar, bizim çocuklar kendini oradan oraya atar... Ama Allah'ı var hepsi on numara oyuncu. E tabii Lobi'nin en has adamı Mehmet Ali'den almışlar talimi terbiyeyi. Başta dedim ya Türkiye çapında 200 bin adamımız var. Hepsi de Twitter'da Facebook'ta örgütlü. Özellikle Twitter çok önemli çünkü zaten kuruluş amacı doğrudan faizleri yükseltmek. Bu görüntüleri Twitter'dan Facebook'tan hemen pompaladık, "Akşama Taksim'deyiz" dedik mi... Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Bizde hesap şaşmaz. Hatta Necati şaşar, biz şaşmayız. Toplum Mühendisliği doktoramız Houston'dan.

Ha tabii medyayı neden kullanmadınız diyeceksiniz, izah edeyim. Biz onları satın alamadık, hepsi de vatanına milletine bağlı temiz dürüst insanlar o yüzden. Bizzat ben pek çok patrona gidip bavulla para teklif etmeme rağmen defaatle reddedildim. Hepsi de paraları yırtıp yüzüme attı. Ama zaten pek de bir önemi yok bunun. Yüksek Faiz Lobisi'nin kendi medyası var. CNN, BBC, Reuters ve başkaları. Biz çağırmadan onlar çoktan buradaydılar gördünüz.

İnanın olan biteni 31 Mayıs'tan beri keyifle izliyorum. Nereden mi? Tabii ki Divan Oteli'nin en üst katındaki kral dairesinden, Sırrı Süreyya ve Mehmet Ali'yle bourbonlarımızı tokuşturarak... Eh arada bir görünmek için yakamızı paçamızı çekiştirip bin beşyüz dolarlık Armani gaz maskelerimizle iniyoruz tabii aşağıya. Dediğim gibi bizim çocuklar çok iyi iş çıkardılar. Cihangirlisi, Galatalısı, Kadıköylüsü, Okmeydanlısı, Gazilisi, Ankaralısı, İzmirlisi, Hataylısı. Bu arada tahmin edeceğiniz gibi Beşiktaş Çarşı'da dağıttığımız milyonları saymıyorum bile. Nasıl olsa faizden bin katını kazanıyoruz.


http://www.dunya.com//faiz-lobisinin-icyuzunu-acikliyorum-152307yy.htm

Baronları korkutan kaset! - Faruk Arslan

Haziran 12, 2013


Korkunun ecele faydası yoktur derler. 28 Şubat post modern darbesinin ekonomik soygunları henüz ortaya çıkarılmadı. 21 bankanın battığı 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinde 241 milyar hortumlandı. Sadece Uzanlar grubunun ülkemize zararı 50 milyar dolar.  Halkımız yarı yarıya bir gecede fakirleştirildi ama kimse onların yakasına yapışmadı. Hortumlamayı yapanların bir listesi ve birde kasedi var. Bu kasedin bende olduğunu düşünen bir Hürriyet muhabiri, iki yıl önce beni manşete çekmekle tehdit etmişti. Kasedin bende olmadığını, tahmin ettiği adamda da olup olmadığını bilmediğimi, ama bir gün ortaya çıkarsa benden bilmemesini talep edince Hürriyet gazetesine manşet olamadım. Yemediler… Yahu gerçekten bende yok, inanın ki bende değil.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz lobisi veya çetesi olarak nitelediği İstanbul baronları, sıranın kendilerine geldiğini fark etmiş olmalı ki, Gezi Parkı’nda hükümeti ve Erdoğan’ı infaza yeltendiler. Global sermaye ve medyanın, masonların bu infaz girişimine destek vermesi nedeniyle ülkemiz bir anda Ortadoğu’nun sıradan bir ülkesi, demokratik seçimle gelmiş lideride “diktatör” konumuna itildi. İşte ben buna dayanamam, zuladakileri çıkarmanın vakti geldi.
28 Şubat’ta batan ve batırılan bankalarla ilgili en çarpıcı makaleleri benim yazdığımı takip edenler hatırlayacaktır. 21. yüzyılda, yeni bir 28 Şubat ve batık bankalarda batan paşalar görmek istemiyoruz başlıklı yazım kimsenin gıkını çıkarmadığı dönemde fenomen haline gelmişti. 28 Şubat döneminde, batan bankaların önemli bir kısmında yönetim kurullarında emekli generaller vardı. Banka yöneticileri yargılanırken, askerler davadan muaf tutuldular. Bu anlaşılamayan dokunulmazlık zırhı şu soruyu doğuruyordu: 28 Şubat’da kurtarılmak istenen acaba gerçekten vatan mıydı, yoksa bankalarda paşalarımızın adıyla birlikte battığı ortaya çıkan özel şirketlerin çıkarları mı? Dile kolay 21 banka battı, ülkemin milyar dolarları… Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savcılar eğer soruşturmuyorsa, neyi soruşturacaklar?
KİM, NE GÖTÜRDÜ?
Başbakan Erdoğan tarafından 2003 yılında hazırlatılan BDDK raporu vurgunları şöyle açıklıyordu:
* Türk Ticaret Bankası: 777 milyon dolar zararla battı. Hortumcular, 56 milyon dolar götürdü.
* Bank Ekspres: 435 milyon dolar zararda. Korkmaz Yiğit bankadan 311 milyon dolar götürdü.
* Interbank: 1.2 milyar zarar. Sahiplerinin kullandığı para, 1.1 milyar dolar.
* Yaşarbank: 1 milyar 149 milyon dolar zarar. 103 milyon dolar ortada yok.
* Demirbank: Zararı 648 milyon dolar. Bankanın batmasına ekonomi bürokrasinin sebep olduğu anlaşılmaktadır.
* Sitebank: Devir zararı 53 milyon dolar. Şirket sahibi 7 milyon dolar kullandı.
* Egebank: 1 milyar 220 milyon zararla battı.
* Yurtbank: Zararı 656 milyon dolar. Balkanerler’in kullandığı kaynak 1 milyar dolar.
* Esbank: Zararı 1 milyar 113 milyon dolar. Sahipleri 478 milyon dolar kullandı.
* Sümerbank: 470 milyon dolar zarar. Sahipleri 293 milyon dolar kullandı.
* Etibank: Devir zararı 698 milyon dolar. Patronu 588 milyon dolar kullandı.
* Bank Kapital: Devir zararı 393 milyon dolar.
* İktisat Bankası: 1 milyar 954 milyon dolar zararla battı. Patronu Erol Aksoy’un kullandığı para 879 milyon dolar.
* Bayındırbank: Zararı 116 milyon dolar. Çörtük 95 milyon dolar kullandı.
* Egsbank: Zararı 545 milyon dolar. Hakim gruplar 299 milyon dolar kullandı.
* Kentbank: 681 milyon dolar zararla kapattı. Bürokrasinin yanlış kararlarıyla battı.
* Toprakbank: Zararı 880 milyon dolar. Halis Toprak 485 milyon dolar kullandı.
Pamukbank: Devir zararı 3 milyar 618 milyon dolar. Patronunu 2 milyar 627 milyon dolar kullandı.
Bu bankaların sahipleri halen borçlarını tamamen ödemediler. Herşeyi yazdım ama bir şeyi yazmamıştım, bugünü bekliyordum. Masum başlayan, ağaç kesme protestosu sandığımız Gezi Parkı’nın getirildiği nokta ve hedefi beni de çileden çıkardı. Şimdi gerçekler ortaya çıktı, bende bir katkıda bulunayım ve başbakanımıza hesap soracağı adresi göstereyim.
Erdoğan’ın bir süre önce gizli kalmış parasal manipülasyonların tek tek ortaya çıkarılacağını söylemesi ve olası TBMM hortum komisyonu tehditi, faiz lobisi ve yurt dışı işbirlikçilerini harekete geçirdi. Baronları korkutan kasedin içeriğini biliyorum ve kopyasının en az dört yerde bulunduğundan da haberdarım. Kasedin Başbakan Erdoğan’ın eline geçtiğini bir dostum söylemişti. 2001 yılında yurt dışına çıkarılan bir kopyası New York’ta bir posta kutusunda uzun süre kaldı. Daha sonra Mardinli bir Ermeni tarafından korumaya alındı. Ancak kasedin bu şahıs tarafından Evangelist neconlara bizzat teslim edildiğini sanıyorum. Bir kopyası polis istihbaratta olduğu için önemi yok bunun. Bir nüshası halen okyanus ötesinde olabilir.
Batan bankalarda heba olan devletin ve milletin parasıydı, yetimin hakkıydı ama kimsenin vicdanı Gezi Parkı’ndaki 15 ağaç için sızladığı kadar sızlamadı. Hortumlara göz yuman, vurdumduymaz davranan, becerisizlik gösteren koalisyon hükümetlerinin, özellikle 2001 krizine yol açan, ekonomi bürokratlarının büyük rolü gündeme gelmedi, yargılanmadılar, hesaba çekilmediler. Türkiye’yi 2001 krizine götüren Merkez Bankası, Hazine, bankalar, Sermaye Piyasası müsteşar ve genel müdürlerinin ne yaptıkları, sonra nerelere geldikleri dahi soruşturulmadı. AK Parti, hazinesi tamtakır, bomboş bir enkazı devraldı ve bugüne getirdi.
gazi28 Şubat’ın savcısı olsam, dönemin 25 milyon aylıklı Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’i bir numaralı sanık yapardım. Bugün 10 bin lira emekli maaşı alarak, köşe yazarlığı, holdinglere danışmanlık yapan Erçel’in hak ettiği yer dört duvar arası bir zindan. Zira bahsettiğim kasedin kahramanı o! 2000 yılında Bilderberg toplantısına Türkiye’yi temsilen Rahmi Koç ile birlikte katılan Erçel, küresel patronların Türk ekonomisini batırma görevini nasıl başarı ile yerine getirdiğini kasetteki vahim tabloda ortaya koyuyor. Erçel, Habertürk’te bir süre köşe yazarı olarak utanmadan ekonomi yazıları yazdı, daha sonra Erçel’in faizin babası bir defactoring şirketi olduğunu, yani modern tefecilik yaptığını anlayınca gazete yazarlığına son verdi.
Burada bir Kurtlar Vadisi repliği gireyim: Bu hikayede geçen kişi ve kurumlar ülkemizde belkide yaşamıyordur, ya yaşıyorsa yandınız valla!. Malum artık gizli çekilmiş kaset yayınlamak kanunen yasak, yazmak suç ve mahkemede zaten delil sayılmıyor.
Farz edin ki bu bir fareli köyü basan donkişotun hikayesi: Kasedin çekildiği mekan, Gezi Parkı olaylarına maddi ve manevi destek veren İstanbul baronlarının koç baronunun yönetim kurulu odası. Kimin çektiğini bilemiyorum ama üç dünya lideri bankanın temsilcisi masada baronla pazarlık yapıyor. Gazi Erçel, baronun sağ yanında, sol yanında kartel medyasının Türkiye medya imparatoru oturuyor. (Kızları New York’ta okurken babalarını böyle tarif edermiş). Deutchebank, Bank of America ve City Bank yetkilileri, Türkiye’den bir gecede beş milyar dolar çekeceklerini ve ülkenin devaülasyona gideceğini, Türk parasının ve ekonomisinin çökeceğini anlatıyor. Erçel ve imparatorun elinde birer liste var, listede 38 adet İstanbul baronun adı, bankaları ve aynı gece Merkez bankasından çekecekleri meblağ gözüküyor. En büyük vurgunu en büyük yapacak, holdingin büyüklüğüne göre hortumun miktarını baron efendi belirlemiş. Pazarlık kızışıyor, son kararı medya imparatoru ile Ergenekon sanığı Veli Küçük’ün biraraya gelerek birarada netleştirmesi kararlaştırılıyor. Kasedi çeken sanırım Sarı Levent’in ekibi…
Sonra ne olduğunu biliyorsunuzdur umarım. Bu 38 İstanbul baronu aynı gece Merkez Bankası’ndan beş milyar dolar çekti. Üç yabancı bankada aynı miktarda parasını uçurdu ve 10 milyar dolarlık gedik nedeniyle ülke ekonomisi battı.  Bu yıkımdan sonra siyasete olan güvenin tamamen çökmesi ve AK Parti’nin tek başına iktidara yürümesi kaderin bir cilvesi. Allah, kara hesaplar yapanların tuzağını hep başına çalmıştır. Bugün 10 milyar doları transfer etmekle ülke ekonomisi batırılamaz konuma geldi, 1 trilyon dolarlık ekonomiyi artık ne İstanbul baronları nede global sermaye manipüle edebiliyor. Rahatsızlığın ana nedeni de bu olsa gerek!
Erdoğan, söz konusu kasedin hesabını bugüne kadar sormadı ama 2011’de yaptığı seçim konuşmalarından birinde dile getirdi ve ne dolaplar döndüğünü bildiğini ima etti. Bu sene içinde hem grup toplantısında, hemde bir açılışta Hortum Komisyonu kurup 28 Şubat’ta ülkeyi kasten batıranlardan hesap soracaklarını dile getirdi. Doğrusu da budur… Yapmazsa zaten onlar Gezi Parkı benzeri yeni eylemlerle sokağı kullanacaklardır.
İşte o zaman geldi. Madem ki, yerli ve global çete ülkemizin ekonomik istikrarını ve bölgesel güç olma yolunda geldiği noktayı kıskanıyor ve engellemeye çalışıyor, kuyruklarına basmalı ve foyalarını ortaya çıkarmalısınız. Nasıl olsa tüm zehirlerini kustular, zehrini akıtan akrep ve yılanın sonu gelmiş demektir…
Aşağıda sonsaniye.net’de 2006 yılında yayımlanan eski yazımda, başka bir paradoksa dikkati çekmiştim. Adalet herkese eşit seviyede uygulandığı bir atmosferde insan yaşamının değeri vardır, ayrımcılık olan yerde sırtlanlar, çakallar parçalar sizi, sonra dönerler dişlerinin de kirasını isterler.
28 ŞUBAT’TA BATAN ASKERLER İSTEMİYORUZ
1990-93 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan Muhittin Fisunoğlu Genelkurmay başkanlığı sırasını beklerken Doğan Güreş’in görev süresinin uzatılmasıyla emekliye ayrıldı. Fisünoğlu, Genelkurmay Başkanı olamayınca Sümerbank’ın Yönetim Kurulu üyesi oldu! Mafya babası, 3 ayrı Ergenekon davasında halen yargılanan, 25 yıl kesinleşmiş hüküm yiyen Sedat Peker’in kurduğu Öztürkler ve Ergenekon yapılanması içinde ‘farkında olmadan’ göründü. Sümerbank CEO Başkanı Ömer Hayyam Garipoğlu yargılandı, hapislerde süründü, ceza aldı, ama savcılarımız Fisunoğlu’nun ifadesini bile almadı. Fisunoğlu, Sümerbank’da ne yaptığını soranlara, “Bankacılık alt kadroda teknik bir konu. Yönetim kadrosunda ise teknik bilgi gerektirmiyor (!)” diye kendini savundu. Çünkü Garipoğlu, onu bankacılık bilgisi için değil başka “birikim”leri, “ilişki”leri için yönetimine almıştı. Garipoğlu’nun yediği haltları yazmaya bir köşe yazısı yetmez, kitap yazmak lazım, tabi Fisunoğlu kızmazsa…
Fisunoğlu’nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Teoman Koman’ın MİT Müsteşarlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemde Diyarbakır-Batman bölgesinde örgütlendirilen Hizbullah konusu halen aydınlatılmamış ve devlet sırrı olarak korunan, tozlu raflara kaldırılmış bir konudur. O yıllarda Fisünoğlu ve Koman Hizbullah’ın “PKK’nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar”dan oluştuğunu açıklamışlardı. Daha sonra ‘Domuz bağı’ ile öldürülen Zehra Vakfı mensupları gibi dindar müslümanlar ortaya çıktı. 28 Şubat’ın aktörlerinden Hizbullah’ın derin devletin bir ürünü olduğu o kadar sırıtıyordu ki, pislikleriyle birlikte basına yansıyınca örtbast edildi. Fisunoğlu ve Koman’ın derin ilişkileri Garipoğlu ve Cavit Çağlar’a lazım olmuş olacak ki, emekli olunca transfer edildiler. Türk Hizbullah’ından ne Lübnan’daki nede İran’daki Hizbulah’ın haberi yoktu. Terör örgütü kurarak vatandaşlarını yargısız infazlarla öldürten Teoman Koman ne zaman yargılanacak sayın savcılar? Kamuoyu vicdanı rahatsız, siz rahat mısınız?
Batık bankaların sivil yöneticilerinin içerde veya ceza almış olması, ancak tüm asker üyelerinin toz kondurulmadan dışarda dolaşması ilginç bir görüntü ortaya çıkarıyor. Yöneticileri arasında “paşa” bulunan Etibank, İnterbank ve Sümerbank’ın, sadece patronlarının hapsedilmesi ve cezalandırılması ilginç bir yaklaşımdı. Oysa yönetiminde paşa bulunmayan Yurtbank ve Egebank’ın ise hem patronları hem de tüm yöneticileri hapsedildi. 28 Şubat’ın ünlü generallerinden Güven Erkaya, daha önce el konulan Bank Ekspres’in ve sürekli el değiştiren Kanal-6′nın patronu Korkmaz Yiğit’in danışmanlığını yaptı. Yiğit’in kimyasını değiştiren, hükümetler deviren Türkbank skandalı yaşanırken, kimse danışmanına soru soramadı. Daha sonra neden başbakanın başdanışmanı yapıldığını sorgulamaya kimse cesaret edemedi. Erkaya’nın Gölcük’teki üsde tuttuğu 2 milyon fişi, Allah depremle 17 Ağustos 1999′da yerin dibine batırmasaydı, şimdiye kadar çoktan iç savaş çıkmıştı. Eğer elinizde yoksa Gölcük’te Erkaya’nın kimlerle ne gibi şeytani planlar, konuşmalar yaptığını yazayım.
Çevik Bir ise, doğrudan bir şirkette yer almak yerine ordunun bir çok ihalesinde ABD, İsrail ve Almanya şirketleri lehine lobi yapmayı yeğledi. Etibank’ın paşası Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Vural Beyazıt, Dinç Bilgin cezalandırılırken, diğer yönetim kurulu üyeleri cezalandırılmadığı için sorgulanmadan serbest kalan talihlilerdendi. Yine Sümerbank yönetim kurulunda Kara Kuvvetleri eski Komutanı emekli orgeneral Muhittin Fisunoğlu, İnterbank yönetim kurulunda da, Jandarma eski Genel Komutanı emekli orgeneral Teoman Koman, aynı gerekçelerde ne sorgulandı, nede yargılandı. 28 Şubat sürecinde yargıda bağımsızlığın yok olduğunu simgeleyen çifte standard bir uygulamaya gidildi. Ordu, askeri mahkemede yargılasaydı ve işi sivillere bırakmasaydı bile razıydık. Ülkemizde bırakın darbecileri, batak darbeciler bile cezalandırılamayacak kadar dokunulmaz ‘ vatansever’lerden oluşuyor. ‘Darbe ikliminden neden uzaklaşamıyoruz, ordumuz yıpranıyor’ diyenler, önce neşteri bu paradoksa vurmalı.
Bu durumda Can Ataklı, eski patronu Bilgin için “O tek kişilik çetemi ki, sadece o içerde (şimdi dışarıda, bol bol konuşuyor), onun dışında herkes dışarda” diye soruyordu. Ataklı, “eski komutanların bir de hapse girerek ordunun haysiyetinin daha fazla zedelenmemesini sağlamaya çalışıyorlar. Savcılar da ordunun bu hassasiyeti nedeniyle şimdilik eski komutanlara dokunmuyor” diye yazmıştı. Peki asıl hortumcuları korumak Ordu’nun haysiyetini zedelemiyor mu? Hortumcuları kurtarmaya çalışmak ne zamandan beri haysiyeti kurtarmak oldu? Bu tenakuzu eminim Genelkurmay görüyordur ve kimsenin ordunun adını lekelemeye hakkı olmadığı konusunda ordu içinde gerekli bilgilendirmeyi yaparak 28 Şubat’dan ders çıkarmıştır. Nitekim, Kıvrıkoğlu ve Özkök Genelkurmay başkanlığı dönemlerinde adı batıklara karışmışları yavaş yavaş tasfiye ettiler. Hiç olmazsa darbeciler terfi yerine emekli edilerek tekdir görmüş oldular ki, bu bile darbecilere iyi bir ders, büyük bir gelişmedir. Ordumuzdaki sağduyu, 28 Şubat acılarıyla epey gelişti. Eminimki, ordu içinde bir kırılma olmasa Ergenekon operasyonları ve davaları açılamazdı! Umarım bu davaları göz boyamak ve suçlunun aklanması için araç olarak kullanmak gibi amacınız yoktur. Aksi halde kamuoyu vicdanı yaralı kalacaktır, orduya güvenmeyecektir.
Bankalara ve özel şirket yönetim kurullarına üyelik veya başkanlık konusunda gelen ısrarlı talepleri, üst düzey bazı komutanımızın geri çevirememe gibi bir zafiyetleri olduğunu biliyoruz. Bu işin geleneksel bir uygulama haline geldiği için fazla kanıksanmadığını belirtmiştim. Yolsuzluklara ve hortumculara engel oldukları sürece dürüstlüğünden şüphe etmediğimiz emekli askerlerimizin yüksek maaşlarla bu makamları işgal etmelerine itiraz edemeyiz. Endişemizin nedeni, tamamen vatansever düşüncelerden kaynaklanıyor. Ordumuzun yıpratılmasına yol açacak biçimde şeytana külahını ters giydiren iş adamlarımız tarafından kullanılmalarından ve dolduruşlarına gelerek sık sık darbe tezgahına gelmelerinden tedirgin oluyoruz.
En iyisi küçük bir kısmının listesini vereyim de ne demek istediğimi anlayın: (Bir kısmı rahmetli oldu, bazı firmalar el değiştirdi, bankalar kapandı)
Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Semih Sancar (Akbank YK), Org. Muhittin Fisünoğlu (Sümerbank), Org. Teoman Koman (İnterbank), Oramiral Vural Beyazıt (Etibank), 12 Eylül’ün Orgenerallerinden Turgut Sunalp (Netaş ve Garanti Bankası Yön. Kur. Üyesi); Org. Adnan Ersöz (İşbankası Yönetim Kurulu Üyesi); 12 Mart’ın ünlü darbecilerinden Org. Faik Türün (Umumi Mağazalar Yönetim Kur. Üyesi); Org. Süreyya Yüksel (Yaşar Holding Danışmanı); Org. İbrahim Şenocak (Etibank Yönetim Kurulu Başkanı); Org. İsmail Hakkı Akansel (PETKİM Danışma Kurulu Üyesi); Org. Vecihi Akın (AKSİGORTA Yönetim Kurulu Üyesi); Org. Doğan Özgöçmen (Yapı Kredi Bankası Yönetim Kur. Üyesi); Org. Suat Aktulga (LASSA); Org. Şeref Akıncı (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi); Org. Kemalettin Eken (Şekerbank Turizm Yönetim Kur. Üyesi); Org. Sabri Deliç (Profilo Holding Başkan Yardımcısı); Oramiral Bülent Ulusu (AKSA Yönetim Kurulu Üyesi); TİKKO gerillası oğlu Cemil Oka’yı ihbar ederek öldürten Org. Nazif Oka (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi); Org. Halil Sözer (Borusan Yönetim Kur. Üyesi); Korg. Fevzi Aysun (Derborsa Yönetim Kur. Üyesi); Korg. Hikmet Kesim (Türk/ABD Havacılık San. (TAİ) Yön.K.Ü.); Korg. Tevfik Alpaslan (Altay şirketler Grubu); Tümg. Cemil Mete (Minex Savunma Sanayi Yön. Kur. Üyesi); Tümg. Hayri Sözen (Borusan Danışmanı); Tümg. Servet Bilgi (Bekoteknik Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Tanju Erdem (Yaşar Holding Danışmanı); Tuğg. Fikri Topsever (AKSA Personel Müdürü); Tuğg. Sezer Bilgili (Pamukbank Denetçisi); Tuğg. Şahap Ar (Alarko Holding Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Sıtkı Sunday (Otomarsan Başkan Vekili); Tuğg. Orhan Köker (Profilo Holding Müşaviri); Tuğg. Yılmaz Oral (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Kamuran Gümüşsoy (GİMA Yönetim Kur. Üyesi.)
Askerlerimizin emekli olduktan sonra ilgi duyduğu tek iş mekanı elbette sadece bankalar ve kalbur üstü özel şirketler değildi.
19 Mart 2006 tarihli Zaman gazetesinin ‘Turkuaz ekinde eski çalışma arkadaşım Emine Dolmacı’nın ‘ Siviller askerî vesayet peşinde!: Emret danışmanım’ başlıklı haberinde şu ayrıntılara rastladım (Bazıları görevlerinden istifa etti veya mevta oldu. Son 7 yılda pek çoğu görevi bıraktı veya bıraktırıldı):
“Cumhurbaşkanlığı makamını işgal planları yapılıyor. Buna izin vermeyeceğiz.” ifadelerini Ankara’da yapılan ‘Cumhuriyet İçin Halk Yürüyüşü’nde kullanan eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başkanlığını yapıyor. ( Çok şükür ki artık başkan değilde, Atatürk’ün ruhu daha fazla azap çekmiyor) Ülker’e ‘yeşil sermaye’ etiketi vuran ve askeri garnizonlarda satışını yasaklayan Genelkurmay’ın istihbarat biriminin başında bulunan, emekli Koramiral Turhan Özer, 2005 yılı sonunda Ülker’in 10 kişilik İstişare Konseyi’ne getirildi. Tümgeneral Armağan Kuloğlu, PKK koordinatörü olarak atanan Orgeneral Edip Başer ve Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) yönetiminde, Kıdemli Kurmay Albay Atilla Sandıklı Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Genel Müdürlüğü görevinde, Tuğgeneral Süleyman Canpolat Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yönetim Kurulu’nda, Tuğgeneral Nejat Eslen ise Global Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü’nde bulunuyor.
Think tank kuruluşlarında adına sıkça rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor. İçişleri eski Bakanı Meral Akşener, Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda, 28 Şubatın paşalarından orgeneral Çevik Bir’in AK Parti’ye danışmanlık yaptığını belirtiyor. (28.11.2005) “Bölgeye gelen askerlerin işlerini ciddiye alıp hizaya gelmeleri için bu kişilerin evlerinin yakınlarına birkaç bomba atardık.” itirafında bulunan Korgeneral Altay Tokat, MHP Merkez Yönetim Kurulu’nda yer alıyor. Kıbrıs Barış Harekatı’nda ismini duyuran Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu ise, emekli olduktan sonra yaptığı Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı’nın ardından geçtiğimiz ay DYP’de basın ve propaganda başkan yardımcısı olarak siyasete girdi. Tümgeneral Osman Özbek, kuruluşunda yer aldığı Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi’ne artık uğramıyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Oramiral Orhan Karabulut ve Orgeneral Teoman Koman’ın medya gruplarına danışmanlık yaptığı biliniyor. İhlas Ankara Medya Grup başkanı olarak da yine bir emekli asker Nuri Elibol görev yapıyor. Koramiral Atilla Kıyat, Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu’nda, Tümgeneral Çetin Uğural, Oramiral Halis Burhan ve Korgeneral Hasan Kundakçı isimleri de Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Yüksek İstişare Konseyi’nde yer alıyor.
En fazla asker yönetici yoğunluğu üniversitelerde gözleniyor. Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Haliç Üniversitesi mütevelli heyeti üyeliği görevini sürdürüyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Global Hukuk Programları Direktörlüğü genel sekreterliğinde bulunuyor. Tuğamiral Mehmet Celayir Koç Üniversitesi genel sekreteri, Orgeneral Edip Başer Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü müdürü, TOBB Ekonomi ve Ticaret Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi, Tümgeneral Mehmet Tiryaki Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulu Yönetim Kurulu üyesi olarak görevini sürdürüyor.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Erdoğan: Faiz lobisi iş başında. İçişleri Bakanıma talimat verdim. 24 saat içinde bu iş bitecek.

Başbakan Erdoğan TESK heyeti ile görüştü. Görüşmede Gezi Parkı eylemleri ele alındı. Edinilen bilgiye göre Erdoğan esnaflara, ''İçişleri Bakanıma talimat verdim. 24 saat içinde bu iş bitecek'' dedi.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı AK Parti Genel Merkezi'nde Başbakan Erdoğan başkanlığında yapıldı.

Erdoğan hem MYK'yı topladı hem de Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) heyeti ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Başbakan esnaflara Ankara, Hatay ve İzmir'deki Gezi Parkı eylemlerinin görüntülerini sinevizyonda izletti.

Edinilen bilgiye göre Başbakan esnaflara şunları söyledi:

''Yumruğa karşı yumruk sallamadık. Bundan sonra güvenlik güçleri daha farklı davranacak. Yurtdışından gelecek akla ihtiyacımız yok. One minute dediğimiz insanlar şimdi bu durumdan seviniyorlar. Esnaf uyanık olsun. Faiz lobisi iş başında. İçişleri Bakanıma talimat verdim. 24 saat içinde bu iş bitecek.''

'3 AY ÖNCEDEN ÖNGÖRMÜŞTÜK'
Erdoğan'ın MYK toplantısında yaptığı konuşmada ise, ''Bu olayları bu şekilde olmasa bile çeşitli komplolar şeklinde 3 ay önceden öngörmüştük. Bize bazı istihbarat bilgileri gelmişti'' dediği öğrenildi.


http://www.ntvmsnbc.com/id/25448698/

Para çıkışı global sorun Gezi ile ilgisi yok - Maliye Bakanı Şimşek


Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Türkiye'den para çıkışının olduğu iddialarına ilişkin olarak bunun Türkiye ile ilgili olmadığını, gelişmekte olan ülkelerden çıkışın zaten bir süredir başladığını ifade etti. Şimşek, "Geçen haftaya bakarsak, Borsa'dan çıkış çok sınırlı, net olarak, alan da var satan da. Bono tahvil piyasasından çıkan, yok denecek kadar sınırlı. Para piyasasında çok kısa vadeli duran, Türkiye'de bulunan bir miktar para çıktı ki bu sabah Merkez Bankası Başkanımız da bundan bahsetti" diye konuştu.

Bakan Şimşek, CNBC-e'de katıldığı programda soruları yanıtladı.

Taksim Gezi Parkı'ndaki olayların Türkiye ekonomisine olabilecek etkisinin sorulması üzerine Şimşek, çok ciddi bir dezenformasyon faaliyetinin yürütüldüğünü, bunun da Türkiye'nin algısını olumsuz yönde etkilediğini söyledi.

Son dönemde yaşanan olayların, çok küçük ölçekte olmasına rağmen, Batı'da yansımalarının çok daha büyük ölçekte olduğuna dikkati çeken Şimşek, "Yani batı, buradaki olayları çok hızlı satın aldı ve satmaya çalıştı" diye konuştu. Bakan Şimşek, bu olaylar nedeniyle reel ekonomide bir bozulma olmadığını da söyledi.

Türkiye'de son dönemde yaşanan olayların yatıştığına dikkati çeken Şimşek, "Ben inanıyorum ki kalıcı bir tahribat olma ihtimali düşük ama algıda kalıcı bir tahribat yaratılmaya çalışıldı. Algı konusunda Türkiye'nin bir restorasyon dönemine ihtiyacı olacak" dedi.

"500 fon yöneticisine durumu anlattık"

Yurt dışından gelen tepkilerin sorulması üzerine de Şimşek, şöyle konuştu:

"Geçen hafta içinde çok geniş katılımlı telekonferanslar yaptık. Bu olayları ve bunların yansımalarını, Türkiye'nin makroekonomik dengelerini, temellerini yaklaşık 500 global fon yöneticisiyle paylaştım. Gerek Asya gerek Avrupa gerek Amerika... Türkiye'den batıya, dünyanın daha doğrusu dört bir köşesine yansıyan resimler korkunç ve aslında bu resimler haksız. Çünkü çok dar bir alandaki resimleri, Türkiye'nin sanki tamamı bir yangın yerine dönmüş, sanki Türkiye'nin tamamında siyasi büyük bir istikrarsızlık var, sanki kimisi Tahrir, kimisi de Arap Baharı ile ilişkilendirmeye çalıştı. Bunlar inanılmaz hatalı yaklaşımlar. Bu algılara ilişkin bir hissiyat söz konusuydu, biz bunları düzelttik. Zaten piyasalardaki şu ana kadarki dalgalanmanın, çıkışın sınırlı kalması kısmen bu çabalarla ilişkilidir.

Hakikaten dezenformasyon etkili olmuş bir miktar, Türkiye'yi yakından tanımayanlara. Dikkat ederseniz piyasadan çıkan paranın önemli bir kısmı, çok kısa vadeli, Türkiye'yi aslında uzun süredir takip etmeyen, Türkiye'deki değişimi, dönüşümü, son 10 yıldaki iyileştirme çabalarını takip etmeyen belli bir kesimde tedirginliğin çok ciddi boyutlarda yaşandığı belli. Fakat, eskiden işim gereği diyalog içinde olduğum, Türkiye'yi yakından tanıyan bir çok fon yöneticisi, bu gelişmelerden dolayı yansıtılan resmin çok abartılı olduğu kanısında hem fikirler ama yine de bir miktar tedirginlik oluşmuş. Ancak bu tedirginlik henüz, piyasalarda ciddi anlamda Türkiye'den çıkışla sonuçlanmamış. Yani Türkiye'ye o anlamda inanç, Türkiye'yi yakından tanıyanlar nezdinde devam ediyor."

Faiz lobileri

Şimşek, faiz lobilerinin sorulması üzerine de istikrarsızlıktan nemalanan bir kesimin olduğunu söyledi.

Faiz lobisi denilince aklına daha çok spekülatörlerin geldiğini dile getiren Şimşek, "Bu tür sisli havalardan en çok nemalanan kesimler var. İşin bir boyutu bu. İşin bir de bu tür durumlar oluşursa nemalanacak, istihdamla, yatırımla ilgisi olmayan bir kesim de var" dedi.

Bakan Şimşek, 10 yılda yakalanan başarı ile faiz ödemelerinin önemli oranda düştüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Türkiye'de bu anlamda çok büyük bir değişim oldu. Faizden nemalanan bir kesim var ve faizlerin düşmesiyle, bu anlamda eski günlere özlem duyan var mı yok mu o sosyolojik bir şeydir ama muhtemelen vardır. Faiz lobisi dediğiniz zaman aklıma bu iki unsur gelebilir. Ben şuna inanıyorum, Türkiye'ye yönelik çok ciddi bir dezenformasyon kampanyası var. Türkiye'deki durumu olduğundan çok daha büyük göstermeye çalışan, Türkiye'nin hukuk devleti olma yolunda, demokratikleşme yolundaki çabalarını bir kenara bırakan, Türkiye'yi olmadık yerlerle karşılaştırma çabası olan kesimler var. Bu çabaların sonucunda nemalanacak kaynaklar da var. Ancak biz olaya şöyle bakıyoruz; Temellerimizi sağlam tutalım, evimizi düzene koymaya devam edelim. Bu tür şoklara karşı Türkiye ekonomisi zaten dirençli. Ben inanıyorum ki bu son dönemde ortaya çıkan toplumsal olaylar, bu şiddet ve bunun dünyaya yansımalarını da biz yöneteceğiz. Bu da bir stres testi Türkiye için ve Türkiye, bu stres testinden sağlam bir şekilde çıkacak. Hem demokrasisi güçlenecek hem de ekonomisinin temelleri zaten sağlam."


http://www.dunya.com/para-cikisi-global-sorun-gezi-ile-ilgisi-yok-194955h.htm

Varsa bir faiz lobisi, Başbakan'ın tavrı onların işine yarıyor - Nazlı Ilıcak

Başbakan, faiz lobisinden, kaymak tabakanın oyunlarından bahsederken, herhalde kendi tabanını konsolide etmeyi amaçlıyor. Ona göre AK Parti'yi sandıkta deviremeyenler, 28 Şubat ya da 27 Nisan'da olduğu gibi bu oyunu tezgâhladılar. İddialarını siyasi bir taktik olarak seslendiriyorsa, diyeceğim bir şey yok. Ya gerçekten inanıyorsa?
Gerginlik, Başbakan'ın deyimiyle "Faiz Lobisinin" ekmeğine yağ sürüyor. Bono faizi 24 Mayıs'ta % 4.5 idi. Olaylar sonrası, 31 Mayıs'ta, önce 5.50'ye, sonra 6.38'e yükseldi. Başbakan Tunus'ta konuştu, 6.55'e çıktı. Dolar ve euro tırmanıyor, Borsa düşüyor. Bu rakamları Milliyet'ten Güngör Uras'ın sütunundan aldım. Faiz lobisinden söz etmenin neden doğru olmadığını da anlatmış:"Yabancı yatırımcı da, bankalar da bono faizinin yükselmesini istemez.Çünkü faiz yükselirse, yabancının da, bankanın da daha önce satın aldığı ucuz faizli kâğıtlardaki zararı artar" demiş. 
Sokak eylemleri giderek anarşik bir durum yaratıyor. Ekonomik dengeleri muhafaza etmek güçleşiyor. Varsa bir faiz lobisi, Başbakan'ın tavrı onların işine yarıyor.


http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2013/06/12/faiz-lobisi

Faiz lobisi vatandaşı nasıl soyuyor? - Süleyman Yaşar

Faiz lobisi, paranın fiyatı olan faizi manipüle ederek rant kollayanlara hizmet edip, onlara güzelleme yapanlara deniliyor. 
Bizde de "faiz lobisi yoktur, faizler piyasada arz ve talebe göre belirlenir" diyerek halkı kandırmaya çalışanlar, siyasetçi ve bürokratlara finans kesiminin çıkarları için baskı yapanlar ile bürokrasiye finansal kesiminin rantlarını kollamak için kendi elemanlarını yerleştirenler faiz lobisini, oluşturuyor.
Gelelim faiz lobisinin vatandaşı nasıl soyduğuna… 
Nobel ödüllü ünlü iktisatçı Joseph Stiglitz, faiz lobisinin fakir halkı nasıl soyduğunu şöyle anlatıyor: "Finansal sektör asimetrik enformasyon yani vatandaşın bankalarla eşit bilgiye sahip olamaması ve devletin finans sektörüne sağladığı garantiler aracılığıyla düşük faiz hadleriyle borçlanıp, yüksek riskler alarak düşük gelir gelir gruplarını adeta soyar." Yine Stiglitz'e göre, finans kesimi asimetrik enformasyon ve devletten sağladığı garantilerle (büyük batırılamaz v.b.) aşırı risk alabilme yetkisini, bir rant kollama faaliyetiyle yani lobiler aracılığıyla elde ediyor. Çünkü finans sektörü, kalitesiz borçlanma araçlarıyla halktan yağmacı zihniyetle topladığı parayı adeta dolandırıcılık yaparak kredi kartı müşterisine yansıtıyor.
Böylece toplumsal piramitin en altındaki dar gelirlilerin alın teriyle kazandığı parayı piramitin en üstündeki toplumun yüzde 1'ini oluşturan zenginlere aktarıyor. (The Price of Inequality, Joseph Stiglitz s.36-37) Gelelim Türkiye'ye… Bildiğiniz gibi Rekabet Kurumu 12 bankayı Stiglitz'in izah ettiği biçimde mevduat, kredi ve kredi kartı faizlerini manipüle ettiği gerekçesiyle yakaladı. Ve kurulun 13.3/198-100 sayılı kararıyla cezalandırdı. Bu arada faiz lobisinin Türkiye ekonomisine verdiği hasarın Rekabet Kurumu'nun tespit ettiğinden oldukça büyük olduğunu yeri gelmişken belirtelim. Çünkü rant kollamak için faiz lobisinin bürokrasi ve siyasetçi üzerinde yaptığı baskı sonucunda faizler yüksek tutulduğundan, daha doğrusu dalgalı kur rejimi ve sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide ülke içi reel faizlerin küresel reel faizlerin çok üzerinde seyretmesi nedeniyle bu ülkede kaynak dağılımı bozuldu. 
Dış ticarete konu olan mallar (traded goods) yerine dış ticarete konu olmayan malların (nontraded goods) üretimi çoğaldı.
Böylece dış ticarete konu olmayan gayrimenkul, lokanta, kuaför hizmeti gibi alanlara yatırımlar yoğunlaştı. Hatta son dönemde bazı büyük holdinglerin lokanta zinciri yatırımlarına yönelmesi bu tezimizi doğruluyor.



http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yasar/2013/06/12/faiz-lobisi-vatandasi-nasil-soyuyor

90’ların ruhu mu Vehbi Bey’in prensipleri mi? - Gürkan Hacır

09 Haziran 2013 Pazar - Aksam.com.tr

Gezi direnişinin öncüsü 90’lı gençliktir. Başından itibaren eyleme damgalarını onlar vurdu. Polisle amansız gaz mücadelesine onlar girdi. Taksim alanını hınca hınç doldurdular. Bugüne kadar sivil toplum kuruluşlarını muhatap almayan hükümeti pazarlığa zorlayan yine onlar oldu. 

Peki kimdir bu 90’lılar? Apolitik oldukları iddia edilen bu kuşak nasıl oldu da böylesi politik bir çıkışı başardı? Cumhuriyet tarihinin en sivil direnişini nasıl başlattılar? Türkiye’nin gündemini günlerdir nasıl işgal ettiler? Onları biraz daha yakından tanıyalım mı? 

Gezi Parkı eylemleri ne komplo teorilerini ne de faiz lobisi söylemlerini destekler niteliktedir. Günlerdir parkta yatan, polis şiddetine karşı direnen gençler Harry Potter ve Fight Club izleyerek, Counter Strike oynayarak büyüyen 90’lılardır. Temel slogan ise şudur: Bana karışamazsın! 

Önce oyunlardan ve filmlerden başlayalım. 

90’lı kuşağın filmi ‘Yüzüklerin Efendisi’ ve ‘Harry Potter’dır. Spritüel dünyaya girişleri bu filmle oldu. Büyücülük okuluna giden ve doğaüstü güçleri kendinde toplayan Potter aslında J.K. Rowling’in yazdığı bir romanın kahramanıydı. Anne ve babasını kaybeden bir çocuğun hikâyesi üzerine kurulu olan Harry Potter’ın filmi ve kitabı, 90’lı kuşağa günümüz dünyasının tozu dumanı arasında mucize yaratılabileceğini, sihirli objelerle karmaşık olayların üstesinden gelinebileceğini gösterdi. Yani bizim kuşak gibi sosyal olayların çözümünde siyasal ve ekonomik gerekçeler aramalarına lüzum yoktu. Mucizeyi bizim gibi kaf dağının ardında aramıyorlardı. 

(Bu durum Gezi direnişinde çok işlerine yaradı.) 

MARX OKUMADI AMA… 
Ama asıl başyapıtları ise ‘Fight Club’tı. Kızlı erkekli hemen hepsi ‘Dövüş Kulübü’nü izlemişti. Monoton bir hayatı olan filmin kahramanının günün birinde bambaşka bir insana dönüşmesi ve bir dövüş kulübüne girişinin anlatıldığı film, 90’lı kuşağın hit filmi oldu. 

Bir 90’lı şunu söylemişti: “90 kuşağı Marx’ı okuyamadı ama Fight Club’ı izledi.” 
Onlar da Gezi Parkı’nda tıpkı Fight Club gibi 
bir anda monoton hayatlarından çıkmaya karar verdiler. 

Ürkek, çekingen, çıtkırıldım bilgisayar çocuklarının polis şiddeti karşısında korkusuz direnişini, 17 yaşındaki apartman çocuklarının gaz bulutu altındaki cesaretlerini bir de bu gözle okumayı deneyin derim. Barikat kuran narin kızları Fight Club’la ve Harry Potter’la daha rahat anlayabiliriz. 
Favori oyunları ise Counter Strike ve Call Of Duty’ydi. Her ikisi de düşmanla kıran kırana yapılan sokak savaşları üzerine kurgulanmış oyunlardı. Ortalığı kırıp döküyorlar ama kendilerine bir şey olmuyordu. 

Beşiktaş’ta barikata koşan kolej çocuklarının gözünde o oyun anının heyecanını ve zevkini gördüm. Bizim ve bizden büyük politikleşmiş kuşak gibi polisle içli dışlı olmamışlar, işkence hikâyelerini dinlememişler, takip korkusu yaşamamışlardı. Yani polis onlar için uzaktan biber gazı sıkan bir görevliydi. Ve hedef onun eline geçmemekti. Onun için bu kadar rahat eyleme geçtiler. Ve korkmadılar. Yani devletin acımasız yüzüyle ilk kez bu eylemde tanıştılar. 

AKP’Yİ BİLİYORLAR 
Politikaya gelelim. 

90’lı kuşak (yaşları gereği) Recep Tayyip Erdoğan’dan başka başbakan tanımıyor. Bildikleri tek hükümet AKP hükümetidir. Dolayısıyla kıyaslayabilecekleri bir başka hükümet ve başbakan görmediler. Apolitik olarak değerlendirilmelerinin sebebi bu mutlak iktidar döneminin çocukları olmalarındandır. 

Yani sivil toplum kuruluşlarının etkisizleştiği sendikaların, derneklerin, hükümet üzerinde tesir yaratamadığı bir dönemde yaşadılar. Mutlak ve tek hakimin Başbakan Erdoğan olduğu bir dönemde doğup büyüdüler. Örneğin büyük bir genel grev görmediler. Cumhuriyet mitinglerini bir tarafa koyacak olursanız büyük toplumsal bir başkaldırıya hiç tanıklık etmediler. 

Apolitik olmaları bu yüzden normaldir. Ama bizim değer yargılarımızla ‘apolitik’! 

SEBEP EKONOMİ DEĞİL 
90’lıların fatura kaygıları yok. Anne babalarının ezildiği ekonomik yük onların pek umurunda değil. Ağır kredi yükü veya borç sarmalı onları ilgilendirmiyor. Gelecek kaygılarının içinde ekonomik gerekçeler yok. 

Yani 80 öncesinden aldığı politik mirası bugünlere taşıyan ve hayatı ona göre yorumlamaya çalışan bizlerin 90’lı kuşağı anlaması pek kolay değil. Onların en büyük kutsalları özgürlük… Ona dokunulmasına tahammül edemiyorlar. Ve asla taviz vermek niyetinde değiller. 

Peki komplo teorilerinin doğruluk payı nedir? Yani önce birkaç gazetecinin yazdığı sonradan da Başbakan Erdoğan’ın seslendirdiği gibi uluslararası bir komplo mu kuruldu? Kitleler bir düğmeye basılmasıyla mı sokağa döküldü? 

Komplo teorileri üzerine yıllardır kafa yoran, dahası bu konuda kitaplar yazan birisi olarak peşinen söyleyeyim. Komplo teorisi için kurulan halkalar çok zayıf, inandırıcılıktan uzak. Dahası her şey gözümüzün önünde olmadı mı? Komşumuz, kardeşimiz, teyzemiz tencere tavayla ortalığa dökülmedi mi? 70 yaşındaki teyzeleri gece 4’te Boğaz Köprüsü’nden yürüten hangi düğme olabilir? 

Bana pek inandırıcı gelmedi. 

Peki ya faiz lobisi? Onun Türkiye ayakları kimler? 

Başbakan’ın üstü kapalı geçtiği konuyu ve ismi biz açalım. 

Sahi bu işin arkasında Koç’mu var? 

AKARYAKIT SORUŞTURMASI 
Önce biraz tarihe uzanalım. 

Tarih 1955 Mayıs… 

Başbakan Adnan Menderes’in tüm ısrarlarına rağmen Vehbi Bey (Koç) CHP’den istifa etmiyordu. Demokrat Parti’ye girmek şöyle dursun CHP’den istifa etmesi yönündeki telkinlere bile kulaklarını tıkıyordu. Olan bütün teklifleri de günü gününe İsmet Paşa’ya anlatıyordu. Bütün iş camiası Demokrat Parti’ye yelken açmıştı ama Vehbi Bey ısrarla CHP üyeliğinden vazgeçmiyordu. 

Ama Ankara’dan gelen telefon işlerin karışacağının belirtisiydi. Arayan Ankara Emniyet Müdürü’ydü. Acilen Ankara’ya gelmesini Başbakan’ın kendisini beklediğini söyledi. Vehbi Bey telaşla Ankara uçağına bindi. Önce İsmet Paşa’ya haber gönderdi, durumdan haberdar etti. 

Sonra Başbakanlığa gitti. 

Adnan Bey’in suratı asıktı. Vehbi Bey, buyurun efendim beni emretmişsiniz dedi. 

Adnan Menderes önündeki kâğıtlara bakıp konuştu. 

“Vehbi Bey akaryakıt karaborsası yaptığınız iddia ediliyor. Hakkınızda tutuklama istenecekti. Ben son bir kez daha konuşalım istedim” dedi. 

Vehbi Koç sarsılmıştı. Başbakan onu tutuklatmakla tehdit ediyordu. Yutkundu. 

“Efendim böyle bir şey nasıl olabilir. Elimizde bulunan yakıtı devlet kurumlarına gerekebilir diye bazen tasarruflu satıyoruz” dedi. 

Menderes, bilemem der gibi bir ifade takınmıştı suratına. 

Vehbi Bey heyecandan bayılacak gibiydi. 
Gözlerinden akan yaşa engel olamıyordu. 
Sonra?.. Sonra neler yaşandığını bilmiyoruz. Adnan Bey soruşturmayı durdurdu. Karaborsa soruşturması Koç Grubu’nu kapsamadı. Vehbi Bey bitişin köşesinden dönmüştü. 

Yaşadıklarını İsmet Paşa’ya anlattı. 

Ancak yine de 50’li yılların sonuna kadar CHP’de kalmayı sürdürdü. Sonraki yıllarda ise politikayla arasına hep mesafe koydu. 

Bu prensip bugünlere kadar sürdü. Koç Grubu tüm siyasilere olabildiğince mesafeli davrandılar. 
Peki ya bugün? 

Koç Grubu, Tayyip Bey’e karşı bir organizasyona girişebilir mi? 

Ya da soruyu tersten soralım. Koç’lar AKP hükümeti sırasında nasıl bir rota izlediler? Ne kazandılar ne kaybettiler? 

Cevap çok basit: Yapılan en büyük 3 özelleştirmeden 2’sini onlar kazandı. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana tam 6 kat büyüdüler. Her şeyi bir yana bırakın son Gelir Vergisi rekortmenleri listesine bir bakar mısınız? 

Türkiye’de en çok kazanan ilk beş kişi Koç Ailesi’nin mensubu değil mi? Kendilerini yakından takip eden birçok sanayici aileyi açık ara geride bıraktılar. Son on yılda servetlerine servet kattılar. Erdoğan’dan neden şikâyetçi olsunlar ki?.. 

Uluslararası faiz lobisine gelince... Faiz lobisi harekete geçmek ve AKP iktidarını sarsmak istese hiç böyle dolambaçlı yollara sapmasına gerek duymaz. Türkiye’ye her gün pompalanan sıcak para girişini keserler olur biter. Bakınız 2001 krizi… 

SOSYAL BAŞKALDIRI
Evet... Gezi direnişine ilişkin komplo teorileri ne yazık ki ikna edici tezlere dayanmıyor. Şunu kabul etmemiz gerekiyor: Bu ne siyasal ne de ekonomik bir isyandır. Tamamen sosyal bir başkaldırıdır. 
Ve temel sloganı da şudur: Bana karışamazsın! 


http://www.aksam.com.tr/yazarlar/90larin-ruhu-mu-vehbi-beyin-prensipleri-mi-c2/haber-213901