milk port etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milk port etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2013 Salı

Bir Chomsky söyleşisinin düşündürdükleri - Pınar Öğünç



"Belki de Mısır’da bugün yaşananlar Türkiye’nin gücünün sindirilememesinden kaynaklandı.” 

Düşünelim. Bu cümle dünya üzerinde nerede kurulmuş olabilir? Hızla elediğinizde Türkiye dışında kalan Mısır bile değil. Darbe yapan Mısır ordusunun yüzlerce insanın hayatına mal olmuş katliamlarını yanlış okumak bile denemez bu saptamaya. Bu, Mısır halkına düpedüz ayıp.
 
Cümleyi kim kuruyor? 27 Ağustos’ta Yeni Şafak gazetesine verdiği özel söyleşide Noam Chomsky. Çağın ismi en bilinen düşünürlerinden biri; felsefeci, dilbilimci.
 
Ortadoğu analizlerini bir kenara bırakalım. Gezi Parkı olayları sırasında “Ben de çapulcuyum” diye destek mesajı yollayan Chomsky’yi, bu mevzuda ‘hassasiyetini’ iyi bildiğimiz Yeni Şafak’ın sürmanşetinde, üstelik de Gezi’yle bağlantılı bir komplo teorisi içinde olmadan görmek açıkçası şaşırtıcıydı. Ağırlıklı olarak Mısır üzerine yaptığı saptamaların gazete tarafından, kendisinin Gezi sempatisini unutturacak kadar önemli bulunmasına bağlayabilirdik. Fazla yerli bir dil dağarcığının kullanılması aşırı serbest bir çeviri yapıldığını hissettiriyordu. Diyelim Suriye anıldığında, Türkiye’nin muhalefetle ilişkisine hiç dokunmaması imkânsız olacağından, belki editör masasında bazı kısımları makaslanmıştı. Ama Chomsky “Belki de Mısır’da bugün yaşananlar Türkiye’nin gücünün sindirilememesinden kaynaklandı” diyebilir miydi?
Balon söndü 
Dememiş zaten. Gazetenin malum zorunlu açıklamasında karşı tarafa söz hakkı verilmeden, meseleye ideolojik yaklaşıldığı söyleniyor. Twitter’da (@h2qo isimli kullanıcının Chomsky’e ulaşmasıyla başlayan) söyleşiye dair kuşkulu tweetler üzerine Chomsky’den önce, imzası bulunan Burcu Bulut’a sormuştum. Kendisine çamur atıldığını, Chomsky’yle 15 kez mesajlaştığını söylemişti. Editoryal müdahaleyle ilgili de kısaltmalar olabileceğini, anlamı bozmadan eklemeler yaptığını kabul etmişti. Benzerini zaten sonra T24’e yaptığı açıklama da tekrarladı. Kaldı ki Yeni Şafak da üç cümle eklendiğini inkâr etmedi.
 
Çok normal değil mi? Evet yanlış ama sadece üç cümle ekledik. Bu balon da burada söndü. Neredeyse “Bunak diğer mail’i unutmuş” imasıyla yayımlanan ikinci İngilizce yazışma ayrıca skandal. Söyleşinin çıkan halinin bir online çeviri sitesi marifetiyle ‘tercümesi’! Robot dili, Tarzanca, ne derseniz deyin. Ayrıca sadece bu iki metne göre bile eklenen cümle sayısı üçten fazla. Ne başta andığım var ne de Erdoğan’ın karizmasıyla ilgili olanı...
 
Bu özgüven üzerine düşünmemiz gerekiyor. Anadili İngilizce olan bir profesörün, bir dilbilimcinin, üstelik ulaşması mümkün bir dünya şöhretinin ağzından İngilizce bile olmayan bir metin yayımlayabilmenin, bunun ortaya çıkmayacağını sanmanın yahut umarsamamanın cüreti üzerine düşünmeliyiz. Tarafgirlik uğruna hâlâ bunu savunabilen gazetecileri... Tecrübeli bir muhabiri bunu yapmaya teşvik edeni, belki buna zorlayanı... Başka türlü bir Chomsky söyleşisinin zaten giremeyecek oluşunu bilmesini... Okuyucuyu böyle aptal yerine koyabilmeyi... 

Aslında ne sütle ne limanla alakası olan sütliman kelimesinin ayrı yazılması hatasıyla vücut bulan ‘milk port’ tamlaması (Chomsky’nin bizzat kullandığı iddia ediliyor) her şeyi bir fıkraya dönüştürdü. Ama durum ciddi. Bu söyleşinin, bir ideolojik aygıt olarak medya analizleri için Chomsky’e nefis bir makale, panel başlığı verdiği kesin. Ama bunların hakikaten yaşandığına ikna edebilir mi, emin değilim.
 
Not: Yazıyı bitirdikten sonra Burcu Bulut, Twitter’dan söyleşiye eklemeler yaptığını kabul ederek suçu üstlendi. Söylediklerim bakidir. Bu, tek başına Bulut’a yıkılabilecek bir hata da değildir. Onu mecbur bırakan medya zihniyeti, eklemelerin makul görülüşü, söyleşiyi savunurken kullanılan dil hâlâ üzerinde düşünmeye muhtaç. Chomsky’ye ‘Türkiye’nin sindirilemeyen gücü’ dedirten, tek başına Bulut değildi.

Ülkemde her şey 'milk port' maşallah - Ezgi Başaran


Bir ülkenin hali pür melalini kısa yoldan çözmek için medyasının nefesini dinleyin, yeter. 
Mesela Türkiye’deki gazetelerde haber standartlarına uyan metin sayısı eser miktardadır fakat şöyle bir göz gezdirdiğinizde ülkenin hem demokrasi hem kültür hem de insaniyet namına nerede durduğunu şıp diye anlarsınız.
Ayan beyan olanı özetleyeyim: Medyamızın okuyucusuyla kurduğu ilişki Şamil Tayyar ile Emin Çölaşan arasında sıkışmış bir dil ve metotla ilerlemektedir. Aynı siyasi yöneticilerimiz gibi, gerçeklikle bağını koparmış, bayır aşağı savrulmaktadır. 

* * * 

Bir tarafta, irtifası “Camide içki iç, seviş, ayakkabıyla dolaş, yetmesin; ezan yüzünden imama saldır, sonra ‘diktatörlük var’ deyip darbeye kalkış! Gezi zekâlılar!” seviyesinde bir anlayış ve bu anlayışın olduğu gibi bazı 1. sayfalara yansıması… 
Diğer tarafta, ‘Ey Tayyip! Vay Tayyip! Adına Tayyip denen şahıs…’ mertebesinde cevaplar… Ve bu lümpen dilin, 380 bine varan ve lümpen olmayan okuyucular tarafınan rağbet görmesi… 
Çünkü bir kısım halkımızın ‘Gezi zekâlılar’, bir kısım halkımızın da ‘Bana bak Tayyip’ diliyle içinin soğuması, ‘hay ağzını öpeyim’ diyerek rahatlaması… Ve medyanın bu iki soğuma türüne hizmet edecek şekilde kendini konumlandırması… 

* * * 

Bu öyle bir konumlandırma ki… Manyaklık seviyesine varmış siyasi kutuplaşmanın iç soğutma teçhizatı olmayı görev edindiğinde bir gazete yahut gazeteci bataklıktan tapusunu almış demektir. Marifetleri sadece pespaye bir dille, nanay başlıklarla sınırlı kalmaz. Çarpıtırsınız. Bakarsınız ses eden yok. Bu sefer yalan söylemeye başlarsınız. Baştan aşağı yalan haber. Yalan röportaj filan. Bir kulüp başkanına söylemediği lafı söyletmenin, genç insanların emniyette verdiği ifadenin tam tersini haber diye yazmanın hiçbir müeyyidesi olmadığı için yalancılık elini arttırarak devam eder. Dünyaca ünlü linguist Noam Chomsky’nin Yeni Şafak’ta yayımlanan röportajı son örnek. Chomsky’nin yaptığı açıklamayla öğrendik ki hiç cevaplamadığı sorular muhabir tarafından ‘genişletilerek tamamlanmış’, bir cevabı ise Başbakan’ı memnun etmeyeceği düşünülerek hiç konulmamış. Gazetenin hafta sonu yaptığı açıklama durumun kendisi kadar vahim: Meğerse Chomsky’ye iki tur soru gönderilmiş, ikinci turu kendisi hatırlamıyormuş, ahan da aşağıda o sorular ve cevaplarıymış. Okudum hepsini. Ve diyorum ki: Eğer o cevaplar, bıraktım Chomsky’yi, Google Translate yardımı olmadan İngilizce okur-yazar birinden çıktıysa kendimi 1 saat içinde önce gökkuşağına ardından da griye boyarım. Mesela… Gazetenin açıklamasına göre Chomsky aslında şöyle bir cümle kurmuş ama hatırlamıyormuş: “Contrary to what happens when everything that milk port, enters the work order, then begins to bustle in the West.” Burada ne demek istendiğini anlamak katiyen mümkün değildir ama Yeni Şafak’taki röportajla karşılaştırdığımızda Chomsky’nin “Aksine ne zaman ki her şey sütliman olur, düzene girer; işte o zaman Batı’da telaş başlar” demiştir. Grameri filan koydum kenara… Sadece iki kelime üstünden meramımı anlatabileceğim: Milk Port. Dünyaca ünlü linguist Chomsky Türkçedeki bir deyimi (sütliman), sütü ‘milk’, limanı da ‘port’ şeklinde kelime kelime tercüme etmek suretiyle şahsi tarihinde bir kırılma yaratmıştır! 

* * * 

Göz göre göre yapılmamış bir röportajı yapılmış diye yayımlamak, Chomsky gibi birini dahi kullanışlı bir malzemeye dönüştüreceğini sanmak, her şey ortaya çıkınca özür dilemek yerine dünya üstündeki herkesi aptal varsayarak yalanı sürdürmek, bunlar sadece pespayelikle, müdanasızlıkla yahut ‘görev bilinciyle’ açıklanamaz. Ya ne? Ülkenin portresi olan medyanın gezindiği pislik kokan bu yer, gazeteciliği öleyazdırırken yalancılık otları için mümbit bir örtü sunar. Bakalım bu örtünün mahsulü daha ne güzel haberler ne süper röportajlar okuyacağız. Çok yakında bayinizde.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/ulkemde_her_sey_milk_port_masallah-1148816