hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Ağustos 2013 Pazartesi
Linç ve banallik - Orhan Kemal Cengiz
Bir dostumun yıllar önce söylediği ve fakat işte tam da yıllar önce söylediği için çöpe giden, fevkalade önemli bir sözü vardır: “Ben eleştiriye açığım, ama beni eleştirenlerin de dayağa açık olmaları gerekir!” Bu fevkalade önemli söz, bizim gençlik yıllarımızın kadir bilmez hayhayı içinde çöpe gitmişti. Halbuki dostum bu tür kıymetli sözlerini bu günler için saklasaymış, ne bileyim bir politik danışman falan olabilirmiş. Şu anda, eleştiriye duydukları alerjiyi bir türlü veciz şekilde ifade edemeyen bazı hükümet taraftarlarının imdadına yetişebilirmiş. Ama olmadı işte, tipik bir tutunamayan tavrıyla elinde ne kıymetli fikir varsa hepsini heba etti bu dostum.
Beni son günlerde aldığım sayısız hakaret ve tehdit mesajının üzdüğünü zanneden arkadaşlarım fevkalade büyük bir yanılgı içindeler. Ben aldığım mesajlarda yukarıdaki gibi bir zekâ ve incelik görememekten dolayı kahroluyorum sadece. Mesela Twitter’daki titrinde ‘Başbakanlık sosyal medya danışmanı’ yazan birisi, “Seni egolarından öperim Orhanım” diye bir mesaj atınca ben Başbakanlık’ın sosyal medya ağının böyle bir zekâ ve çapa emanet edilme ihtimalinden dehşete düşüyorum. Gerçeklik duygum zorlanıyor. Bu hesap sahtedir herhalde diye düşünürken bir bakıyorum ki bu beyefendinin on binlerce takipçisi var. Yine, “Bu kadar takipçi de bir şey göstermez ki” diye kendimi avuturken bir bakıyorum ki Başbakan’ın o kanal senin bu kanal benim dolaşan bir danışmanı bu ‘sosyal medyacının’ bir mesajını retweet’lemiş.
Sonra bir bakıyorum, AK Partili bir milletvekili yüz binlerce takipçisine “Orhan Kemal Cengiz denen provokatörü tanıyın” diye bir mesaj atmış. İnsan, tam da yapmakta olduğu şeyle bir başkasını suçlayan, bu kadar idraktan uzak birisinin milletvekili ve tanınmış bir politikacı olduğu bir ülkede yaşamaktan hicap duyuyor. Samimi olarak üzüldüğüm şey budur. Şimdi bu yazımdan da bir şeyler cımbızlayacağınızı biliyorum ama lütfen biraz zekâ ve espri katın bu yaptığınız işlere. Bizi, sizlerin mesajlarınızı işaret fişeği kabul edip, küfür ve hakaretleri üzerimize bocalayan taraftarlarınız üzmüyor; zekâ, idrak ve incelik yoksunu düşünce yapınız kahrediyor.
Bu banal saldırıların sadece beni hedef aldığını zannederseniz yanılırsınız. Geçen gün mesela, Cengiz Çandar’ın yazısından Mısır’daki katliama ‘temizlik’ dediği ve dolayısıyla katliamı onayladığı sonucunu çıkardılar. Hemen arkasından da bir linç başladı sosyal medyada. Mekanizma şöyle işliyor: Bir kişi yazınızın başlığını ya da içinden bir cümleyi alıp bağlamından tamamen kopararak öfkeli kalabalıkların önüne atıveriyor ve hemen linç başlıyor orada. Hayatta bir tane bile yazınızı okumamış insanlardan sağanak gibi mesaj gelmeye başlıyor.
Hükümeti eleştiren yazılar yazan hangi arkadaşımla konuşsam benzeri bir linç mekanizmasıyla karşı karşıya olduklarını görüyorum. Hakaret ve tehditler, ne oldukları belli olmayan insanlardan gelebildiği gibi, ‘AK Parti...’ titrini kullanan birilerinden de gelebiliyor. Belli ki bu işler bir yerlerde örgütleniyor. Hedefler seçiliyor.
‘Hain’, ‘ajan’, ‘provokatör’ en çok kullanılan sıfatlar arasında. Bazı web sitelerinde bir yazınızla ilgili bir ‘haber’ çıkıyor ilk önce, arkadan sosyal medyada linç başlıyor. Bütün bunlar bende bir deja vu etkisi yaratıyor. Aynı linç metotları 2008’den önce Ergenekoncular tarafından kullanılıyordu. Aynı kavramlar, aynı metotlar, aynı cadı avı... Muktedirin kafası hiç değişmiyor bu ülkede, hep aynı şekilde tehdit ediyor, ötekileştiriyor. Hep aynı banallik... Ve insanı asıl olarak da bu banallik kahrediyor.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/orhan_kemal_cengiz/linc_ve_banallik-1146751
Ak Parti Gn. Bşk. Yrd. Hüseyin Çelik & İİT Gn. Sek. Ekmeleddin İhsanoğlu polemiği
İslam İşbirliği Teşkilatı Gn. Sek.Prof.Dr.Ekmelettin İhsanoğlu'nun ne iş yaptığını bilen var mı? Bu zat, darbeden sonra Mursi'yi suçlamıştı.
— Hüseyin Çelik (@hc_huseyincelik) August 17, 2013
@hc_huseyincelik Ekmeleddin İhsanoglu katliamlar karşısında sessiz camiye sığınanlar konusunda suskun ama Mursi konusunda şahindi
— abdulkadir selvi (@abdulkdir_selvi) August 17, 2013
Prof.Dr.E.İhsanoğlu'nun İİT Gn.Sek. seçilmesi için Sn.Cumhurbaşkanımızın ve Sn.Başbakanımızın büyük çabalarını hatırladıkça "yazık" diyorum.
— Hüseyin Çelik (@hc_huseyincelik) August 17, 2013
@hc_huseyincelik Başbakan @RT_Erdogan Cumhurbaşkanı @cbabdullahgul ve @Ahmet_Davutoglu Kralın kuklası @eihsanoglu 'nun istifasını ister mi?
— Kemal Özer - R4BIA (@cankemalozer) August 17, 2013
İİT böyle günlerde sesini yükseltmeyecek de ne zaman yükseltecek. Yoksa teşkilatta her kes parası kadar mı etkin?
— Hüseyin Çelik (@hc_huseyincelik) August 17, 2013
Yoksa Gn.Sisi'ye giden paralarla İİT'nın suskunluk kaynağı aynı mı? Danimarka'nın,Hollanda'nın sesi İİT'ndan daha gür çıkıyorsa bu ne iştir?
— Hüseyin Çelik (@hc_huseyincelik) August 17, 2013
Son günlerde İİT GS'i Ekmeleddin İhsanoğlu’na yönelik eleştirilerin artması üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
İhsanoğlu 17 Ağustos tarihinde NTV televizyonuna özel bir demeç vermiş ve bugün artan eleştirilere yanıt vermiştir. http://t.co/9FcUNrOwry +
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
“Hatta Libya’da kimsenin ağzının açılmadığı günlerde Kaddafi’ye karşı ilk açıklamayı ben yaptım. Ne BM ne AB ne de Afrika Birliği yaptı"
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
"Göreve geldiğimiz günden beri sicilimizin ne olduğu çok meydandadır. Bunu takip etme imkanı olmayanlar farklı kanaatler ifade ediyorlar” ++
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
“Bazı vatandaşlarımız ve dostlarımız bunun ötesinde ifadelerde bulunmamızı istiyorlar”
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
+müşterek bir karar olmadığı sürece açıklama yapmak için devletlerin konsensusunu ve mekanizmaların harekete geçirilmesini beklemem lazımdır
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
“Dün BM güvenlik konseyi 3 üyesi istediği için toplanmıştır. Teşkilatımızda şu ana kadar hiç bir devlet resmen bir talepte bulunmamıştır”
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
“Bu olanlar bir vahşettir, orantısız güç kullanmaktır, meşru talepleri kurşunla karşılamaktır ve insan haklarının en büyük ihlalidir”
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
“Ben darbenin yapıldığı 3 Ağustos'dan bir gün sonra 4’ünde Cumhurbaşkanı Sayın Mursi’nin serbest bırakılmasını talep ettim"
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
" Bu süreçte Mısır idarecilerine İİT olarak arabuluculuk teklif ettim. Ancak onlar kendi kararları olarak AB’yi tercih ettiler”
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
“Bütün bu olaylar ve açıklamalar ele alınmadan insanlar bizi nasıl böyle eleştirebilirler ve kolay hüküm verebilirler ona şaşırıyorum”
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
Tekrar açıklamakta fayda vardır ki 57 ülkenin üyesi olduğu İİT yapısı gereği sadece Genel Sekreter demek değildir.
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
@avahmetozer bu makaleyi umarim siz ve butun dostlar dikkatle okurlar. http://t.co/ac0X1AQNNc
— Ekmeleddin İhsanoğlu (@eihsanoglu) August 18, 2013
Hava puslu, suskun, gergin ve ağır - A. Turan Alkan
2007’ye giden süreçte devlet memuruydum ve bir üniversitede becerebildiğim kadarıyla ders veriyordum.
“Akademisyen” kimliğim vardı. O dönemde yazdıklarımı okuyanlar ve her şeye rağmen 2547 sayılı kanuna bağlı “memur” kimliğimi bilenler, özel sohbetlerde, “Âmirlerin (rektör, dekan vb.) sana karışmıyorlar mı, rahatsız ediliyor musun?” diye sorarlardı. Şimdi Ergenekon davasından hükümlü paşa ve yazarların ayda en az bir kere öğrencilere davet üzerine konferans verdiği zamanlardı, yani üniversite yönetimi ile esasen bir doku uyuşmazlığı vardı. Soranlara hep şöyle cevap verdim, “Hayır, hiç rahatsız edilmiyorum; ne açık ikaz, ne bir imâ; bilakis bana karşı mesafeli bir saygı duyduklarını hissettim hep.”
Bu doğru. Yazdıklarımdan ötürü ne YÖK, ne de üniversite yönetiminden baskı görmedim; yazdıklarıma bakıyorum şimdi: Hiç de “ortaya karışık salata” cinsinden suya sabuna dokunmaz şeyler değildi. Bu hadiseyi sorulan her yerde yukardaki haliyle anlattım, şahitlerim vardır.
“2007’ye akan darbe arifesi günlerinde mi fikren rahattın, şimdi mi?” diye sorsalar şöyle cevap veririm; nerde o günler?
“Bu biraz ağır bir hüküm değil mi?” diye düşünenler çıkabilir; ağırını hafifini bilmiyorum; zihni rahatlık ve fikrî hürriyet bakımından o dönemde daha iyi durumda olduğumu söylüyorum.
Bir süreden beri gitgide yoğunluğunu artıran bir kanaat baskısı, neredeyse elle tutulur hale geldi. Güç odağına yakın gazetelerde yazan arkadaşlar birer bağımsız fikir sahibi olmaktan çıkıp icraatları savunmak pozisyonuna doğru gerilediler. Kelimeler biberlendi, cümleler keskinleşti. Hallerinden memnunlar mıdır bilmem; ister istemez savunmacı mevziilerine itildiler. Buna paralel olarak aniden zuhur eden menşe’i meşkûk tuhaf internet sitelerinde hükümeti savunmak adına ağır şeyler yazan bir tetikçi esnafı belirdi; mail grupları organize edildi. Tehdit ve hakaretler sistematik karakter kazandı. Âsâp bozucu olmasına rağmen bunlara aldırış etmemek mümkün; üzücü olan vaktiyle arslanlar gibi milletin hukukunu müdafaa edenlerin, hangi tıynetteki adamların müzaheretinden fayda umar hale geldikleridir. Bunlar meyanında öyleleri var ki, değil tanışıyor olmak, aynı ortamı paylaşmak bile züldür. Sevdiklerimiz, tuttuklarımız ve müdavele-i fikr ettiklerimiz bizi tarif eder; dostlarımızı seçeriz ve bu seçim bizi bağlar. Bu gergin ortam havayı zehirliyor. “Bundan kaçınılabilirdi; en azından işler bu raddeye gelmeden, daha temkin, basiret ve özgüven sarfıyla meseleler daha suhûletle çözülebilirdi” diye düşünüyorum. Problem çözme iktidarıyla milletin vekâletini kazananların, şimdi pekâlâ başka imkânlar varken niçin kutuplaştırıcı bir tarzı benimsemesini anlamıyorum.
Tenkidi düşmanlık, düşmanlıktan öte harp ilanı saymak sağlık alâmeti sayılır mı? Eleştirdikleri, tereddüd ve endişelerini belirttikleri için -velev ki yanlış olsun- fikir sahiplerinin başına bir takım kiralık isimleri musallat etmek, bana çareden çok çaresizlik gibi görünüyor, gerçekten üzülüyorum.
Yönetimin yalnızlığı beni tedirgin ediyor; sadece dış âlemi değil, iç siyaseti de kasdediyorum; kendi kendisiyle konuşur duruma gelmek hiç iyi bir şey değil. Halbuki, bu heyetin en azından bir dönem daha Türkiye’yi taşıyarak problem çözmeye devam etmesini isterim; intikamcı ve yeminli muhalefet hariç herkes aynı fikirde. “Aman basiret” demekten dilimizde tüy bitmiş. Nedir yahu, kaçtan aşağı olmaz? El mukadder lâ yugayyer!
16 Ağustos 2013 Cuma
Türkiye Mısır olmasın diye size sabrenleri daha fazla üzmeyin dostlar! - Faruk Arslan
Demedi demeyin!
Mısır’daki askeri darbe aslında AK Parti’ye soğuk bir duş oldu. Neden mi? Müslüman Kardeşler’i destekleyen AK Parti yönetimi aynı İslami düşünce temelinden geliyorda ondan.
Şahsen çocukluğum Hasan El Benna, Seyyid Kutup ve Mevdudi’nin kitaplarını okuyarak geçti. Zira babam Milli Selamet’in Milli Görüş’ün, rahmetli Erbakan’ın ordu içindeki tek tük adamlarından biriydi. 14 yaşına kadar Milli Görüş’ün okuduğu tüm kaynakları hatmetmiş bir genç olarak Mısır’ı hep gözümde idealleştirdiğimi hatırlıyorum. Mısır’dan son on yılda ülkemize gelenler Türkiye’yi gözlerinde devleştirdi ve Türkiye olmak için can atıyorlardı.Demedim demeyin, AK Parti’yi devirmeyi kafasına koymuş global ve yerli fesad komitesi, Milli Görüş’ün dar gömleğine dönen bir AK Parti’yi Müslüman Kardeşlerden daha kolay yer bitirir…
Bazı dar kafalı Milli Görüşçü kardeşlerimizden küfür, hakaret dolu epostalar alıyorum.Devlette Gülen camiasının yetiştirdiği, mükemmel çalışan, işinin ehli insanları kapı önüne koyarak kadrolaştıklarını kabul ediyorlar ve buna hakları olduğunu savunuyorlar.
Zulmün büyüğünü işleyip, nasıl ahmakca gerekçeler uydurduklarının ya farkında olmayacak kadar serhoşlar, yada biliyorlarda , şeytanın binbir yüzü var. Üstad boş yere dememiş, siyaset meleği şeytan gösterir, şeytanı melek gösterir diye. Müslüman Kardeşlerde Mısır’da benzer yanlışı yaptı ve fincancı katırlarını ürküttü. Zafer sarhoşu oldular, geçmişten ders çıkarmadılar, Batı desteğiyle sosyal medya ile gelen devrim kolayca uçtu gitti.
İngiliz şeytanı Hindistan’da birliği bölerken aynı stratejiyi izlemişti. Pakistan, Bangladeş ve Sri Lanka arka arkaya kuruldu ama hiç biri tek başına İngiliz sömürgecisinden kurtulamadı. Etnik, dini ve mezhebi sorunları kaşıyan İngiliz istihbaratı, aradan geçen yarım yüzyılı aşkın zamana rağmen halen kuklaları oynatmakta mahir. Mısır’da İngiliz tedris ve tedrisatından geçen İslam’ın garip bir mahdumu. İngilizler biliyorlar ki, İslam dünyasında Mısır’dan yükselecek demokrasi bayrağı tüm Afrika’yı sarar, ve Türkiye’den başlayacak bir devrim tüm İslam, Türk, Afrika ve Avrupa’yı kuşatır… Bu nedenle önemli bir bayrağı taşıyan AK Parti’yi tüm güçleriyle hedef alıyorlar. Mısır’da sivil toplum oluşmadan yıktılar ama Türkiye’nin çok önemli bir artısı var, bu nedenle başaramıyorlar. Nedir bu artı? Sakın Recep Tayyip Erdoğan sanmayın. Her türlü başarıyı kendinden bilen Erdoğan halen güç zehirlenmesi yaşıyor…Partiler demokrasi gereğidir ama sivil toplum olmadan olmaz.
Evet, Türkiye’nin en büyük değerimiz Fethullah Gülen. Türkiye’nin şansı onun gibi bir İslam alimine sahip olması ve onu takip eden milyonların iyi eğitimli, uyanık ve aksiyoner fertlerden oluşması.
Mısır’ın Yusuf Kardavisi var ama Gülen’in vizyonu ve önderliği tüm dünyayı kuşatırken, Kardavi Mısır’a bile söz geçiremedi. Gezi olayları fitnesinin savuşturulmasında Gülen’in akılcıl rehberliği ve camiaya tam zamanında dualar ettirmesi önemli rol oynadı. Oyuna gelenlerin oyununa gelmedi. Benim kardeşlerimi bürokraside, devleti aliyede kesip doğruyorlar, bir tekmede ben atayım demedi. Türkiye’den kopan en büyük sivil toplum örgütüne mükemmel liderlik yaptı ve camiayı devletin emir eri, kulu kölesi yapmaya çalışanlara sivil toplum dersi verdi.
Devletimizin yurt içinde ve yurt dışında alternatif sivil güce ihtiyacı vardı ve camia bu boşluğu mükemmel doldurdu. Şimdi hangi akılla bize tabi olmazlarsa yok ederiz, atarız, satarız diyorsunuz? Aklınızı peynir ekmekle mi yedinizde, ülkemizin en büyük sivil gücünü kendi hesabınıza devletleştirmeye çalışıyorsunuz… Elemanlarını satın alalım, satın alamazsak atalım, gücümüze güç katalım mıdır siyaset veya uzlaşma?
YARSAV’ı sevindiren yargı düzenlemesi de mi Milli Görüş fanatiklerini uyandırmıyor? Ergenekon ve Balyoz çetesini Silivri’den yarın salarlarsa da uyanmıyacak ve gerekçeler mi uyduracaksınız? Türkiye eğer Mısır olmadıysa bunu 2007 yılından beri Emniyet güçlerinin sürdürdüğü derin devlet operasyonuna borçlu. Siz bu başarılara imzasını atan polislerimizi sürgün eder, savcı ve hakimlerin yerlerini değiştirir, üst yargıya çıkacak yolları tıkarsanız, CHP’nin gulyabanileri geri döner ve sizden intikamlarını alırlar.
Zaten hazır kıta bekliyorlar, akrebe, yılana , çıyana, kobraya fırsat verirseniz, mizaçlarının, karakter ve huylarının gereğini yerine getirecektir. Sizi onlarca defa kurtaranlara vefasızlık gösterip üzerseniz, sizi öyle bir üzerler ki Mısır’dan beter olursunuz…Müslüman Kardeşler fertlerini yıllarca hapishanelerde çürüten, işkence yapanlar, kızlarına, eşlerine önlerinde tecavüz eden zihniyet size acır mı sanıyorsunuz? Şeytanlar sizi yemesin diye daha ne kadar zekadan yoksun yanlışlarınıza camia dayanır bilemiyorum. Daha kaç defa lideri suikasttan kurtarır, daha kaç tane darbe planını boşa çıkarabilir ki…
Güç bende diye diye dolduruşa geliyor ve sizi iktidar yapan halk içinde en muteber olanları kesmenizi salık verenlere hay hay mı diyorsunuz yoksa? Kelle kelle oy hesabı yaparak matematiksel yollarla mı iktidar oldunuz beyler! Kanaat önderlerinin duaları ve güvenirliği kelle sayısı ile ölçülemez.
2008’den beri Doğan medyası, yolsuzluk, iffetsizlik ve hortumculuk dosyalarınızın kapağını neden açmıyor, neden hiç merak etmiyorsunuz? Onlara bu dosyaları bekletmelerini salık verenler sizi yönlendirip camiaya şantaj yapmanızı ve kesik atmanızı sağlıyorsa idam sehpanızı da hazırlıyorlar demektir. Camia paratöneri kaldırsa yıldırımlar başınıza düşer, emin olun…
Şunu biliyorum, her sabrın bir sonu vardır, sabır taşı çatlarsa Allah sebepleri halk eder, yerin dibine geçer güç savaşınız… Demedi demeyin: Türkiye Mısır olmasın diye size sabrenleri daha fazla üzmeyin dostlar!
http://www.farukarslan.com/genel/demedi-demeyin/
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Bu bir tür paylaşılmış delilik…
Komplo teorilerinden geçilmiyor; artık adres, tarih, isim ve yer verilerek neler olacağı, nasıl olacağı anlatılıyor. Hayır, muhaliflerden değil; akla ziyan komplo teorileri hükümet yanlılarından. Her gün her saat, hangi lobinin, mahfilin isyan başlatacağı, kriz kışkırtacağı anlatılıyor.
Gerçi bunlar bilinmedik şeyler değil; bu sözleri her yerde duyabilirsiniz, kahvede, berberde, dolmuşta, ev sohbetlerinde. Şaşırtıcı olan, bunların hükümet çevrelerinde bu kadar yoğunlukta ve sürekli konuşulmasıdır. Hükümet çevrelerini bırakın, bizzat Başbakan neredeyse günde beş vakit bu hikâyeleri anlatıyor; sürekli olarak oyunlardan, tuzaklardan, ihanetten bahsediyor.
Gezi olayları komplo, Suriye’de olup bitenler komplo, faizin yükselmesi komplo, altın fiyatlarının düşmesi komplo… Herkes komplonun içinde; ABD, Avrupa, İsrail, İran, Rusya, bankacılar, iş adamları, akademisyenler, gazeteciler, ana muhalefet, yavru muhalefet, Cemaat, anti-kapitalist Müslümanlar, Kürtler, Aleviler herkes komplonun bir parçası. Bir belediye başkanı sabah akşam kimlerin nasıl isyan edeceğini anlatıyor, köşe yazarları, acar strateji uzmanları derin komplolar anlatma yarışına girmiş durumda.
Çok değil, bundan birkaç ay öncesi Başbakan’ın konuşmaları, yapılan ve yapılacak hizmetlere ilgili olurdu. Başbakan; ekonomiyi ne kadar büyüttüğünü, demokrasiyi nasıl geliştirdiğini, Türkiye’yi nasıl dünya gücü haline getirdiğini uzun uzun anlatırdı; yeni hizmetleri; köprüleri, kanalları müjdelerdi. Bir de muhalefete çatardı; CHP’nin bu hizmetleri aklından bile geçiremeyeceğini söylerdi. Elbette artık neredeyse tamamı hükümet yanlısı olan medya da bunları tekrarlar, Türkiye’nin nasıl uçtuğunu ballandıra ballandıra anlatılırdı. Hele hele hükümetin ekonomik başarıları anlatıla anlatıla bitirilemezdi, liberal yazarlar hükümete en çok ekonomi ile ilgili on numara verirlerdi.
Şimdi bir anda ne oldu; her şey nasıl ters döndü, herkes hükümete niçin düşman oldu, bilemiyoruz; bunu kimse söylemiyor. Ama sabah akşam yeni yeni düşmanların yeni yeni tuzakları, oyunları, komploları anlatılıyor. Ağustosun 15’inde isyan başlıyormuş; İran’da eğitilmişler, İsrail’den geleceklermiş… Yok hayır, üniversiteler açılınca kopacakmış kıyamet, tüm hazırlıklar bunun içinmiş, sosyal medyada örgütleniyorlarmış. Fitne kol geziyormuş; Tahrir’i Taksime taşımak üzereymişler. Esnafı çökerterek hükümeti devirme hesabı içinde olanlar varmış.
Peki, nedir bu, bu gelinen nokta neyin işaretidir, nasıl bir siyasetin, hangi psikolojinin sonucudur, bu tablo?
Yaklaşmakta olan seçimleri kurtarma hesabı diyeceğiz ama bu, bugüne kadar defalarca gördüğümüz seçim atmosferinin çok ötesinde bir tırmanış. Kaldı ki bu sert kutuplaştırma ve düşmanlığın seçimlere iktidar partisi lehini yansıyacağının bir garantisi yok. Evet, bu gerginliklerin sonucunda iktidarın çekirdek tabanında safların sıklaştığını görebiliyoruz ama bir kitle partisi olan AKP’nin, partisine daha gevşek bağlarla bağlı olan en azından bir yüzde 25’lik seçmen kitlesinde, tedirginlik oluşmakta, bu insanlar siyasi ve ekonomik istikrarın ortadan kalkacağı korkusuna kapılmaktadır. Kamuoyu araştırmaları ile seçmen davranışlarını günü gününe izleyen Başbakan Erdoğan’ın bu durumu tespit etmemesi mümkün değil. O halde Başbakan neden sürekli olarak ateşin üzerine benzinle gitmektedir?
Yoksa işler gerçekten sarpa mı sardı? Mesela; Türkiye’nin ekonomisi “sistemin gerektirdiği tedbirler” zamanında alınmadığı için kriz noktasına gelmiş de Başbakan sorumluluğu uzak ve kolay düşmanlara yükleyip işin içinden sıyrılmaya mı çalışıyor? Ama bu işin şakası yok; patlayacak bir ekonomik kriz her şeyi alt üst eder ve kitleler bunun hesabını öncelikle hükümete keser. Biz bunu yakın siyasi tarihimizde defalarca gördük.
Ekonominin dışında da sorunların olduğu ortada; mesela; Türkiye’nin; Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun bölgede kurduklarını iddia ettikleri oyunun işlemediği görünüyor. Mısır’da ve Suriye’de işler fena karışmış gibi; hiçbir şey Türkiye’nin istediği gibi gitmiyor. Türkiye’nin birlikte iş tuttuğu ülkeler; ABD; Katar, Suudi Arabistan çoktandır başka ortaklarla başka işler çeviriyorlar. Niçin böyle oldu, hükümet hangi rasyonalite ile Rusya ve ABD’nin Suriye’de kotarmaya çalıştıkları “barışı” sabote etmeye çalıştı bilemiyoruz ama ipin Suriye için planlanan Cenevre Konferansı hazırlıklarında koptuğu açık.
Bölgedeki oyunlarla ayda 10 milyar dolar açık veren Türkiye ekonomisinin finansmanı arasında sıkı ilişkilerin bulunduğunu, Türkiye’nin cari açığını Körfez dolayımlı fonlarla kapattığını bilmeyen yok.
Evet, AKP’nin 10 yıldır devam eden iktidarı boyunca “önemli” siyasal reformlar yaptığını kimse inkâr etmiyor ama tam demokrasiye geçmek içinde sistematik adımlar atmadığı da ortada. Türkiye hala 12 Eylül Anayasası ile yönetilmektedir, eski vesayetçiler büyük ölçüde tafsiye edildi ama vesayet kurumları yerli yerinde duruyor. Seçim yasaları, siyasi partiler yasası değiştirilmedi. Kürt açılımı kör topal ilerlediğini kabul etsek bile henüz anayasal ve yasal gerekler yapılmadığı için işler her an ters dönebilir.
Başbakan Erdoğan’ın, -mış gibi yaparak en azında yarı başkan ya da partili cumhurbaşkanı olarak 10 yıllık yeni bir dönem başlatmak istediğini biliyoruz. Ama işler istediği gibi yürümedi; CHP ve MHP bunun için işbirliği içine girmedi, Erdoğan BDP ile de yapmaya cesaret edemedi. Birçok şey ama en çok bu, Başbakan’ın moralini bozmakta, geleceği görmesini zorlaştırmaktadır.
Bütün bu belirsizlikler Başbakan ve adamlarının yönelimi bozmuştur; işin içinden çıkmak için uzandıkları her araç ellerinde kalmaktadır. Hiç kuşku yok ki bu duruma gelmelerinin sorumluları kendileridir. Kendileridir çünkü 10 yıllık iktidarlarını köklü reformlar yaparak değil, palyatif tedbirlerle, günü birlik işlerle geçirdiler. Elbette biliyorlardı ekonominin sıcak para ile döndüğünü ama onlar Ağustos böceği gibi davrandılar. Sadece halkı değil kendilerini de her şeyin yolunda gittiğine inandırdılar.
Hiçbir şey onların değildi, emek ürünü olan bir şey yoktu. Sadece ekonomi değil; siyasette, kültürde, bürokraside… her alanda ödünç araçlarla çalıştılar. Ganimet başlarını döndürdü; “biz neymişiz biz” demeye başladılar, böbürlendiler, kibirlendiler. On yıl neymiş ki, “2023 bize az” demeye başladılar, 2053, 2071 hedefleri koydular. Ama şimdi tutunduklarının çalı çırpı, kuru ot olduğu anlaşıldı, neye tutunuyorlarsa ellerinde kalıyor. Paniğin sebebi budur; hala kibirleri gerçekleri görmelerini engelliyor. Kendileri sorumlu olamayacağına göre düşmanlar var, hainler var, komplolar var diyorlar.
Hiç kimseyi dinlemediler, herkese tepeden baktılar, hakikatlere uçlarından dokunanları bile yanlarında tutmadılar. Hep susturdular; “ama” diyen herkesi mahkûm ettiler, düşman, hain ilan ettiler. İnsanları ya kovdular, yalnızlığa ittiler ya da memurlaştırdılar; memurlaşmayı kabul etmeyen herkesi itibarsızlaştırdılar, dışladılar.
Şimdi ise panik içindeler, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ne yapacaklarını söyleyecek tek kişi kalmadı yanlarında, zaten onları dinleyecek durumda da değiller. Şimdi ellerinde kalan memurlaşmış tiplerin komplo teorilerine sarıldılar. Eski rejimin araç ve yöntemleri revaçta; tetikçi gazeteciler, köşe yazarları, strateji uzmanlarına kaldılar. Biri uyduruyor, diğeri bunu tekrarlıyor. Böyle olunca da ilk söyleyen sonra söyleyeni kaynak göstererek saçmalıklara inanamaya ve yaymaya başlıyor. Bu bir tür paylaşılmış delilik.
Ülkeyi iyi kendileri ve kötü ötekiler diye böldüler; her gün daha çok insanı kötü ötekiler kategorisine dahil ediyorlar. Aynen başa döndük; iç düşmanlar ve dış düşmanlar.
Bu sağlıklı bir hal değil; koskoca ülke bir belirsizliğe doğru sürükleniyor.
Çok şeye değil asgari bir rasyonaliteye ihtiyaç var. Bu ülkeyi yönetenler, Başbakan ve adamları “gerçeklik”e geri dönmeleri gerekiyor.
14 Haziran 2013 Cuma
Hükümetten yabancı basına Gezi Parkı bilgisi
Türkiye’nin New York’taki Basın Müşavirliği, ABD’deki Türk ve yabancı basın kuruluşlarına “Gezi Parkı olaylarına dair not” başlıklı e-posta gönderdi. T.C. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak New York’ta görevli basın müşaviri İslam Doğru tarafından ABD basınına gönderilen e-posta notunda, bunun sadece bilgilendirmek amacıyla gönderildiği, hükümetin resmi duyurusu olarak algılanmaması gerektiği kaydedildi.
E-posta adresinde www.turkeyprotests.com adresi de kaynak gösterilirken, İngilizce, Fransızca ve Türkçe olarak gönderilen notlarda; Taksim Gezi Parkı protestolarının Türkiye’nin itibarına yönelen saldırılara malzeme olduğu belirtilerek, yaşanan hadisenin farklı boyutlarını ele aldıkları noktalara dikkat çekilmesi istendi.
GEZİ PARKI OLAYLARINA DAİR NOT
13 HAZİRAN 2013
27 Mayıs tarihinde küçük bir grubun Taksim Gezi Parkı’ndaki protestosuyla başlayan gösteriler daha sonra farklı illerle yayılmış ve hem içeride hem de dışarıda Türkiye’nin itibarına yönelen saldırılara malzeme olmuştur. Yaşanan hadisenin farklı boyutlarını ele alan bazı noktaları dikkatinize sunuyoruz.
1- Yaya kaldırımlarının genişletilmesini ve Topçu Kışlası olarak anılan bir binanın yeniden inşasını öngören Taksim Gezi Parkı projesi, AK Parti tarafından 2011 seçim kampanyası sırasında kamuoyuyla paylaşılmıştır. Proje, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde tartışmaya ve oylamaya sunulmuş ve muhalefet partisi CHP’li üyelerin de desteği ve oybirliğiyle kabul edilmiştir.
2- Projede bahsi geçen Topçu kışlası 1780'de inşa edilmiş ve 1940'ta dönemin Vali/belediye başkanı tarafından yıktırılana kadar Taksim’deki varlığını muhafaza etmiştir. Yeni projenin, Taksim'deki yeşil alanı azalmayacak, artacaktır. Proje kapsamında ayrıca araç trafiği yer altına alınacak ve İstanbul'un en geniş meydanlarından biri olan Taksim Meydanı’nın tamamı sadece yayalara tahsis edilecektir.
3- Protestoların başlamasından yalnızca birkaç gün sonra, 1 Haziran'da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Taksim Gezi Parkı Platformu ve Mimarlar Odası temsilcilerine projeyi tartışmak ve görüşmek amacıyla buluşma çağrısında bulunmuştur. Ancak, bazı protestoculardan gelen baskı üzerine temsilciler Topbaş'la görüşmeyi kabul etmemiş ve dolayısıyla, toplantı gerçekleştirilememiştir.
4- Geleneksel ve sosyal medyada dolaşan bir takım asılsız haberlerin aksine, projede Taksim Gezi bölgesine bir AVM inşa edilmesi fikri hiçbir zaman yer almamıştır. Hem Başbakan Erdoğan hem Belediye Başkanı Kadir Topbaş bunu pek çok kez vurgulamışlardır. Ancak buna rağmen, protestocular ilk günden itibaren bu gerçeği göz ardı ederek hareket etmeyi tercih etmiş, bazı basın mensupları da bu açıklamalar yapılmamış gibi davranmaya devam etmiştir.
5- Taksim Gezi Parkı Projesi kapsamında ve bir meseleye özgü olarak başlayan protestolar, kısa zamanda herhangi bir amacı veya talebi olmayan, hükümet aleyhtarı, şiddet ve vandalizm görüntülerine sahne olan ideolojik bir harekete dönüşmüştür.
6- Hükümet başından beri göstericiler arasındaki farklı pozisyonların farkında olmuş ve tarafları ayırarak davranmakta ısrarcı olmuştur. Göstericiler ana hatlarıyla iki ayrı gruba ayrılabilir. Birinci grup, Taksim projesine itirazlarını dile getiren ve barışçıl yöntemlerle ilerleyen sivil vatandaşlarımızdan mürekkeptir. Bu vatandaşlarımızın talepleri, sivil demokratik bir zeminde ifade edilen tüm talepler gibi, olması gerektiği şekilde demokratik bir şekilde görüş farkı olarak algılanmıştır. Öte yandan, gösteriler sırasında öne çıkan ve sürekli olarak gösterileri provoke eden, gerek Taksim Meydanı’nda gerekse Türkiye’nin diğer illerinde sürekli olarak kamu düzenini bozan, hem diğer vatandaşlar için hem de sivil göstericiler ciddi bir güvenlik riski yaratan gruplarda gösterilerde yer almıştır. İkinci gruplar, yaşanan hadiseleri sürekli manipüle ederek, eylemleri AK Parti hükümetine ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsına karşı ideolojik ve şiddet içeren bir harekete dönüştürmüştür.
7- Birinc grup, değişik toplumsal kesimlerden gelen, farklı siyasi pozisyonlara sahip ama Taksim Gezi Parkı düzenlemesi konusunda benzer talepleri savunan isimlerden oluşmaktadır. İkinci grup ise çoğunlukla aşırı-laikçi, şiddet yöntemlerini benimseyen illegal Marksist-Leninist örgütler, şiddet eğilimli ve nefret suçlarına bulaşmış yeni-ulusalcı yabancı düşmanı gibi kesimleri içermektedir. İkinci grup içinde TKP (Türkiye Komünist Partisi), 1 Şubat 2013'de ABD büyükelçiliğine karşı saldırıyı gerçekleştiren yasadışı DHKPC örgütü ve yeni-ulusalcı Türk Gençlik Birliği (TGB) gibi iyi tanınan radikal grupların da yer aldığı bilinmektedir.
8- Başbakan Erdoğan, 2 Haziran'da yaptığı iki ayrı konuşmada, ilk grup protestocuları ikinci gruptan ayırmış ve bu grubun protesto etme hakkını teslim etmiştir. Başbakanın ardından aralarında Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı'nın da bulunduğu hükümet yetkilileri de, vatandaşların barışçıl bir biçimde gösteri yapma hakkının olduğunu belirtmişlerdir.
9- İlk grup içinde AK Parti'nin ardarda gelen seçim başarıları ve alkol satışını Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği uluslararası standartlara göre düzenleyen alkol yasası gibi bazı politikaları nedeniyle kendini izole ve marjinalize edilmiş hisseden kesimler de bulunmaktadır. Hükümet, bu vatandaşların endişelerini ortadan kaldırmak amacıyla bu kesimlerle sürekli temas halinde kalmaya özen göstermektedir. Zaten taleplerini doğrudan iletmek isteyen gruplarla hükümet ve İstanbul belediye temsilcileri arasında şimdiye kadar birçok görüşme gerçekleşmiştir.
10- Polisin müdahale etmesine sebebiyet verenler, çoğunlukla ikinci gruba mensup olan eylemcilerdir. Bu kişiler, sürekli olarak ortamı provoke etmiş ve polisin geri çekilme talimatı almasından sonra bile, kamu binalarına, polis arabalarına, medya araçlarına, özel dükkânlara ve diğer pek çok mekâna saldırmışlardır.
11- Polis güçleri, olayların ilk ve ikinci gününde kalabalıkları konvansiyonel yöntemleri kullanarak kontrol altına almaya çalışmıştır. Fakat bu süreçte biber gazının aşırı kullanımı durumu söz konusu olmuş ve Başbakan Erdoğan, bu durumdan rahatsızlığını yüksek sesle ifade ederek, soruşturma açılması için gerekli talimatları vermiştir. İçişleri Bakanlığı konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır.
12 – Protestoların başlamasından yalnızca birkaç gün sonra, 1 Haziran Cumartesi günü saat 16.00'da polise Taksim meydanından geri çekilme talimatı verilmiş ve ardından Gezi Parkı protestocular ile vatandaşlara açılmıştır.
13- Polisin geri çekilerek parkın halka açılması, Taksim bölgesindeki gerilimi düşürmüştür. Ancak bu kez de bazı militan gruplar Beşiktaş'taki Başbakanlık ofisine ellerinde sopalar ve taşlarla yürüyüşe geçmiştir. Kamera görüntüleri bu grubun değişik Marksist-Leninist örgütlerin bayrak ve flamalarını taşıdığını ve yürüyüş esnasında yol üzerindeki kamu ve özel mülklere zarar verdiklerini göstermektedir. Bunun üzerine, polis kuvvetleri harekete geçmiş, bu grupların Başbakanlık ofisine ve diğer binalara saldırmasına izin vermemişlerdir.
14- Ankara'da ise protestoculara Kızılay/Güven Park'ta eylem yapma izni verilmiş, ancak tıpkı İstanbul’da olduğu gibi bazı gruplar bu kez de Kızılay’daki Başbakanlık merkez binasına saldırmayı kalkışmıştır. Polis duruma müdahale etmek zorunda kalmış ve bakanlık binalarına yönelik bu saldırıları durdurmuştur. Olay yerine ait kamera görüntüleri bu grupların polise ve kamu binalarına hiçbir provokasyon olmadan saldırdığını göstermektedir.
15- Tüm şiddet ve provokasyon olaylarının yanında, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer kentlerde barışçı gösteriler de gerçekleşmiştir. 2 Haziran Pazar günkü bu gösterilerde çok az çatışma yaşanmıştır.
16- 13 Haziran tarihi itibariyle gösterilerde iki sivil vatandaşın ve bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir. İlk incelemelerde bu ölümlerin hiçbirinin ateşli silahla gerçekleşmediği açıklanmış olmakla beraber soruşturmalar devame etmektedir.
17- Olay maddi boyutuyla ele alındığında, göstericilerin yol açtığı toplam zararın 70 milyon Türk lirasını aştığı bilinmektedir. 259 sivil araç, 109 polis arabası, 4 özel otobüs, 18 belediye otobüsü, 281 iş yeri, 1 konut binası, 1 polis merkezi, tamamı AK Parti’ye ait 12 siyasi parti binası, 6 resmi bina, yüzlerce otobüs durağı, trafik ışık ve levhaları, mobese kameraları, ATM’ler ve kaldırımlar zarar görmüştür.
18- Süreç boyunca özellikle sosyal medyada kitleleri sorumsuzca provoke etmeyi amaçlayan çok sayıda yalan bilgi ve fotoğraf paylaşılmıştır. Uluslararası medya da maalesef hiçbir doğrulatmaya gerek duymaksızın, bu yanlış bilgileri alarak, haberleştirmiştir. Örneğin, çok sayıda kişinin öldüğü, polisin portakal gazı kullandığı, 400 polisin istifa ettiği, helikopterlerden gaz atıldığı, bazı protestocuların işkence gördüğü gibi haberler yapılmıştır. 1 Haziran günü 2 göstericinin öldüğünü açıklayan Uluslararası Af örgütü ise 2 Haziran Pazar günü bir düzeltme yayınlamış ve bu haberi doğrulatmadan yaydığı için özür dilemiştir. Söz konusu yalan haber ise daha sonra BBC tarafından alınmış ve 2 Haziran günü yayınlanmıştır. Yapılan yanlış ve abartılı haberlere rağmen, Uluslararası Af Örgütü’nün özrü dışında henüz herhangi bir özür dileme söz konusu olmamıştır.
19- Ana akım Türk medyasının hükümet baskısı nedeniyle gösterileri yayınlamadığı iddiaları tamamıyla yalandır. Tüm ulusal kanallar olayları canlı olarak, röportajlar, yorumlar ve görsel ögeler kullanarak saatlerce yayınlamıştır. Ana akım medyanın olaylara ilişkin yayın yapmamakla en fazla suçlandığı 29 Mayıs 2013- 2 Haziran 2013 tarihleri arasında, ulusal tv kanalları günlük ortalama 19 saat yayın yapılmıştır. Haber akışında olağanüstü bir süreklilik sağlayan yabancı basının faaliyetlerine herhangi bir sınırlama getirilmemiştir.
20- Arap baharı olayları ile sözde Türk baharı arasında benzerlik kurulması tamamen yersizdir. Türkiye parlamenter bir demokrasidir. AK Parti’yi oyların %50’sini alarak iktidara taşıyan son seçimler 2011 yılında yapılmıştır ve bu seçimler neticesinde AK Parti iktidara gelmiştir. Türkiye'de seçimlere katılım oranı genellikle yüzde 80 gibi yüksek rakamlarda gerçekleşmektedir.
21- Başbakan Erdoğan’a ve hükümete yöneltilen diktatörlük ve otoriterlik suçlamaları hiçbir somut kanıt olmaksızın, ideolojik gerekçelerle yapılmaktadır. Şeffaflığı uluslararası düzeyde kabul gören seçimlerler üst üste son üç genel seçimi kazanmış ve oyların yüzde 50'sini alarak iktidara gelmiş, halkın taleplerine cevap veren, sürekli olarak farklı imkan ve araçlarla farklı kesimlerle istişare etmeye özen gösteren bir hükümeti "otoriter" olarak eleştirmek haksızlıktır ve bir çarpıtma girşimidir.
22-Hükümet, gerek yerel politikalarını gerekse ülke çapında yürüttüğü faaliyetleri anlatma noktasında yeterli ve daha etkili bir iletişim faaliyeti yürütmesi ihtiyacı içinde olabilir. Fakat, Türkiye’de hiçbir koşulda AK Parti'yi kabul etmeyecek gruplar vardır. Bu durum, demokrasinin doğasında var olsa bile, bunlardan bazılarının taleplerini şiddet yöntemlerine göstermesine dünyanın hiçbir ülkesinde müsaade edilmeyeceği de bilinmektedir. Üstelik bu gruplardan birçoğu talep ve itirazlarını somut bir biçimde iletmekte bir hayli zayıf kalmış ve provoke eden kamu düzenini ihlal eden bir tarzda davranmayı tercih etmiştir.
23- İstanbul'daki barışçıl gösterileri manipüle etmeye çalışan radikal gruplar, Türkiye'nin demokrasi güçleri arasında değillerdir. Bu gruplar, geçmişte Türkiye'de askeri darbeleri ve müdahaleleri desteklemiş, Kürt sorununun çözülmesine karşı çıkmış, farklı inanç gruplarına mensup vatandaşlarımızın taleplerine şiddetli bir şekilde itiraz etmiş, çoğu zaman onları terörize etme yolunu seçmiş ve milliyetçiliğin en saldıgran halini savunagelmiş, ifade ve inanç özgürlüğünün bastırılmasını desteklemiş, yabancı düşmanı eylemlere karışmışlardır.
24- 4 Haziran 2013 günü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir basın toplantısı düzenleyerek protestoculara seslenmiştir. Konuşmasında, meşru talepleri olan barışçıl eylemcileri radikal gruplardan ayıran Arınç, kasıtlı provokasyonlara karşı vatandaşları uyarmıştır. Arınç, sivil demokratik bir zeminden ayrılmayan, taleplerini bu zeminde dile getirdiği halde gösteriler sırasında aşırı güç kullanımına maruz kalan vatandaşlardan özür dilemiştir. Arınç buna karşı, yağmacılık ne de terör eylemlerinin hiçbir şekilde tolere edilmeyeceğini yinelemiştir.
25- Arınç, 5 Haziran günü Taksim Dayanışma Platformu’ndan temsilcilerle Gezi Parkı projesini görüşmek üzere bir araya gelmiştir. Bu görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Arınç, bir öneri olarak Gezi Parkı için bir referandum yapılabileceğinden bahsetmiştir. Ancak Mimarlar Odası bu demokratik çözüm önerisini herhangi bir gerekçe göstermeksizin reddetmiştir.
26- 3 ve 4 Haziran tarihlerinde, Cumhurbaşkanı Gül, protestocuların mesajlarının alındığını ve bu mesajların hükümet yetkililerince dikkate alınacağını söylemiştir.
27- İçişleri Bakanlığı polisin aşırı güç kullanımına ilişkin iddialara dair soruşturmaların ivedilikle yapılacağını belirtmiştir.
28- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, Gezi Parkı alanına bir AVM, otel veya rezidans yapmayı planlamadıklarını yinelemiştir. Bunun yerine, Topçu Kışlası’nın belki bir şehir müzesi olabileceğini ifade eden Topbaş, ayrıca, Taksim Projesi’nin, belediye meclisi tarafından oybirliğiyle onaylandığını bir kez daha hatırlatmıştır.
29- Hem iç hem de dış kamuoyunca yürütülen dezenformasyon çabaları çerçevesinde bir meşruiyet sorunu yaratılmak istendiğini düşünen vatandaşlar hem Kuzey Afrika Gezisi sonrasında Başbakan Erdoğan’ı havaalimaninda büyük bir kalabalıkla karşılamıştır. Daha sonra yapılan mitinlerde Başbakan Erdoğan, göstericilerden bir oluşan grup ile Gezi Parkı projesi hakkında görüşmekten memnuniyet duyacağını söylemiştir., Göstericilerin İstanbul Valisi ve/veya Kültür ve Turizm Bakanı görüşmesinin de mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Başbakan Erdoğan, 12 Haziran günü şiddet eylemlerine karışmamış bir grup göstericiyle bir araya geleceğini bildirmiştir.
30- Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı olaylarına ilişkin bilgi almak amacıyla 12 Haziran 2013 günü sanatçı ve akademisyenlerin de aralarında bulunduğu 11 kişilik bir temsilciler heyetini kabul etmiştir. Görüşmeye, Başbakan Erdoğan'a İçişleri Bakanı Muammer Güler, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de katılmıştır. 4,5 saatlik bu görüşmenin ardından, Sayın Çelik, İstanbul’da Taksim Gezi Parkı için bir referandum yapılabileceğini belirtmiştir. Çeşitli eleştirilere rağmen görüşmeden çıkan öneri pek çok protestocu tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/23501463.asp
E-posta adresinde www.turkeyprotests.com adresi de kaynak gösterilirken, İngilizce, Fransızca ve Türkçe olarak gönderilen notlarda; Taksim Gezi Parkı protestolarının Türkiye’nin itibarına yönelen saldırılara malzeme olduğu belirtilerek, yaşanan hadisenin farklı boyutlarını ele aldıkları noktalara dikkat çekilmesi istendi.
GEZİ PARKI OLAYLARINA DAİR NOT
13 HAZİRAN 2013
27 Mayıs tarihinde küçük bir grubun Taksim Gezi Parkı’ndaki protestosuyla başlayan gösteriler daha sonra farklı illerle yayılmış ve hem içeride hem de dışarıda Türkiye’nin itibarına yönelen saldırılara malzeme olmuştur. Yaşanan hadisenin farklı boyutlarını ele alan bazı noktaları dikkatinize sunuyoruz.
1- Yaya kaldırımlarının genişletilmesini ve Topçu Kışlası olarak anılan bir binanın yeniden inşasını öngören Taksim Gezi Parkı projesi, AK Parti tarafından 2011 seçim kampanyası sırasında kamuoyuyla paylaşılmıştır. Proje, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde tartışmaya ve oylamaya sunulmuş ve muhalefet partisi CHP’li üyelerin de desteği ve oybirliğiyle kabul edilmiştir.
2- Projede bahsi geçen Topçu kışlası 1780'de inşa edilmiş ve 1940'ta dönemin Vali/belediye başkanı tarafından yıktırılana kadar Taksim’deki varlığını muhafaza etmiştir. Yeni projenin, Taksim'deki yeşil alanı azalmayacak, artacaktır. Proje kapsamında ayrıca araç trafiği yer altına alınacak ve İstanbul'un en geniş meydanlarından biri olan Taksim Meydanı’nın tamamı sadece yayalara tahsis edilecektir.
3- Protestoların başlamasından yalnızca birkaç gün sonra, 1 Haziran'da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Taksim Gezi Parkı Platformu ve Mimarlar Odası temsilcilerine projeyi tartışmak ve görüşmek amacıyla buluşma çağrısında bulunmuştur. Ancak, bazı protestoculardan gelen baskı üzerine temsilciler Topbaş'la görüşmeyi kabul etmemiş ve dolayısıyla, toplantı gerçekleştirilememiştir.
4- Geleneksel ve sosyal medyada dolaşan bir takım asılsız haberlerin aksine, projede Taksim Gezi bölgesine bir AVM inşa edilmesi fikri hiçbir zaman yer almamıştır. Hem Başbakan Erdoğan hem Belediye Başkanı Kadir Topbaş bunu pek çok kez vurgulamışlardır. Ancak buna rağmen, protestocular ilk günden itibaren bu gerçeği göz ardı ederek hareket etmeyi tercih etmiş, bazı basın mensupları da bu açıklamalar yapılmamış gibi davranmaya devam etmiştir.
5- Taksim Gezi Parkı Projesi kapsamında ve bir meseleye özgü olarak başlayan protestolar, kısa zamanda herhangi bir amacı veya talebi olmayan, hükümet aleyhtarı, şiddet ve vandalizm görüntülerine sahne olan ideolojik bir harekete dönüşmüştür.
6- Hükümet başından beri göstericiler arasındaki farklı pozisyonların farkında olmuş ve tarafları ayırarak davranmakta ısrarcı olmuştur. Göstericiler ana hatlarıyla iki ayrı gruba ayrılabilir. Birinci grup, Taksim projesine itirazlarını dile getiren ve barışçıl yöntemlerle ilerleyen sivil vatandaşlarımızdan mürekkeptir. Bu vatandaşlarımızın talepleri, sivil demokratik bir zeminde ifade edilen tüm talepler gibi, olması gerektiği şekilde demokratik bir şekilde görüş farkı olarak algılanmıştır. Öte yandan, gösteriler sırasında öne çıkan ve sürekli olarak gösterileri provoke eden, gerek Taksim Meydanı’nda gerekse Türkiye’nin diğer illerinde sürekli olarak kamu düzenini bozan, hem diğer vatandaşlar için hem de sivil göstericiler ciddi bir güvenlik riski yaratan gruplarda gösterilerde yer almıştır. İkinci gruplar, yaşanan hadiseleri sürekli manipüle ederek, eylemleri AK Parti hükümetine ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsına karşı ideolojik ve şiddet içeren bir harekete dönüştürmüştür.
7- Birinc grup, değişik toplumsal kesimlerden gelen, farklı siyasi pozisyonlara sahip ama Taksim Gezi Parkı düzenlemesi konusunda benzer talepleri savunan isimlerden oluşmaktadır. İkinci grup ise çoğunlukla aşırı-laikçi, şiddet yöntemlerini benimseyen illegal Marksist-Leninist örgütler, şiddet eğilimli ve nefret suçlarına bulaşmış yeni-ulusalcı yabancı düşmanı gibi kesimleri içermektedir. İkinci grup içinde TKP (Türkiye Komünist Partisi), 1 Şubat 2013'de ABD büyükelçiliğine karşı saldırıyı gerçekleştiren yasadışı DHKPC örgütü ve yeni-ulusalcı Türk Gençlik Birliği (TGB) gibi iyi tanınan radikal grupların da yer aldığı bilinmektedir.
8- Başbakan Erdoğan, 2 Haziran'da yaptığı iki ayrı konuşmada, ilk grup protestocuları ikinci gruptan ayırmış ve bu grubun protesto etme hakkını teslim etmiştir. Başbakanın ardından aralarında Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı'nın da bulunduğu hükümet yetkilileri de, vatandaşların barışçıl bir biçimde gösteri yapma hakkının olduğunu belirtmişlerdir.
9- İlk grup içinde AK Parti'nin ardarda gelen seçim başarıları ve alkol satışını Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği uluslararası standartlara göre düzenleyen alkol yasası gibi bazı politikaları nedeniyle kendini izole ve marjinalize edilmiş hisseden kesimler de bulunmaktadır. Hükümet, bu vatandaşların endişelerini ortadan kaldırmak amacıyla bu kesimlerle sürekli temas halinde kalmaya özen göstermektedir. Zaten taleplerini doğrudan iletmek isteyen gruplarla hükümet ve İstanbul belediye temsilcileri arasında şimdiye kadar birçok görüşme gerçekleşmiştir.
10- Polisin müdahale etmesine sebebiyet verenler, çoğunlukla ikinci gruba mensup olan eylemcilerdir. Bu kişiler, sürekli olarak ortamı provoke etmiş ve polisin geri çekilme talimatı almasından sonra bile, kamu binalarına, polis arabalarına, medya araçlarına, özel dükkânlara ve diğer pek çok mekâna saldırmışlardır.
11- Polis güçleri, olayların ilk ve ikinci gününde kalabalıkları konvansiyonel yöntemleri kullanarak kontrol altına almaya çalışmıştır. Fakat bu süreçte biber gazının aşırı kullanımı durumu söz konusu olmuş ve Başbakan Erdoğan, bu durumdan rahatsızlığını yüksek sesle ifade ederek, soruşturma açılması için gerekli talimatları vermiştir. İçişleri Bakanlığı konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır.
12 – Protestoların başlamasından yalnızca birkaç gün sonra, 1 Haziran Cumartesi günü saat 16.00'da polise Taksim meydanından geri çekilme talimatı verilmiş ve ardından Gezi Parkı protestocular ile vatandaşlara açılmıştır.
13- Polisin geri çekilerek parkın halka açılması, Taksim bölgesindeki gerilimi düşürmüştür. Ancak bu kez de bazı militan gruplar Beşiktaş'taki Başbakanlık ofisine ellerinde sopalar ve taşlarla yürüyüşe geçmiştir. Kamera görüntüleri bu grubun değişik Marksist-Leninist örgütlerin bayrak ve flamalarını taşıdığını ve yürüyüş esnasında yol üzerindeki kamu ve özel mülklere zarar verdiklerini göstermektedir. Bunun üzerine, polis kuvvetleri harekete geçmiş, bu grupların Başbakanlık ofisine ve diğer binalara saldırmasına izin vermemişlerdir.
14- Ankara'da ise protestoculara Kızılay/Güven Park'ta eylem yapma izni verilmiş, ancak tıpkı İstanbul’da olduğu gibi bazı gruplar bu kez de Kızılay’daki Başbakanlık merkez binasına saldırmayı kalkışmıştır. Polis duruma müdahale etmek zorunda kalmış ve bakanlık binalarına yönelik bu saldırıları durdurmuştur. Olay yerine ait kamera görüntüleri bu grupların polise ve kamu binalarına hiçbir provokasyon olmadan saldırdığını göstermektedir.
15- Tüm şiddet ve provokasyon olaylarının yanında, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer kentlerde barışçı gösteriler de gerçekleşmiştir. 2 Haziran Pazar günkü bu gösterilerde çok az çatışma yaşanmıştır.
16- 13 Haziran tarihi itibariyle gösterilerde iki sivil vatandaşın ve bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir. İlk incelemelerde bu ölümlerin hiçbirinin ateşli silahla gerçekleşmediği açıklanmış olmakla beraber soruşturmalar devame etmektedir.
17- Olay maddi boyutuyla ele alındığında, göstericilerin yol açtığı toplam zararın 70 milyon Türk lirasını aştığı bilinmektedir. 259 sivil araç, 109 polis arabası, 4 özel otobüs, 18 belediye otobüsü, 281 iş yeri, 1 konut binası, 1 polis merkezi, tamamı AK Parti’ye ait 12 siyasi parti binası, 6 resmi bina, yüzlerce otobüs durağı, trafik ışık ve levhaları, mobese kameraları, ATM’ler ve kaldırımlar zarar görmüştür.
18- Süreç boyunca özellikle sosyal medyada kitleleri sorumsuzca provoke etmeyi amaçlayan çok sayıda yalan bilgi ve fotoğraf paylaşılmıştır. Uluslararası medya da maalesef hiçbir doğrulatmaya gerek duymaksızın, bu yanlış bilgileri alarak, haberleştirmiştir. Örneğin, çok sayıda kişinin öldüğü, polisin portakal gazı kullandığı, 400 polisin istifa ettiği, helikopterlerden gaz atıldığı, bazı protestocuların işkence gördüğü gibi haberler yapılmıştır. 1 Haziran günü 2 göstericinin öldüğünü açıklayan Uluslararası Af örgütü ise 2 Haziran Pazar günü bir düzeltme yayınlamış ve bu haberi doğrulatmadan yaydığı için özür dilemiştir. Söz konusu yalan haber ise daha sonra BBC tarafından alınmış ve 2 Haziran günü yayınlanmıştır. Yapılan yanlış ve abartılı haberlere rağmen, Uluslararası Af Örgütü’nün özrü dışında henüz herhangi bir özür dileme söz konusu olmamıştır.
19- Ana akım Türk medyasının hükümet baskısı nedeniyle gösterileri yayınlamadığı iddiaları tamamıyla yalandır. Tüm ulusal kanallar olayları canlı olarak, röportajlar, yorumlar ve görsel ögeler kullanarak saatlerce yayınlamıştır. Ana akım medyanın olaylara ilişkin yayın yapmamakla en fazla suçlandığı 29 Mayıs 2013- 2 Haziran 2013 tarihleri arasında, ulusal tv kanalları günlük ortalama 19 saat yayın yapılmıştır. Haber akışında olağanüstü bir süreklilik sağlayan yabancı basının faaliyetlerine herhangi bir sınırlama getirilmemiştir.
20- Arap baharı olayları ile sözde Türk baharı arasında benzerlik kurulması tamamen yersizdir. Türkiye parlamenter bir demokrasidir. AK Parti’yi oyların %50’sini alarak iktidara taşıyan son seçimler 2011 yılında yapılmıştır ve bu seçimler neticesinde AK Parti iktidara gelmiştir. Türkiye'de seçimlere katılım oranı genellikle yüzde 80 gibi yüksek rakamlarda gerçekleşmektedir.
21- Başbakan Erdoğan’a ve hükümete yöneltilen diktatörlük ve otoriterlik suçlamaları hiçbir somut kanıt olmaksızın, ideolojik gerekçelerle yapılmaktadır. Şeffaflığı uluslararası düzeyde kabul gören seçimlerler üst üste son üç genel seçimi kazanmış ve oyların yüzde 50'sini alarak iktidara gelmiş, halkın taleplerine cevap veren, sürekli olarak farklı imkan ve araçlarla farklı kesimlerle istişare etmeye özen gösteren bir hükümeti "otoriter" olarak eleştirmek haksızlıktır ve bir çarpıtma girşimidir.
22-Hükümet, gerek yerel politikalarını gerekse ülke çapında yürüttüğü faaliyetleri anlatma noktasında yeterli ve daha etkili bir iletişim faaliyeti yürütmesi ihtiyacı içinde olabilir. Fakat, Türkiye’de hiçbir koşulda AK Parti'yi kabul etmeyecek gruplar vardır. Bu durum, demokrasinin doğasında var olsa bile, bunlardan bazılarının taleplerini şiddet yöntemlerine göstermesine dünyanın hiçbir ülkesinde müsaade edilmeyeceği de bilinmektedir. Üstelik bu gruplardan birçoğu talep ve itirazlarını somut bir biçimde iletmekte bir hayli zayıf kalmış ve provoke eden kamu düzenini ihlal eden bir tarzda davranmayı tercih etmiştir.
23- İstanbul'daki barışçıl gösterileri manipüle etmeye çalışan radikal gruplar, Türkiye'nin demokrasi güçleri arasında değillerdir. Bu gruplar, geçmişte Türkiye'de askeri darbeleri ve müdahaleleri desteklemiş, Kürt sorununun çözülmesine karşı çıkmış, farklı inanç gruplarına mensup vatandaşlarımızın taleplerine şiddetli bir şekilde itiraz etmiş, çoğu zaman onları terörize etme yolunu seçmiş ve milliyetçiliğin en saldıgran halini savunagelmiş, ifade ve inanç özgürlüğünün bastırılmasını desteklemiş, yabancı düşmanı eylemlere karışmışlardır.
24- 4 Haziran 2013 günü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir basın toplantısı düzenleyerek protestoculara seslenmiştir. Konuşmasında, meşru talepleri olan barışçıl eylemcileri radikal gruplardan ayıran Arınç, kasıtlı provokasyonlara karşı vatandaşları uyarmıştır. Arınç, sivil demokratik bir zeminden ayrılmayan, taleplerini bu zeminde dile getirdiği halde gösteriler sırasında aşırı güç kullanımına maruz kalan vatandaşlardan özür dilemiştir. Arınç buna karşı, yağmacılık ne de terör eylemlerinin hiçbir şekilde tolere edilmeyeceğini yinelemiştir.
25- Arınç, 5 Haziran günü Taksim Dayanışma Platformu’ndan temsilcilerle Gezi Parkı projesini görüşmek üzere bir araya gelmiştir. Bu görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Arınç, bir öneri olarak Gezi Parkı için bir referandum yapılabileceğinden bahsetmiştir. Ancak Mimarlar Odası bu demokratik çözüm önerisini herhangi bir gerekçe göstermeksizin reddetmiştir.
26- 3 ve 4 Haziran tarihlerinde, Cumhurbaşkanı Gül, protestocuların mesajlarının alındığını ve bu mesajların hükümet yetkililerince dikkate alınacağını söylemiştir.
27- İçişleri Bakanlığı polisin aşırı güç kullanımına ilişkin iddialara dair soruşturmaların ivedilikle yapılacağını belirtmiştir.
28- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, Gezi Parkı alanına bir AVM, otel veya rezidans yapmayı planlamadıklarını yinelemiştir. Bunun yerine, Topçu Kışlası’nın belki bir şehir müzesi olabileceğini ifade eden Topbaş, ayrıca, Taksim Projesi’nin, belediye meclisi tarafından oybirliğiyle onaylandığını bir kez daha hatırlatmıştır.
29- Hem iç hem de dış kamuoyunca yürütülen dezenformasyon çabaları çerçevesinde bir meşruiyet sorunu yaratılmak istendiğini düşünen vatandaşlar hem Kuzey Afrika Gezisi sonrasında Başbakan Erdoğan’ı havaalimaninda büyük bir kalabalıkla karşılamıştır. Daha sonra yapılan mitinlerde Başbakan Erdoğan, göstericilerden bir oluşan grup ile Gezi Parkı projesi hakkında görüşmekten memnuniyet duyacağını söylemiştir., Göstericilerin İstanbul Valisi ve/veya Kültür ve Turizm Bakanı görüşmesinin de mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Başbakan Erdoğan, 12 Haziran günü şiddet eylemlerine karışmamış bir grup göstericiyle bir araya geleceğini bildirmiştir.
30- Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı olaylarına ilişkin bilgi almak amacıyla 12 Haziran 2013 günü sanatçı ve akademisyenlerin de aralarında bulunduğu 11 kişilik bir temsilciler heyetini kabul etmiştir. Görüşmeye, Başbakan Erdoğan'a İçişleri Bakanı Muammer Güler, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de katılmıştır. 4,5 saatlik bu görüşmenin ardından, Sayın Çelik, İstanbul’da Taksim Gezi Parkı için bir referandum yapılabileceğini belirtmiştir. Çeşitli eleştirilere rağmen görüşmeden çıkan öneri pek çok protestocu tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/23501463.asp
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


