faruk arslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faruk arslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ağustos 2013 Cuma
Türkiye Mısır olmasın diye size sabrenleri daha fazla üzmeyin dostlar! - Faruk Arslan
Demedi demeyin!
Mısır’daki askeri darbe aslında AK Parti’ye soğuk bir duş oldu. Neden mi? Müslüman Kardeşler’i destekleyen AK Parti yönetimi aynı İslami düşünce temelinden geliyorda ondan.
Şahsen çocukluğum Hasan El Benna, Seyyid Kutup ve Mevdudi’nin kitaplarını okuyarak geçti. Zira babam Milli Selamet’in Milli Görüş’ün, rahmetli Erbakan’ın ordu içindeki tek tük adamlarından biriydi. 14 yaşına kadar Milli Görüş’ün okuduğu tüm kaynakları hatmetmiş bir genç olarak Mısır’ı hep gözümde idealleştirdiğimi hatırlıyorum. Mısır’dan son on yılda ülkemize gelenler Türkiye’yi gözlerinde devleştirdi ve Türkiye olmak için can atıyorlardı.Demedim demeyin, AK Parti’yi devirmeyi kafasına koymuş global ve yerli fesad komitesi, Milli Görüş’ün dar gömleğine dönen bir AK Parti’yi Müslüman Kardeşlerden daha kolay yer bitirir…
Bazı dar kafalı Milli Görüşçü kardeşlerimizden küfür, hakaret dolu epostalar alıyorum.Devlette Gülen camiasının yetiştirdiği, mükemmel çalışan, işinin ehli insanları kapı önüne koyarak kadrolaştıklarını kabul ediyorlar ve buna hakları olduğunu savunuyorlar.
Zulmün büyüğünü işleyip, nasıl ahmakca gerekçeler uydurduklarının ya farkında olmayacak kadar serhoşlar, yada biliyorlarda , şeytanın binbir yüzü var. Üstad boş yere dememiş, siyaset meleği şeytan gösterir, şeytanı melek gösterir diye. Müslüman Kardeşlerde Mısır’da benzer yanlışı yaptı ve fincancı katırlarını ürküttü. Zafer sarhoşu oldular, geçmişten ders çıkarmadılar, Batı desteğiyle sosyal medya ile gelen devrim kolayca uçtu gitti.
İngiliz şeytanı Hindistan’da birliği bölerken aynı stratejiyi izlemişti. Pakistan, Bangladeş ve Sri Lanka arka arkaya kuruldu ama hiç biri tek başına İngiliz sömürgecisinden kurtulamadı. Etnik, dini ve mezhebi sorunları kaşıyan İngiliz istihbaratı, aradan geçen yarım yüzyılı aşkın zamana rağmen halen kuklaları oynatmakta mahir. Mısır’da İngiliz tedris ve tedrisatından geçen İslam’ın garip bir mahdumu. İngilizler biliyorlar ki, İslam dünyasında Mısır’dan yükselecek demokrasi bayrağı tüm Afrika’yı sarar, ve Türkiye’den başlayacak bir devrim tüm İslam, Türk, Afrika ve Avrupa’yı kuşatır… Bu nedenle önemli bir bayrağı taşıyan AK Parti’yi tüm güçleriyle hedef alıyorlar. Mısır’da sivil toplum oluşmadan yıktılar ama Türkiye’nin çok önemli bir artısı var, bu nedenle başaramıyorlar. Nedir bu artı? Sakın Recep Tayyip Erdoğan sanmayın. Her türlü başarıyı kendinden bilen Erdoğan halen güç zehirlenmesi yaşıyor…Partiler demokrasi gereğidir ama sivil toplum olmadan olmaz.
Evet, Türkiye’nin en büyük değerimiz Fethullah Gülen. Türkiye’nin şansı onun gibi bir İslam alimine sahip olması ve onu takip eden milyonların iyi eğitimli, uyanık ve aksiyoner fertlerden oluşması.
Mısır’ın Yusuf Kardavisi var ama Gülen’in vizyonu ve önderliği tüm dünyayı kuşatırken, Kardavi Mısır’a bile söz geçiremedi. Gezi olayları fitnesinin savuşturulmasında Gülen’in akılcıl rehberliği ve camiaya tam zamanında dualar ettirmesi önemli rol oynadı. Oyuna gelenlerin oyununa gelmedi. Benim kardeşlerimi bürokraside, devleti aliyede kesip doğruyorlar, bir tekmede ben atayım demedi. Türkiye’den kopan en büyük sivil toplum örgütüne mükemmel liderlik yaptı ve camiayı devletin emir eri, kulu kölesi yapmaya çalışanlara sivil toplum dersi verdi.
Devletimizin yurt içinde ve yurt dışında alternatif sivil güce ihtiyacı vardı ve camia bu boşluğu mükemmel doldurdu. Şimdi hangi akılla bize tabi olmazlarsa yok ederiz, atarız, satarız diyorsunuz? Aklınızı peynir ekmekle mi yedinizde, ülkemizin en büyük sivil gücünü kendi hesabınıza devletleştirmeye çalışıyorsunuz… Elemanlarını satın alalım, satın alamazsak atalım, gücümüze güç katalım mıdır siyaset veya uzlaşma?
YARSAV’ı sevindiren yargı düzenlemesi de mi Milli Görüş fanatiklerini uyandırmıyor? Ergenekon ve Balyoz çetesini Silivri’den yarın salarlarsa da uyanmıyacak ve gerekçeler mi uyduracaksınız? Türkiye eğer Mısır olmadıysa bunu 2007 yılından beri Emniyet güçlerinin sürdürdüğü derin devlet operasyonuna borçlu. Siz bu başarılara imzasını atan polislerimizi sürgün eder, savcı ve hakimlerin yerlerini değiştirir, üst yargıya çıkacak yolları tıkarsanız, CHP’nin gulyabanileri geri döner ve sizden intikamlarını alırlar.
Zaten hazır kıta bekliyorlar, akrebe, yılana , çıyana, kobraya fırsat verirseniz, mizaçlarının, karakter ve huylarının gereğini yerine getirecektir. Sizi onlarca defa kurtaranlara vefasızlık gösterip üzerseniz, sizi öyle bir üzerler ki Mısır’dan beter olursunuz…Müslüman Kardeşler fertlerini yıllarca hapishanelerde çürüten, işkence yapanlar, kızlarına, eşlerine önlerinde tecavüz eden zihniyet size acır mı sanıyorsunuz? Şeytanlar sizi yemesin diye daha ne kadar zekadan yoksun yanlışlarınıza camia dayanır bilemiyorum. Daha kaç defa lideri suikasttan kurtarır, daha kaç tane darbe planını boşa çıkarabilir ki…
Güç bende diye diye dolduruşa geliyor ve sizi iktidar yapan halk içinde en muteber olanları kesmenizi salık verenlere hay hay mı diyorsunuz yoksa? Kelle kelle oy hesabı yaparak matematiksel yollarla mı iktidar oldunuz beyler! Kanaat önderlerinin duaları ve güvenirliği kelle sayısı ile ölçülemez.
2008’den beri Doğan medyası, yolsuzluk, iffetsizlik ve hortumculuk dosyalarınızın kapağını neden açmıyor, neden hiç merak etmiyorsunuz? Onlara bu dosyaları bekletmelerini salık verenler sizi yönlendirip camiaya şantaj yapmanızı ve kesik atmanızı sağlıyorsa idam sehpanızı da hazırlıyorlar demektir. Camia paratöneri kaldırsa yıldırımlar başınıza düşer, emin olun…
Şunu biliyorum, her sabrın bir sonu vardır, sabır taşı çatlarsa Allah sebepleri halk eder, yerin dibine geçer güç savaşınız… Demedi demeyin: Türkiye Mısır olmasın diye size sabrenleri daha fazla üzmeyin dostlar!
http://www.farukarslan.com/genel/demedi-demeyin/
10 Temmuz 2013 Çarşamba
"Ergenekon olmadı, Göktürk verelim!" - Faruk Arslan
![]() |
| Göktürk Devletinin Bayrağı |
Ergenekon olmadı, Göktürk verelim! Ergenekon yapılanmasının kabuk değiştirdiğini ve yeni bir isim aldığını ilk defa burada okuyacaksınız. Patent hakkını tescil ettirmek için açıklıyorum: Ergenekon’un yeni adı Göktürk’tür. Deşifre olmamış yeni isimler ve kadrolarla donatılan yeni derin devlet, yapısı içine artık alnı secdeye gelen muhafazakarları ve Kürtleri de alıyor. Çerkezler yine işbaşında! Dinle, azınlık ve etnik yapıyla barışık yeni sistem, Silivri’de yatanları terhis ve tahliye konusunda bir süredir hükümetle pazarlık yürütüyordu. Yeni ismin babası ve teorisyeni Encümeni Daniş-i ve projeyi onaylanan Milli Birlik Komitesi’ni kutlarım. İktidar ve muktedir olduğuna kendisini kaptıran AK Parti’ye de “çakma Göktürk”le uğurlar dilerim.
Neden Göktürk ismi tercih edilmiş olabilir? Biraz tarih anlatayım: Göktürk devleti, Türk ifadesini ilk defa kullanan milli devletimizdi. Saka veya Yakuti Türklerinin kurduğu İskit İmparatorluğu ve hemen ardından kurulan Hun İmparatorluğu mirası üzerine şekillenmişti. Ergenekon destanında küllerinden doğan Türk milletinden hemen sonra Çin kültür ve medeniyeti etkisinde Hunlaşması vardır. Çinlilerin Çin seddi yapmasına sebep olan Hunlarda Türk töresi anlayışı sağlam yerleşmiş iken güçlülerdi, halen kullandığımız onlu, yüzlü, binli ordu sistemi oturmuştu. Çinli prenseslerle Hun hakanlarının evlenmesiyle başlayan yıkılış sürecinden sonra kurulan üç ayrı Hun devleti, kardeş kavgası ve tefrikalarla yıkılırken, yerini 1. Göktürk Hakanlığı’na bıraktı. Ancak Türk töresini uygulamayan Kara Han, Çinli eşinin ve Çin’in devletin iç işlerine karışmasını engeleyemedi. Kara Han, kendi kılıcı ile kendini öldürerek ihanetine son verdi. Rahmetli Azeri şair Bahtiyar Vahapzade’nin ‘ Özümüzü Kesen Kılıç’ tiyatrosu bu gerçeği çok güzel anlatır.
….Türk Milliyetçiliği ilk kez Hunlar zamanında ortaya çıkmıştır. M.Ö.1.yüzyılın sonlarına doğru Hun İmparatoru CU Cİ Yabgu; Atalarından miras olarak yalnızca vatan ve devlet kalmadığını, hürriyet ve bağımsızlığında bu miras içinde olduğunu söyledi. Çin kaynaklarında inceleme yapan Alman bilim adamı Hürth, Çiçi Yabgu nun bu söyleminide kayıt altına almıştır. Hürth; tarihte milliyetçiliği devlet yönetiminde temel öge olarak alan ilk devlet adamının Türk Kağanı Çü Çi Yabgu olduğunu belgelemiştir.Daha sonra ortaya çıkan tüm Göktürk yazıt ve anıtlarında Türk Milliyetçiliği açık olarak tarihe geçmiştir. Bu yazıtlar ve anıtlardaki tüm düşünceler açık ve özgündür. Türklük düşüncesi ve millet olma özelliği açık olarak biçimlendirilmiştir… Türkler, kurdukları Göktürk devletinde; temel ögeleri millet olma bilincini ana ilke olarak almışlardır. Tamamen bir milliyetçilik örneği olan ve tarihte ilk düzenli orduları kuran Hunlardır. Çin kaynaklarında da açıkca belirtildiği gibi Hunlar, asaletli bir toplumdu. Hun Ordusunun ana çekirdeği süvarilerdi. Onar bin kişilik yirmidört tümenden oluşan Hun orduları; atlı oluşlarından ötürü süratli ve yüksek manevra gücüne sahiptir. Hun orduları ok, yay ve kılıç kullanıyordu. Hunlar toplumları ve orduları içine kesinlikle Türk olmayan yabancı asker sokmadıkları gibi paralı askerde kullanmamışlardı. Orhun yazıtlarında açıkca Türk Milliyetçiliği vardır.
Şu ifadelere bakın: “Başına geçtiğim Türk Milletinin şan ve şerefi için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Ölesiye, bitesiye çalıştım. Tanrı yardım etti, bahtım yar oldu, yoksul milletimi zengin ettim. Türk Milletini bütün milletlerden üstün kıldım”"Türk, Oğuz beyleri, Türk Milleti işitin.Yukarıda gökyüzü çökmedikce, aşağıda yağız yer delinmedikce, Türk Milleti, ülkeni, töreni kim bozabilir. Ey Türk milleti kendine dön.” Bu sözler Göktürklerin Kanuni Sultan Süleyman’ı sayılan Bilge Kağan’a ait
Altay bölgesi: Türk tarihinin en önemli alanlarından birisidir. Çünkü, Türklerin anavatanı da burasıdır. Hyung-Nu (Hun) Türk İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra 5. Yüzyıl başlarında demirçi Açina (Asena) boyu bu bölgede ortaya çıkmıştır. Kendilerine “Soylu Kurt” anlamına gelen Aşina diyen bu Türkler, tarihte Gök Türk İmparatorluğu olarak bilinen devleti kurmuşlardır. Bunlar, düşmanlardan korunmak için başlangıçta kendilerine ulu sıradağların kesiştiği bu sarp alanı yurt olarak seçmişlerdi. Bulundukları noktaya da “Dik Yamaç” anlamına gelen Ergenekondiyorlardı. Bu bilgiler dünyaca ünlü Sovyet tarihçisi Prof. L. N. Gumilev’in Eski Türkler isimli kitabında yer almaktadır. Bu demirci Açinalar; Asya’nın teknolojik üstünlüğü (demir teknolojisini) ellerinde tutuyorlar ve çok değerli savaş aletleri yapıyorlardı.
Bu dönemde henüz İslam zuhur etmemişti. Göktürklerin resmen Türk Milliyetçiliği yapmalarının nedenleri vardı. Aslında Göktürk devletinin İranlı Sasanilere vurduğu darbeler sayesinde Saad Bin Ebi Vakkas komutasındaki İslam ordularının Hz. Ömer devrinde Sasanileri yıkmaları ve İran’ı ele geçirmeleri kolaylaşmıştır. Türkçülük Türkler arasında hemen yayılmadı. Ancak Emevilerin Arap milliyetçiliği yapmaları nedeniyle Türklerde Türk milliyetçiliği yaptılar ve İslam’a geç girdiler. Ömer Bin Abdülazi döneminde Şam’a gelen Türkmen heyetinin Emevi valiyi şikayet etmesi meşhurdur. Cizreden muaf olacaklar diye Türklerin müslüman olmasını istemeyen Emevi valisi, ayrıca Türklerin ilim aşkından, mertliğinden, cesaretinden ve savaşçı bir millet olmalarından korkmuştur. Korkunun ecele faydası yok. Abbasiler döneminde Arap milliyetçiliği azalınca Türkler akın akın İslam’a girdi ve Abbasilerin ordu yapılanmasını kısa sürede ele geçirdi. Sadece askeriyeyi değil, Mevali denen köle Türklerin çocukları İslam’in altın çağında fıkıh, hadis, kelam ilimlerinde, müsbet ilimlerde de zirveye çıktılar, hatta Zemahşeri’nin ifadesiyle Bedevi Araplara Arapçayı öğretecek kıvama geldiler.
Ergenekon yerine kurgulanan yeni derin devlet Göktürk, işte bu temel öğe üzerine yoğunlaşarak Türk milliyetçilerini kullanmayı hedefliyor. Bu nedenle, nereden koşmak istediklerini analiz edelim. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Çin sarayına esir düşen veliaht prensi kurtarmaya çalışan Kürşat ve 39 yiğidi, intihar saldırısında kahramanca ölür. Ne tesadüf ki, Encümeni Daniş de, derin devletin 40 kişilik yaşlılar konseyidir! Kara Han’ın kardeşleri 50 yıl süren iç savaştan sonra 9 yaşındaki yiğenleri İstemihan’ı tahta geçirerek Çin’e karşı “iri, diri ve bir” olurlar. Orhun Kitabelerinde anlatılan medeniyeti kuranlar, Türk töresine sarılan Göktürk hakanlarıdır. “Gök Tengri” inancına sahip Göktürkler, çoğu Budist, Şamanit ve Mecusi ahaliye tam saygı gösterdiler. Ergenekon merkezli erken dönem Türk kültürü Şamanist nitelik taşır ve bu kültür (inanç) günümüzde bile yaşamaktadır. Büyük şehirlerimizde bugün bile var olan babalar inancı bu şamanist inancın en açık örneklerinden birisidir.
Bu inanışta yeryüzü, yeraltı ve gök olmak üzere üç parçadan oluşan tek evren vardır. Yeraltını Ay Tanrıtemsil eder ve olumsuz (kötü) ruhlar inanışa göre orada yığılmıştır. Yeryüzü ve gökte ise olumlu ruhlar bulunur. Yeryüzü, toprak ve su ruhları ile doludur. Ağaçlar, sular, kayalar o ruhları barındırır.
Şaman toplumundaki din adamları (şamanlar) iyi ruhlarla bağlantı kurarak Yer altı ruhlarının kötü etkisini yok etmeye çalışırlar. Bunun için kurban keserler. Değişik hareketlerle (dans) kötü ruhları kovmak ve iyi ruhları memnun etmek isterler. Bu arada şaman davuluna vurup müziksel ritim yaratırlar. Sonunda insan ile doğa ve ruhlar (Tanrılar) arasında bir uyum kurmaya çalışırlar. Böylece Gök Tanrı’yı (Güneş) memnun ederler.
Kırılma noktası, Bizans’ın “Hıristiyan olun” mektubuna Göktürk Kağanı İstemihan’ın ret cevabı vermesi ve teslisin Türklerin töresine aykırı olduğunu bildirmesidr. İkinci kırılma, Müslüman Arap ordularının Çin’e karşı verdiği Talaş savaşında Uygurların, Müslümanların tarafını tutmasıdır. Göktürk, müslüman değildi, bizim derin devletin cibilli ve ırki İslam düşmanları bu nedenle Göktürk’ü severler.
Budist olan Uygur Türkleri, Manas destanından da anlaşılacağı gibi hızla müslüman olmaya başlarlar. Dede Korkut ve Oğuz destanından çıkardığımız sonuç, İslamiyet’in iki yüz yıl içinde Türk aşiretleri arasında yaygınlaşmasıdır. İlk Türk müslüman devletler sanılan Samanoğlu ve Karahanlılardan önce Orta Asya Türklerinin yarısı müslümanlaşmıştı. Musevi Hazar Türk Devleti’nde Ordu Başkomutanı olan Selçuk bey, oğlu Arslan bey gibi müslümandı. 10 bin atlısı ve dört oğluyla Orta Asya’da, Azerbaycan ve İran’da delicesine çalışan Arslan beyin dört oğlu, Gaznelilerin babaları Arslan beyin kahpece tutsak etmesinin intikamını adım adım 1040′da Dandanakan savaşında alarak, Türklerin müslümanlığın bayraktarlığını devraldılar. Selçukluların Tuğrul ve Çağrı beylerle birlikte İslam’ın koruyuculuğuna soyunduğu, Alparslan adına Abbasilerin hutbe okuttuğu unutulmamalı. Melikiah ve veziri Nizamülmülk’ten sonra Sencer döneminde gevşeşen Selçuklular, Irak Selçukluları ve Anadolu Selçukluları adlı iki büyük devleti kurabilmiş ve Araplara Türklerin iman gücünü kabul ettirmişti. Aynı dönemde Moğolları dünya devi yapan dinsiz Moğol Cengiz Han’ın yardımcısı Arslan beyin Şii müslüman olduğu, ikiyüzbinlik Moğol ordusunun yarısının Şii ve Sünni müslüman Türklerden oluştuğu anımsanmalı. Kara bayrak taşımaları nedeniyle Arap müslümanlarca Ye’cüc ve Me’cüc ordusu sanılan Moğol ve Türk ordusu, İslam ve Çin medeniyetine, Harzemşah ve Abbasilere son vererek yıkarken, Oğuz kökenli Büyük Selçuklu Devleti, son İslam karakoluydu.
Farklı tarikatların her Anadolu kentini küçük tarikat devletcikleri haline getirdiği dönemde, Türkleri birleştiren güç Ahi örgütlenmesi, Mevlana ve Yunus Emre anlayışıdır. Anadolu’da yaşayan 4 milyon Rum ve 1 milyon Ermeni’nin yarısını iki asırda müslümanlaştıran güç, İslam’ın yumuşak Sufi yorumudur. Medeniyetsiz ve barbar Moğolları 50 yıl içinde müslümanlaştırarak Türkler içinde eriten yine Sufizmdir. Farscayı kullanan Selçuklular, İran’dan gelen yüzbin Alevi Alperen’in ve bir o kadar Hoca Ahmet Yesevi’nin Türkçe kullanan dervişleriyle Anadolu medeniyetlerini harmanladı. Çok kültürlü, dinli ve hukuklu yapıyı devralan Osmanlı devletinin Türkçülük yapmaması, Roma’dan esinlendiği devşirme asker ve bürokrasi sistemini İslamlaştırması ve içselleştirmesi, Alevi Türkmenleri çevrede bıraktı. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Türkmenler cahil kaldı, devletde yer tutamadılar.
Osmanlı beyliğinin ilk 150 yılında Selçuklular adına hutbe okuttuğu düşünülecek olursa, Fatih Sultan Mehmet’e kadar Anadolu’da mirası devralma sorunun varlığı ortaya çıkar. Zaten Fatih, ‘Ben İslam Roma İmparatoruyum’ demiş, Ortadoks Hıristiyanların koruyuculuğunu üstlenmiş, Oğuz Avşar soyuyla asillik taslayan Karamanoğlu belasına son vererek, İslam kardeşliğini yeğlemiştir. 2. Beyazıt, Bektaşilik, Nakşilik ve Mevlevilik’i imparatorluk politikalarıyla resmi din haline getirip kurumsallaştırdı. Sultan Yavuz ise, Şii ve Türkçü Şah İsmail’in politik Şii nüfuzunu Anadolu Türkmenleri arasında kullanarak nifak tohumları atmasını ve Türkleri bölmesini Çaldıran’da kırdı. Sünni Kürtleri yanına alan Yavuz, hem Şii İran’ı bloke etti, hemde yozlaşan Memluklulardan emaneti teslim aldı. Kanuni Sultan Süleyman’la muhteşemleşen ecdatımız, Türkiye kuruluna kadar bin yıl süresince İslam’ın koruyucusu, yayıcısı ve adaletin teminatı oldu. 90 yıllık kesinti döneminden sonra eski şerefli ve onurlu günlere dönmemiz, Allah’a kalmış…
Tarihimizin şuurumuzda oluşturduğu krediyi hatırlatıyorum, çünkü Göktürk adında yeniden yapılanan Ergenekon, dar ve sığ kalıplara sığdırmaya çalıştığı insanımızın taleplerini karşılamaktan halen çok uzakta kalıyor. Milli bir derin devlet kurabilmenin tek reçetesi, geçmişte yapılan hatalardan ders almak, aşırı ırkçılıktan arınmak ve tam bağımsız olabilmektir. Muhafazakar Türkmen ve Oğuz Türkleri, asırlardan sonra ilk defa son otuz yıl içinde eğitimli, kültürlü hale geldi ve bürokrasiye, yani devlete talip oldu. Hrant Dink suikastının ardındaki Ergenekon’u ıskalarsanız ve Silivri’de cezalandırılması gereken darbe heveslilerine hukuki zemin oluşturur, tahliye yolu açarsanız, “Çin ejderha”sı geri döner ve tüm kazanımları yutar. Hrant benim çok iyi arkadaşımdı, Bakü ve Ankara’da iken sık sık telefonda konuşurduk, Ermenistanla ilgili haber ve yorumlarımı Agos gazetesinde yayımlardı.
Talan edilen Ermeni malları dosyası, evlatlık verilen 150 bin Ermeninin varlığı ve “çakma Aleviliği” kabul ederek tehcirde gitmeyen üçyüz bin Ermeninin gizli kimlikleri dosyasını benle biraz paylaşmıştı. O dosyanın Veli Küçük’ün eline geçtiğini bir Başbakanlık Danışmanı bana söylemiş ve dosyayı bana sızdırmıştı, ama müslümanlaşan Ermenilerin deşifresini nefreti körükleyen bir ırkçılık görerek haberleştirmemiştim. Gemi azıya almışlardı, Ermeni kökenli diye bazı meşhur isimleri yıpratacaklardı. Dink’e ‘sakın bunları yazma, yoksa seni öldürürler’ diye uyardım. Dinlemedi, Atatürk’ün manevi kızı, Dersim’i bombalayan pilot Sabiha Gökçen’in Ermeni yetimi olduğunu yazdı. Hem Ermeni diyasporasını hem Ergenekon’u ürküttü. Mahkemenin adaletsiz Dink kararını, “Ergenekon olmadı, Göktürk verelim” diyen derin yapılanmanın ne kadar güçlü olduğunu göstermesi olarak algılıyorum. Üzücü olan, İslam’da ters olan, ama aynı aşırı ırkçı zeminden beslenen muhafazakarların bu oyuna gelerek, kin ve nefreti ‘milli çıkarlar’ diye satan şeytanın avukatlarına inanması, makam ve güçlerini devam ettirme adına kuvveti hakka tercih etmeleri. Sonunuz öz kılıcınızın özünüzü kesmesi olur, benden uyarması…
14 Haziran 2013 Cuma
Baronları korkutan kaset! - Faruk Arslan
Haziran 12, 2013
28 Şubat’ın savcısı olsam, dönemin 25 milyon aylıklı Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’i bir numaralı sanık yapardım. Bugün 10 bin lira emekli maaşı alarak, köşe yazarlığı, holdinglere danışmanlık yapan Erçel’in hak ettiği yer dört duvar arası bir zindan. Zira bahsettiğim kasedin kahramanı o! 2000 yılında Bilderberg toplantısına Türkiye’yi temsilen Rahmi Koç ile birlikte katılan Erçel, küresel patronların Türk ekonomisini batırma görevini nasıl başarı ile yerine getirdiğini kasetteki vahim tabloda ortaya koyuyor. Erçel, Habertürk’te bir süre köşe yazarı olarak utanmadan ekonomi yazıları yazdı, daha sonra Erçel’in faizin babası bir defactoring şirketi olduğunu, yani modern tefecilik yaptığını anlayınca gazete yazarlığına son verdi.
Korkunun ecele faydası yoktur derler. 28 Şubat post modern darbesinin ekonomik soygunları henüz ortaya çıkarılmadı. 21 bankanın battığı 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinde 241 milyar hortumlandı. Sadece Uzanlar grubunun ülkemize zararı 50 milyar dolar. Halkımız yarı yarıya bir gecede fakirleştirildi ama kimse onların yakasına yapışmadı. Hortumlamayı yapanların bir listesi ve birde kasedi var. Bu kasedin bende olduğunu düşünen bir Hürriyet muhabiri, iki yıl önce beni manşete çekmekle tehdit etmişti. Kasedin bende olmadığını, tahmin ettiği adamda da olup olmadığını bilmediğimi, ama bir gün ortaya çıkarsa benden bilmemesini talep edince Hürriyet gazetesine manşet olamadım. Yemediler… Yahu gerçekten bende yok, inanın ki bende değil.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz lobisi veya çetesi olarak nitelediği İstanbul baronları, sıranın kendilerine geldiğini fark etmiş olmalı ki, Gezi Parkı’nda hükümeti ve Erdoğan’ı infaza yeltendiler. Global sermaye ve medyanın, masonların bu infaz girişimine destek vermesi nedeniyle ülkemiz bir anda Ortadoğu’nun sıradan bir ülkesi, demokratik seçimle gelmiş lideride “diktatör” konumuna itildi. İşte ben buna dayanamam, zuladakileri çıkarmanın vakti geldi.
28 Şubat’ta batan ve batırılan bankalarla ilgili en çarpıcı makaleleri benim yazdığımı takip edenler hatırlayacaktır. 21. yüzyılda, yeni bir 28 Şubat ve batık bankalarda batan paşalar görmek istemiyoruz başlıklı yazım kimsenin gıkını çıkarmadığı dönemde fenomen haline gelmişti. 28 Şubat döneminde, batan bankaların önemli bir kısmında yönetim kurullarında emekli generaller vardı. Banka yöneticileri yargılanırken, askerler davadan muaf tutuldular. Bu anlaşılamayan dokunulmazlık zırhı şu soruyu doğuruyordu: 28 Şubat’da kurtarılmak istenen acaba gerçekten vatan mıydı, yoksa bankalarda paşalarımızın adıyla birlikte battığı ortaya çıkan özel şirketlerin çıkarları mı? Dile kolay 21 banka battı, ülkemin milyar dolarları… Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savcılar eğer soruşturmuyorsa, neyi soruşturacaklar?
KİM, NE GÖTÜRDÜ?
Başbakan Erdoğan tarafından 2003 yılında hazırlatılan BDDK raporu vurgunları şöyle açıklıyordu:
* Türk Ticaret Bankası: 777 milyon dolar zararla battı. Hortumcular, 56 milyon dolar götürdü.
* Bank Ekspres: 435 milyon dolar zararda. Korkmaz Yiğit bankadan 311 milyon dolar götürdü.
* Interbank: 1.2 milyar zarar. Sahiplerinin kullandığı para, 1.1 milyar dolar.
* Yaşarbank: 1 milyar 149 milyon dolar zarar. 103 milyon dolar ortada yok.
* Demirbank: Zararı 648 milyon dolar. Bankanın batmasına ekonomi bürokrasinin sebep olduğu anlaşılmaktadır.
* Sitebank: Devir zararı 53 milyon dolar. Şirket sahibi 7 milyon dolar kullandı.
* Egebank: 1 milyar 220 milyon zararla battı.
* Yurtbank: Zararı 656 milyon dolar. Balkanerler’in kullandığı kaynak 1 milyar dolar.
* Esbank: Zararı 1 milyar 113 milyon dolar. Sahipleri 478 milyon dolar kullandı.
* Sümerbank: 470 milyon dolar zarar. Sahipleri 293 milyon dolar kullandı.
* Etibank: Devir zararı 698 milyon dolar. Patronu 588 milyon dolar kullandı.
* Bank Kapital: Devir zararı 393 milyon dolar.
* İktisat Bankası: 1 milyar 954 milyon dolar zararla battı. Patronu Erol Aksoy’un kullandığı para 879 milyon dolar.
* Bayındırbank: Zararı 116 milyon dolar. Çörtük 95 milyon dolar kullandı.
* Egsbank: Zararı 545 milyon dolar. Hakim gruplar 299 milyon dolar kullandı.
* Kentbank: 681 milyon dolar zararla kapattı. Bürokrasinin yanlış kararlarıyla battı.
* Toprakbank: Zararı 880 milyon dolar. Halis Toprak 485 milyon dolar kullandı.
* Pamukbank: Devir zararı 3 milyar 618 milyon dolar. Patronunu 2 milyar 627 milyon dolar kullandı.
Başbakan Erdoğan tarafından 2003 yılında hazırlatılan BDDK raporu vurgunları şöyle açıklıyordu:
* Türk Ticaret Bankası: 777 milyon dolar zararla battı. Hortumcular, 56 milyon dolar götürdü.
* Bank Ekspres: 435 milyon dolar zararda. Korkmaz Yiğit bankadan 311 milyon dolar götürdü.
* Interbank: 1.2 milyar zarar. Sahiplerinin kullandığı para, 1.1 milyar dolar.
* Yaşarbank: 1 milyar 149 milyon dolar zarar. 103 milyon dolar ortada yok.
* Demirbank: Zararı 648 milyon dolar. Bankanın batmasına ekonomi bürokrasinin sebep olduğu anlaşılmaktadır.
* Sitebank: Devir zararı 53 milyon dolar. Şirket sahibi 7 milyon dolar kullandı.
* Egebank: 1 milyar 220 milyon zararla battı.
* Yurtbank: Zararı 656 milyon dolar. Balkanerler’in kullandığı kaynak 1 milyar dolar.
* Esbank: Zararı 1 milyar 113 milyon dolar. Sahipleri 478 milyon dolar kullandı.
* Sümerbank: 470 milyon dolar zarar. Sahipleri 293 milyon dolar kullandı.
* Etibank: Devir zararı 698 milyon dolar. Patronu 588 milyon dolar kullandı.
* Bank Kapital: Devir zararı 393 milyon dolar.
* İktisat Bankası: 1 milyar 954 milyon dolar zararla battı. Patronu Erol Aksoy’un kullandığı para 879 milyon dolar.
* Bayındırbank: Zararı 116 milyon dolar. Çörtük 95 milyon dolar kullandı.
* Egsbank: Zararı 545 milyon dolar. Hakim gruplar 299 milyon dolar kullandı.
* Kentbank: 681 milyon dolar zararla kapattı. Bürokrasinin yanlış kararlarıyla battı.
* Toprakbank: Zararı 880 milyon dolar. Halis Toprak 485 milyon dolar kullandı.
* Pamukbank: Devir zararı 3 milyar 618 milyon dolar. Patronunu 2 milyar 627 milyon dolar kullandı.
Bu bankaların sahipleri halen borçlarını tamamen ödemediler. Herşeyi yazdım ama bir şeyi yazmamıştım, bugünü bekliyordum. Masum başlayan, ağaç kesme protestosu sandığımız Gezi Parkı’nın getirildiği nokta ve hedefi beni de çileden çıkardı. Şimdi gerçekler ortaya çıktı, bende bir katkıda bulunayım ve başbakanımıza hesap soracağı adresi göstereyim.
Erdoğan’ın bir süre önce gizli kalmış parasal manipülasyonların tek tek ortaya çıkarılacağını söylemesi ve olası TBMM hortum komisyonu tehditi, faiz lobisi ve yurt dışı işbirlikçilerini harekete geçirdi. Baronları korkutan kasedin içeriğini biliyorum ve kopyasının en az dört yerde bulunduğundan da haberdarım. Kasedin Başbakan Erdoğan’ın eline geçtiğini bir dostum söylemişti. 2001 yılında yurt dışına çıkarılan bir kopyası New York’ta bir posta kutusunda uzun süre kaldı. Daha sonra Mardinli bir Ermeni tarafından korumaya alındı. Ancak kasedin bu şahıs tarafından Evangelist neconlara bizzat teslim edildiğini sanıyorum. Bir kopyası polis istihbaratta olduğu için önemi yok bunun. Bir nüshası halen okyanus ötesinde olabilir.
Batan bankalarda heba olan devletin ve milletin parasıydı, yetimin hakkıydı ama kimsenin vicdanı Gezi Parkı’ndaki 15 ağaç için sızladığı kadar sızlamadı. Hortumlara göz yuman, vurdumduymaz davranan, becerisizlik gösteren koalisyon hükümetlerinin, özellikle 2001 krizine yol açan, ekonomi bürokratlarının büyük rolü gündeme gelmedi, yargılanmadılar, hesaba çekilmediler. Türkiye’yi 2001 krizine götüren Merkez Bankası, Hazine, bankalar, Sermaye Piyasası müsteşar ve genel müdürlerinin ne yaptıkları, sonra nerelere geldikleri dahi soruşturulmadı. AK Parti, hazinesi tamtakır, bomboş bir enkazı devraldı ve bugüne getirdi.
Burada bir Kurtlar Vadisi repliği gireyim: Bu hikayede geçen kişi ve kurumlar ülkemizde belkide yaşamıyordur, ya yaşıyorsa yandınız valla!. Malum artık gizli çekilmiş kaset yayınlamak kanunen yasak, yazmak suç ve mahkemede zaten delil sayılmıyor.
Farz edin ki bu bir fareli köyü basan donkişotun hikayesi: Kasedin çekildiği mekan, Gezi Parkı olaylarına maddi ve manevi destek veren İstanbul baronlarının koç baronunun yönetim kurulu odası. Kimin çektiğini bilemiyorum ama üç dünya lideri bankanın temsilcisi masada baronla pazarlık yapıyor. Gazi Erçel, baronun sağ yanında, sol yanında kartel medyasının Türkiye medya imparatoru oturuyor. (Kızları New York’ta okurken babalarını böyle tarif edermiş). Deutchebank, Bank of America ve City Bank yetkilileri, Türkiye’den bir gecede beş milyar dolar çekeceklerini ve ülkenin devaülasyona gideceğini, Türk parasının ve ekonomisinin çökeceğini anlatıyor. Erçel ve imparatorun elinde birer liste var, listede 38 adet İstanbul baronun adı, bankaları ve aynı gece Merkez bankasından çekecekleri meblağ gözüküyor. En büyük vurgunu en büyük yapacak, holdingin büyüklüğüne göre hortumun miktarını baron efendi belirlemiş. Pazarlık kızışıyor, son kararı medya imparatoru ile Ergenekon sanığı Veli Küçük’ün biraraya gelerek birarada netleştirmesi kararlaştırılıyor. Kasedi çeken sanırım Sarı Levent’in ekibi…
Sonra ne olduğunu biliyorsunuzdur umarım. Bu 38 İstanbul baronu aynı gece Merkez Bankası’ndan beş milyar dolar çekti. Üç yabancı bankada aynı miktarda parasını uçurdu ve 10 milyar dolarlık gedik nedeniyle ülke ekonomisi battı. Bu yıkımdan sonra siyasete olan güvenin tamamen çökmesi ve AK Parti’nin tek başına iktidara yürümesi kaderin bir cilvesi. Allah, kara hesaplar yapanların tuzağını hep başına çalmıştır. Bugün 10 milyar doları transfer etmekle ülke ekonomisi batırılamaz konuma geldi, 1 trilyon dolarlık ekonomiyi artık ne İstanbul baronları nede global sermaye manipüle edebiliyor. Rahatsızlığın ana nedeni de bu olsa gerek!
Erdoğan, söz konusu kasedin hesabını bugüne kadar sormadı ama 2011’de yaptığı seçim konuşmalarından birinde dile getirdi ve ne dolaplar döndüğünü bildiğini ima etti. Bu sene içinde hem grup toplantısında, hemde bir açılışta Hortum Komisyonu kurup 28 Şubat’ta ülkeyi kasten batıranlardan hesap soracaklarını dile getirdi. Doğrusu da budur… Yapmazsa zaten onlar Gezi Parkı benzeri yeni eylemlerle sokağı kullanacaklardır.
İşte o zaman geldi. Madem ki, yerli ve global çete ülkemizin ekonomik istikrarını ve bölgesel güç olma yolunda geldiği noktayı kıskanıyor ve engellemeye çalışıyor, kuyruklarına basmalı ve foyalarını ortaya çıkarmalısınız. Nasıl olsa tüm zehirlerini kustular, zehrini akıtan akrep ve yılanın sonu gelmiş demektir…
Aşağıda sonsaniye.net’de 2006 yılında yayımlanan eski yazımda, başka bir paradoksa dikkati çekmiştim. Adalet herkese eşit seviyede uygulandığı bir atmosferde insan yaşamının değeri vardır, ayrımcılık olan yerde sırtlanlar, çakallar parçalar sizi, sonra dönerler dişlerinin de kirasını isterler.
28 ŞUBAT’TA BATAN ASKERLER İSTEMİYORUZ
1990-93 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan Muhittin Fisunoğlu Genelkurmay başkanlığı sırasını beklerken Doğan Güreş’in görev süresinin uzatılmasıyla emekliye ayrıldı. Fisünoğlu, Genelkurmay Başkanı olamayınca Sümerbank’ın Yönetim Kurulu üyesi oldu! Mafya babası, 3 ayrı Ergenekon davasında halen yargılanan, 25 yıl kesinleşmiş hüküm yiyen Sedat Peker’in kurduğu Öztürkler ve Ergenekon yapılanması içinde ‘farkında olmadan’ göründü. Sümerbank CEO Başkanı Ömer Hayyam Garipoğlu yargılandı, hapislerde süründü, ceza aldı, ama savcılarımız Fisunoğlu’nun ifadesini bile almadı. Fisunoğlu, Sümerbank’da ne yaptığını soranlara, “Bankacılık alt kadroda teknik bir konu. Yönetim kadrosunda ise teknik bilgi gerektirmiyor (!)” diye kendini savundu. Çünkü Garipoğlu, onu bankacılık bilgisi için değil başka “birikim”leri, “ilişki”leri için yönetimine almıştı. Garipoğlu’nun yediği haltları yazmaya bir köşe yazısı yetmez, kitap yazmak lazım, tabi Fisunoğlu kızmazsa…
Fisunoğlu’nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Teoman Koman’ın MİT Müsteşarlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemde Diyarbakır-Batman bölgesinde örgütlendirilen Hizbullah konusu halen aydınlatılmamış ve devlet sırrı olarak korunan, tozlu raflara kaldırılmış bir konudur. O yıllarda Fisünoğlu ve Koman Hizbullah’ın “PKK’nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar”dan oluştuğunu açıklamışlardı. Daha sonra ‘Domuz bağı’ ile öldürülen Zehra Vakfı mensupları gibi dindar müslümanlar ortaya çıktı. 28 Şubat’ın aktörlerinden Hizbullah’ın derin devletin bir ürünü olduğu o kadar sırıtıyordu ki, pislikleriyle birlikte basına yansıyınca örtbast edildi. Fisunoğlu ve Koman’ın derin ilişkileri Garipoğlu ve Cavit Çağlar’a lazım olmuş olacak ki, emekli olunca transfer edildiler. Türk Hizbullah’ından ne Lübnan’daki nede İran’daki Hizbulah’ın haberi yoktu. Terör örgütü kurarak vatandaşlarını yargısız infazlarla öldürten Teoman Koman ne zaman yargılanacak sayın savcılar? Kamuoyu vicdanı rahatsız, siz rahat mısınız?
Batık bankaların sivil yöneticilerinin içerde veya ceza almış olması, ancak tüm asker üyelerinin toz kondurulmadan dışarda dolaşması ilginç bir görüntü ortaya çıkarıyor. Yöneticileri arasında “paşa” bulunan Etibank, İnterbank ve Sümerbank’ın, sadece patronlarının hapsedilmesi ve cezalandırılması ilginç bir yaklaşımdı. Oysa yönetiminde paşa bulunmayan Yurtbank ve Egebank’ın ise hem patronları hem de tüm yöneticileri hapsedildi. 28 Şubat’ın ünlü generallerinden Güven Erkaya, daha önce el konulan Bank Ekspres’in ve sürekli el değiştiren Kanal-6′nın patronu Korkmaz Yiğit’in danışmanlığını yaptı. Yiğit’in kimyasını değiştiren, hükümetler deviren Türkbank skandalı yaşanırken, kimse danışmanına soru soramadı. Daha sonra neden başbakanın başdanışmanı yapıldığını sorgulamaya kimse cesaret edemedi. Erkaya’nın Gölcük’teki üsde tuttuğu 2 milyon fişi, Allah depremle 17 Ağustos 1999′da yerin dibine batırmasaydı, şimdiye kadar çoktan iç savaş çıkmıştı. Eğer elinizde yoksa Gölcük’te Erkaya’nın kimlerle ne gibi şeytani planlar, konuşmalar yaptığını yazayım.
Fisunoğlu’nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Teoman Koman’ın MİT Müsteşarlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemde Diyarbakır-Batman bölgesinde örgütlendirilen Hizbullah konusu halen aydınlatılmamış ve devlet sırrı olarak korunan, tozlu raflara kaldırılmış bir konudur. O yıllarda Fisünoğlu ve Koman Hizbullah’ın “PKK’nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar”dan oluştuğunu açıklamışlardı. Daha sonra ‘Domuz bağı’ ile öldürülen Zehra Vakfı mensupları gibi dindar müslümanlar ortaya çıktı. 28 Şubat’ın aktörlerinden Hizbullah’ın derin devletin bir ürünü olduğu o kadar sırıtıyordu ki, pislikleriyle birlikte basına yansıyınca örtbast edildi. Fisunoğlu ve Koman’ın derin ilişkileri Garipoğlu ve Cavit Çağlar’a lazım olmuş olacak ki, emekli olunca transfer edildiler. Türk Hizbullah’ından ne Lübnan’daki nede İran’daki Hizbulah’ın haberi yoktu. Terör örgütü kurarak vatandaşlarını yargısız infazlarla öldürten Teoman Koman ne zaman yargılanacak sayın savcılar? Kamuoyu vicdanı rahatsız, siz rahat mısınız?
Batık bankaların sivil yöneticilerinin içerde veya ceza almış olması, ancak tüm asker üyelerinin toz kondurulmadan dışarda dolaşması ilginç bir görüntü ortaya çıkarıyor. Yöneticileri arasında “paşa” bulunan Etibank, İnterbank ve Sümerbank’ın, sadece patronlarının hapsedilmesi ve cezalandırılması ilginç bir yaklaşımdı. Oysa yönetiminde paşa bulunmayan Yurtbank ve Egebank’ın ise hem patronları hem de tüm yöneticileri hapsedildi. 28 Şubat’ın ünlü generallerinden Güven Erkaya, daha önce el konulan Bank Ekspres’in ve sürekli el değiştiren Kanal-6′nın patronu Korkmaz Yiğit’in danışmanlığını yaptı. Yiğit’in kimyasını değiştiren, hükümetler deviren Türkbank skandalı yaşanırken, kimse danışmanına soru soramadı. Daha sonra neden başbakanın başdanışmanı yapıldığını sorgulamaya kimse cesaret edemedi. Erkaya’nın Gölcük’teki üsde tuttuğu 2 milyon fişi, Allah depremle 17 Ağustos 1999′da yerin dibine batırmasaydı, şimdiye kadar çoktan iç savaş çıkmıştı. Eğer elinizde yoksa Gölcük’te Erkaya’nın kimlerle ne gibi şeytani planlar, konuşmalar yaptığını yazayım.
Çevik Bir ise, doğrudan bir şirkette yer almak yerine ordunun bir çok ihalesinde ABD, İsrail ve Almanya şirketleri lehine lobi yapmayı yeğledi. Etibank’ın paşası Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Vural Beyazıt, Dinç Bilgin cezalandırılırken, diğer yönetim kurulu üyeleri cezalandırılmadığı için sorgulanmadan serbest kalan talihlilerdendi. Yine Sümerbank yönetim kurulunda Kara Kuvvetleri eski Komutanı emekli orgeneral Muhittin Fisunoğlu, İnterbank yönetim kurulunda da, Jandarma eski Genel Komutanı emekli orgeneral Teoman Koman, aynı gerekçelerde ne sorgulandı, nede yargılandı. 28 Şubat sürecinde yargıda bağımsızlığın yok olduğunu simgeleyen çifte standard bir uygulamaya gidildi. Ordu, askeri mahkemede yargılasaydı ve işi sivillere bırakmasaydı bile razıydık. Ülkemizde bırakın darbecileri, batak darbeciler bile cezalandırılamayacak kadar dokunulmaz ‘ vatansever’lerden oluşuyor. ‘Darbe ikliminden neden uzaklaşamıyoruz, ordumuz yıpranıyor’ diyenler, önce neşteri bu paradoksa vurmalı.
Bu durumda Can Ataklı, eski patronu Bilgin için “O tek kişilik çetemi ki, sadece o içerde (şimdi dışarıda, bol bol konuşuyor), onun dışında herkes dışarda” diye soruyordu. Ataklı, “eski komutanların bir de hapse girerek ordunun haysiyetinin daha fazla zedelenmemesini sağlamaya çalışıyorlar. Savcılar da ordunun bu hassasiyeti nedeniyle şimdilik eski komutanlara dokunmuyor” diye yazmıştı. Peki asıl hortumcuları korumak Ordu’nun haysiyetini zedelemiyor mu? Hortumcuları kurtarmaya çalışmak ne zamandan beri haysiyeti kurtarmak oldu? Bu tenakuzu eminim Genelkurmay görüyordur ve kimsenin ordunun adını lekelemeye hakkı olmadığı konusunda ordu içinde gerekli bilgilendirmeyi yaparak 28 Şubat’dan ders çıkarmıştır. Nitekim, Kıvrıkoğlu ve Özkök Genelkurmay başkanlığı dönemlerinde adı batıklara karışmışları yavaş yavaş tasfiye ettiler. Hiç olmazsa darbeciler terfi yerine emekli edilerek tekdir görmüş oldular ki, bu bile darbecilere iyi bir ders, büyük bir gelişmedir. Ordumuzdaki sağduyu, 28 Şubat acılarıyla epey gelişti. Eminimki, ordu içinde bir kırılma olmasa Ergenekon operasyonları ve davaları açılamazdı! Umarım bu davaları göz boyamak ve suçlunun aklanması için araç olarak kullanmak gibi amacınız yoktur. Aksi halde kamuoyu vicdanı yaralı kalacaktır, orduya güvenmeyecektir.
Bankalara ve özel şirket yönetim kurullarına üyelik veya başkanlık konusunda gelen ısrarlı talepleri, üst düzey bazı komutanımızın geri çevirememe gibi bir zafiyetleri olduğunu biliyoruz. Bu işin geleneksel bir uygulama haline geldiği için fazla kanıksanmadığını belirtmiştim. Yolsuzluklara ve hortumculara engel oldukları sürece dürüstlüğünden şüphe etmediğimiz emekli askerlerimizin yüksek maaşlarla bu makamları işgal etmelerine itiraz edemeyiz. Endişemizin nedeni, tamamen vatansever düşüncelerden kaynaklanıyor. Ordumuzun yıpratılmasına yol açacak biçimde şeytana külahını ters giydiren iş adamlarımız tarafından kullanılmalarından ve dolduruşlarına gelerek sık sık darbe tezgahına gelmelerinden tedirgin oluyoruz.
En iyisi küçük bir kısmının listesini vereyim de ne demek istediğimi anlayın: (Bir kısmı rahmetli oldu, bazı firmalar el değiştirdi, bankalar kapandı)
Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Semih Sancar (Akbank YK), Org. Muhittin Fisünoğlu (Sümerbank), Org. Teoman Koman (İnterbank), Oramiral Vural Beyazıt (Etibank), 12 Eylül’ün Orgenerallerinden Turgut Sunalp (Netaş ve Garanti Bankası Yön. Kur. Üyesi); Org. Adnan Ersöz (İşbankası Yönetim Kurulu Üyesi); 12 Mart’ın ünlü darbecilerinden Org. Faik Türün (Umumi Mağazalar Yönetim Kur. Üyesi); Org. Süreyya Yüksel (Yaşar Holding Danışmanı); Org. İbrahim Şenocak (Etibank Yönetim Kurulu Başkanı); Org. İsmail Hakkı Akansel (PETKİM Danışma Kurulu Üyesi); Org. Vecihi Akın (AKSİGORTA Yönetim Kurulu Üyesi); Org. Doğan Özgöçmen (Yapı Kredi Bankası Yönetim Kur. Üyesi); Org. Suat Aktulga (LASSA); Org. Şeref Akıncı (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi); Org. Kemalettin Eken (Şekerbank Turizm Yönetim Kur. Üyesi); Org. Sabri Deliç (Profilo Holding Başkan Yardımcısı); Oramiral Bülent Ulusu (AKSA Yönetim Kurulu Üyesi); TİKKO gerillası oğlu Cemil Oka’yı ihbar ederek öldürten Org. Nazif Oka (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi); Org. Halil Sözer (Borusan Yönetim Kur. Üyesi); Korg. Fevzi Aysun (Derborsa Yönetim Kur. Üyesi); Korg. Hikmet Kesim (Türk/ABD Havacılık San. (TAİ) Yön.K.Ü.); Korg. Tevfik Alpaslan (Altay şirketler Grubu); Tümg. Cemil Mete (Minex Savunma Sanayi Yön. Kur. Üyesi); Tümg. Hayri Sözen (Borusan Danışmanı); Tümg. Servet Bilgi (Bekoteknik Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Tanju Erdem (Yaşar Holding Danışmanı); Tuğg. Fikri Topsever (AKSA Personel Müdürü); Tuğg. Sezer Bilgili (Pamukbank Denetçisi); Tuğg. Şahap Ar (Alarko Holding Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Sıtkı Sunday (Otomarsan Başkan Vekili); Tuğg. Orhan Köker (Profilo Holding Müşaviri); Tuğg. Yılmaz Oral (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Kamuran Gümüşsoy (GİMA Yönetim Kur. Üyesi.)
Askerlerimizin emekli olduktan sonra ilgi duyduğu tek iş mekanı elbette sadece bankalar ve kalbur üstü özel şirketler değildi.
Askerlerimizin emekli olduktan sonra ilgi duyduğu tek iş mekanı elbette sadece bankalar ve kalbur üstü özel şirketler değildi.
19 Mart 2006 tarihli Zaman gazetesinin ‘Turkuaz ekinde eski çalışma arkadaşım Emine Dolmacı’nın ‘ Siviller askerî vesayet peşinde!: Emret danışmanım’ başlıklı haberinde şu ayrıntılara rastladım (Bazıları görevlerinden istifa etti veya mevta oldu. Son 7 yılda pek çoğu görevi bıraktı veya bıraktırıldı):
“Cumhurbaşkanlığı makamını işgal planları yapılıyor. Buna izin vermeyeceğiz.” ifadelerini Ankara’da yapılan ‘Cumhuriyet İçin Halk Yürüyüşü’nde kullanan eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başkanlığını yapıyor. ( Çok şükür ki artık başkan değilde, Atatürk’ün ruhu daha fazla azap çekmiyor) Ülker’e ‘yeşil sermaye’ etiketi vuran ve askeri garnizonlarda satışını yasaklayan Genelkurmay’ın istihbarat biriminin başında bulunan, emekli Koramiral Turhan Özer, 2005 yılı sonunda Ülker’in 10 kişilik İstişare Konseyi’ne getirildi. Tümgeneral Armağan Kuloğlu, PKK koordinatörü olarak atanan Orgeneral Edip Başer ve Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) yönetiminde, Kıdemli Kurmay Albay Atilla Sandıklı Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Genel Müdürlüğü görevinde, Tuğgeneral Süleyman Canpolat Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yönetim Kurulu’nda, Tuğgeneral Nejat Eslen ise Global Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü’nde bulunuyor.
Think tank kuruluşlarında adına sıkça rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor. İçişleri eski Bakanı Meral Akşener, Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda, 28 Şubatın paşalarından orgeneral Çevik Bir’in AK Parti’ye danışmanlık yaptığını belirtiyor. (28.11.2005) “Bölgeye gelen askerlerin işlerini ciddiye alıp hizaya gelmeleri için bu kişilerin evlerinin yakınlarına birkaç bomba atardık.” itirafında bulunan Korgeneral Altay Tokat, MHP Merkez Yönetim Kurulu’nda yer alıyor. Kıbrıs Barış Harekatı’nda ismini duyuran Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu ise, emekli olduktan sonra yaptığı Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı’nın ardından geçtiğimiz ay DYP’de basın ve propaganda başkan yardımcısı olarak siyasete girdi. Tümgeneral Osman Özbek, kuruluşunda yer aldığı Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi’ne artık uğramıyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Oramiral Orhan Karabulut ve Orgeneral Teoman Koman’ın medya gruplarına danışmanlık yaptığı biliniyor. İhlas Ankara Medya Grup başkanı olarak da yine bir emekli asker Nuri Elibol görev yapıyor. Koramiral Atilla Kıyat, Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu’nda, Tümgeneral Çetin Uğural, Oramiral Halis Burhan ve Korgeneral Hasan Kundakçı isimleri de Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Yüksek İstişare Konseyi’nde yer alıyor.
En fazla asker yönetici yoğunluğu üniversitelerde gözleniyor. Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Haliç Üniversitesi mütevelli heyeti üyeliği görevini sürdürüyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Global Hukuk Programları Direktörlüğü genel sekreterliğinde bulunuyor. Tuğamiral Mehmet Celayir Koç Üniversitesi genel sekreteri, Orgeneral Edip Başer Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü müdürü, TOBB Ekonomi ve Ticaret Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi, Tümgeneral Mehmet Tiryaki Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulu Yönetim Kurulu üyesi olarak görevini sürdürüyor.
Think tank kuruluşlarında adına sıkça rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor. İçişleri eski Bakanı Meral Akşener, Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda, 28 Şubatın paşalarından orgeneral Çevik Bir’in AK Parti’ye danışmanlık yaptığını belirtiyor. (28.11.2005) “Bölgeye gelen askerlerin işlerini ciddiye alıp hizaya gelmeleri için bu kişilerin evlerinin yakınlarına birkaç bomba atardık.” itirafında bulunan Korgeneral Altay Tokat, MHP Merkez Yönetim Kurulu’nda yer alıyor. Kıbrıs Barış Harekatı’nda ismini duyuran Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu ise, emekli olduktan sonra yaptığı Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı’nın ardından geçtiğimiz ay DYP’de basın ve propaganda başkan yardımcısı olarak siyasete girdi. Tümgeneral Osman Özbek, kuruluşunda yer aldığı Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi’ne artık uğramıyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Oramiral Orhan Karabulut ve Orgeneral Teoman Koman’ın medya gruplarına danışmanlık yaptığı biliniyor. İhlas Ankara Medya Grup başkanı olarak da yine bir emekli asker Nuri Elibol görev yapıyor. Koramiral Atilla Kıyat, Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu’nda, Tümgeneral Çetin Uğural, Oramiral Halis Burhan ve Korgeneral Hasan Kundakçı isimleri de Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Yüksek İstişare Konseyi’nde yer alıyor.
En fazla asker yönetici yoğunluğu üniversitelerde gözleniyor. Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Haliç Üniversitesi mütevelli heyeti üyeliği görevini sürdürüyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Global Hukuk Programları Direktörlüğü genel sekreterliğinde bulunuyor. Tuğamiral Mehmet Celayir Koç Üniversitesi genel sekreteri, Orgeneral Edip Başer Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü müdürü, TOBB Ekonomi ve Ticaret Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi, Tümgeneral Mehmet Tiryaki Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulu Yönetim Kurulu üyesi olarak görevini sürdürüyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

