çapulcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çapulcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2013 Salı

"CEO'ların yarısı 'çapulcu' çıktı!"


137 CEO'nun yanıt verdiği anket sonuçlarına göre yöneticilerin yarısı Gezi Parkı eylemleri için Taksim'e gitmiş. Ekonomist dergisinin yaptığı ankete göre, CEO'lar eylemlerin bu noktaya kadar gelmesinin en önemli nedeni olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sert üslubunu gösteriyorlar. Ankete katılanların yüzde 40.8'i böyle düşünürken yüzde 30.8'i en önemli nedeni "Polisin orantısız müdahalesi" olduğunu düşünüyor.

Ekonomist dergisinin anketinde CEO'lardan hükümete bu olayla ilgili 1'den 10'a kadar not vermesi de isteniyor. CEO'ların yüzde 51.5'i hükümete "1" puan verdi. İki puan verenlerin oranı yüzde 16.8 olurken 3 puan verenlerin oranı yüzde 19.8 olarak hesaplandı. Böylece 137 CEO'nun 121'i (yüzde 88.1) hükümete 1-3 puan arasında not vermiş oldu. 5 ve altında not verenlerin oranı ise yüzde 98 olurken hükümete 8-10 puan arasında not veren olmadı.

CEO'ların yüzde 56.8'i konunun basit bir ağaç eylemi olmadığını hükümetin birçok politikasına tepki olduğunu belirtirken yüzde 26.1'i eylemcilerin demokratik hak arama mücadelesi olduğuna inanıyor.

18 Haziran 2013 Salı


http://www.dunya.com/ceolarin-yarisi-capulcu-cikti-195509h.htm

15 Haziran 2013 Cumartesi

çapulcuların isyanı - Mutlak Töz

12 Haziran 2013


bütün bu toz dumanın açığa çıkardığı çok şey var.

biri -ve belki en önemlisi- de etik ile ahlakçılık arasındaki çatışmadır sanırım. bir yandan meydanda söylemler, sesler ve renkler birbirine karışıyor, öte yandan egemenliğin söylemiyle direnenlerin sesi derinleşerek karşıtlaşıyor.
felsefede kavramsal olarak ahlak ile etik arasındaki ayrımı koymak zor olabilir. ahlakçılıkla ahlak arasındaki ayrımı da. oysa, iki haftadır gerçekleşenler, sadece bu ayrımları belirginleştirmekle kalmadı, ahlakçılık biçimine bürünen ahlak ile  etik arasındaki politik çatışanın uzlaştırılamaz doğasını da netleştirdi. yüz yüze gelenlerle yüzsüzleşenler arasındaki politik bir ayrım olarak.

politik doğruculuğun en çirkef biçimleri -çatışmanın şiddeti oranında derinleşerek- tam da böylesi zamanlarda ortaya çıkıyor kaçınılmaz olarak. ve sorun yalnızca erdoğan’ın dili değil. iktidarın şiddetini kitlenin şiddetiyle, göstericilerin kaba sabalılığını başbakanın saldırganlığıyla, agorayı işgal eden çapulcuların küfrünü egemenlik sultasının hobbinliğiyle, kitlenin sarhoşluğunu iktidar sarhoşluğuyla  eşitleyen, bu eşitleme üzerinden kendi ahlaki ve siyasi duruşunun açıklamasını üreten zihniyet de, ahlaklı olduğu ölçüde etik-dışı olan bir politikliğin üreticisi  oluyor. analizcileri ve açıklayıcılarıyla birlikte hayli hararetli ve hırslı bir “iktidar blogu” söz konusu.

islamcı-muhafazakar entelektüellerin -yandaş medya köşelerinden kişisel internet sayfalarına kadar-  çoğunluğun gücüyle doğallaşmış “organik aydınlar” haline gelişi de, bir süreç olarak nihayetine eriyor, tamamlanıyor. tam da, iktidarı da eleştiriyormuş gibi görünen bir dil aracılığıyla egemenlikle özdeşleşmiş olmalarından dolayı.

şaşırtıcı örneklerle dolu hazin bir süreç bu.

aynı zamanda da, bayağılıkta sınır tanımayan bir tiksidiriciliğe sahip. çeşit çeşit örnekleri var bunun, farklı düzeylerde ortaya çıkabiliyor ve fakat sonunda aynı şey  söyleniyor. bu bayağılıktan ne kastettiğimi yusuf kaplan’ın zihniyetini -bugünkü “zihin açıcı” yazısı dolayısıyla- işaret ederek örnekleyebilirim.

sadece devlet terörünün yoğun gaz saldırısından dolayı değil, o gaz kütlesinin içinde bu türden organik aydınların muktedirlere cila çeken politik analizleri ve o analizlerle temellendirdikleri entelektüel ahlakçılıklarıyla da zehirleniyoruz. ahlakçılığın etik olanı boğması anlamına geliyor bu, ama elbette yok edebilmesi anlamına değil.

politik olanın tanımını değiştiren bir ‘olay’ gerçekleşti “taksim direnişi”nde. henüz kendi diline ve kavrayışına sahip değil belki, ama geri alınamaz bir olay olarak gerçekleşti. gaza boğulmuş meydanın kendisi, bizzat bu haliyle, “haysiyet” ile “zillet” arasındaki politik karşıtlığı işaretliyor. aynı zamanda da, etik olanın ahlakçılıkla savaşımını.

muktedirlerin, polis teşkilatı ve entelektüel gaz sıkıcılarıyla birlikte meydandakileri alt edeceklerini, çapulcuları yene-bile-ceklerini kabul etmek gerek. ancak, şimdi bir kez açığa çıkan şey -benjamin’in “tarih tezleri”ni hatırlayarak söyleyebileceğimiz gibi- yenilebilirse de yok edilemez. hakikat geri alınamaz.


https://mutlaktoz.wordpress.com/2013/06/12/capulcularin-isyani/