banu avar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
banu avar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2013 Salı

"Dikkatli ol uyarısı yapıyorsun. Evde mi oturalım! Sokağa çıkmayalım mı?" - Banu Avar


Sayfada bana en çok yöneltilen 3 soru var:

1) Tayyip ABD'nin desteklediği adam. Neden Batı tarafından devrilmek istensin?

2) Dikkatli ol uyarısı yapıyorsun. Evde mi oturalım! Sokağa çıkmayalım mı?

3) Çözüm ne?

Cevaplamaya çalışayım:

1) Batı yekpare değil! Avrupa ve ABD kökenli sermaye güçleri çatışmaktadır. Her dünya savaşında olduğu gibi, şimdi de, güç odakları dünya zenginliklerini paylaşma savaşında! Bu paylaşım kavgası hedef ülkelerde, birinin 'beslediği' lideri öbürünün devirmesini gerektirebilir. Ayrıca Batılı odaklar, Türk milletinin AKP baskı ve şiddetine daha fazla rıza gösteremeyeceği tesbitini yapmıştır. AKP'nin kullanım süresi dolmuştur. Kİm önce davranırsa hızlı yol alır ve Türkiye'de güdümlü bir muhalefet yaratıp kullanır. Yoksa maazallah, Türk milleti gerçek bir muhalefet oluşturup geçen yüzyıl başında olduğu gibi Batıya büyük bir kazık atabilir. İşte bunu önlemenin yolu AKP ile ülkenin içinde sıkışan gazdan kurtulmak, Erdoğan'ı deliğe süpürmektir. Ve yerine bir süre milleti oyalayacak, Y-CHP ve BDP koalisyonuna yer açılır. Yeni bölünme Anayasası o hengâmede çıkarılır. Federe Türk devletine yol alınır. Enazından onların planları budur. O nedenle kendi adamları da olsa Erdoğan'a yol gözükür.

2) Bu süreçte dikkatli olunmalıdır, zira bu planı acilen kıvılcımlayacak olan en uygun araç Yugoslavya'dan bu yana, en son olarak da Mısır'da ABD muhibi Mübarek'i devirmede kullanılan OTPOR teşkilatı, Occupy'cılardır. Mısır’daki meydanda tek slogan ‘DİRENİŞ’di. Ne AB ne ABD ne de küresel sırtlanlara atıf vardı. Tek amaç Mübarek’i devirmekti, yerine CIAnin yeni baronları gelecekti. Bu amaç tüm sloganlara yansımıştı. Meydanda Mısır bayrağından çok sıkılı yumruklu Otpor darbe teşkilatı bayrağı vardı.

Arkalarında tüm dünya medyası baskı ve adaletsizlikten bunalmış halkı twitter ve fb paylaşımlarıyla meydanlara topladılar. Üniversiteler, sanatçılar, stklar arkalarındaydı. El Cezire CNN 24 saat canlı yayında kaldı.Türkiye Mısır’a benzemez. Bayrağına sarınmış, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE şiarıyla meydanları dolduranları kimse ezemez! Ama; kışkırtanların mutsuzlukları haberlere yansımaya başladı bile!

Demirtaş: ‘Milliyetçiler halkı kışkırtıyor,’ beyanatı verdi.

Occupy ya da Otpor ‘dişrenişçilerinin hedefi, 'Yeter!' diyen halkı sokağa dökmektir. Binbir işkenceyle karşılaşan halk kitlesi an an büyüyecektir. Ama siyasi önderi yoksa ve tabandan bir örgütlenme içinde değilse kalabalıklar kolayca eriyecektir.

Ukrayna'da, Gürcistan'da, Kırgızistan'da ve Tahrir'de olduğu gibi... Tahrir'de Google kuzey Afrika pazarlama müdürü Vail Gonim iş başındaydı. Mübarek kafese sokulup Tahrir boşalırken: 'Şimdilik işim bitti!' demişti. İşte uyarımız bunun içindir. Kitleyi yönlendirenlere dikkat edilmelidir. Bu uyarıyı yaptığımız için bize olmadık hakareti yapanlara, Reyhanlı'da sus pus olan Batı basınının, Taksim için neden dünyayı ayağa kaldırıp 'Arslan Türkler! Çılgın Türkler!' diye gaz verdiğini düşünmelerini öneririz.

Uyarımız bunun içindi...

3) Çözüm isteyenlere Attila İlhan’ın sözü çok nettir: ‘Yurttaşlık bilincin bulanmadıysa çözümü başkalarına sorarak değil, kendin bulabilirsin!’ Çünkü bunun için dünyadaki tek önder bizdendir. Adı: Mustafa Kemal’dir. Çözümü yazmıştır.

Somuta inersek ben 1970'leri yaşamış biri olarak ‘Gençlik Hareketi’ dalgasında darbe yemiş olanlardan biriyim. O nedenle bir SINIF olmayan Gençlik hareketlerini yardımcı konumda görmeyi acı deneylerle öğrendim. Gençlik büyük bir güçtür , onsuz olunamazdır.. AMA, esas mesele SINIFSALDIR. Ezilen sınıflar kitle hareketlerinde esastır. Onlarla yakın bağı olmayan hiçbir hareket başarıya ulaşamayacaktır. işte tam da bu nedenle PARTİLERÜSTÜ bir platform oluşturulmalı ve yürütmesinde HALKIN bağrından unsurlar olmalıdır. Bunlar: İşçi Köylü esnaf memurdur, öğretmendir doktordur veterinerdir ziraatçıdır.

Yıllardır her hafta 3-4 ile işte bu nedenle gidilmiştir. Özellikle son iki yılda tüm Anadolu’da bu insanlarla örgütleriyle, ve en önemlisi tek tek ŞEHİT ANALARIMIZLA, AİLELERİMİZLE temas edilmiştir.

Bu dostluk gittiğimiz yerlerde birlikte hareket etmeye ve birlikte toplantılar yapmaya varmıştır.

Şimdi artık, özellikle gençlerimizi, kadınlarımızı ve halkı oluşturan diğer unsurları ŞEHİT AİLELERİ etrafında bütünleştirme zamanıdır. En büyük desteği verenler adı bende saklı fedakâr sendikacı dostlar ve sendikaları, yurdun dört bir yanında örgütlü Yörük Türkmen Dernekleri , Eğitim sendikaları, ADD şubeleri, Cumhuriyet Kadınları şubeleri Kafkas ve Balkan dernekleri olacaktır.

Birbirini tanımayan insanlardan oluşan kitleler sokaklara çıkar ve evlerine dönerler.

Oysa il il, ilçe ilçe şehit aileleri dernekleri etrafında birleşmiş örgütlü kitle ne yapacağını, nasıl yapacağını bilir!..

http://www.guncelmeydan.com/pano/selamlar-banu-avar-t34627.html#p156491

17 Haziran 2013 Pazartesi

"Sam Amca’nın parmağı var mı?" - Mehmet Ali Güller

05 Haziran 2013

Dünden beri pek çok okurdan ve sosyal medya takipçimden gelen “Bu eylemler CIA’nın marifetiymiş, doğru mu?” sorusunun kaynağının Banu Avar olduğunu üzülerek öğrendim.
Bu kadar ileri gitmiş olamaz diye umarak, Banu Avar’ın yazdıklarına baktım.
Evet, Avar açık bir şekilde gelişmelerin arkasında Occupy hareketinin ve OTPOR örgütünün olduğunu yazmıştı. Avar’a göre her ikisi de CIA imalatı örgütlerdi. Avar “turuncu Soros darbelerinin” yaşandığı ülkeleri görmüş biri olarak okurlarını uyarıyordu: “Batı basının ‘Çılgın Türkler’ diyerek neden gaz verdiğini düşünmenizi öneririm.”

HEM PARTİYE HEM DE ÖRGÜTSÜZ EYLEME KARŞI!

Anlaşılan Banu Avar’a bu yazdıklarından dolayı ciddi tepki gelmiş ki, Avar bu kez o tepkiler için de bir yanıt yazmış.
Örneğin “Erdoğan ABD'nin desteklediği adam, neden Batı tarafından devrilmek istensin?” sorusuna özetle şu yanıtı veriyor: “ABD, biriken gazdan kurtulmak için Erdoğan’ı deliğe süpürecek. Yerine Y-CHP ile BDP’den bir koalisyon kuracak. O sırada bölünme anayasası çıkacak. Federe Türk devletine yol alınacak.”
Yani ABD Tayyip Erdoğan üzerinden yapamadığını Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yapabilecek!
Avar, “Peki evde mi oturalım! Sokağa çıkmayalım mı?” diyen okurlarına da yanıt veriyor ve şu “çözümü” gösteriyor: “Partiler üstü bir platform oluşturulsun. Örneğin herkes ‘Şehit Aileleri Dernekleri’ içinde örgütlensin. İl il, ilçe ilçe Şehit Aileleri Dernekleri etrafında birleşmiş örgütlü kitle ne yapacağını, nasıl yapacağını bilir!”

YENİ ŞAFAK DA BANU AVAR GİBİ DÜŞÜNÜYOR!

Önceleri Banu Avar’ın yaklaşımını kişisel özelliklerinin bir yansıması diye düşündüm hep. Örneğin “aydın mükemmeliyetçiliğinden” kaynaklanıyor olabilirdi bu sürekli beğenmeme hali…
Yüzbinlerin katıldığı bir eylemdeki beğenmediği bir afiş, on binlerin yaptığı bir eylemdeki hoşuna gitmeyen bir slogan, o eylemi Avar tarafından tu kaka ilan etmeye yeterli olurdu. Yani bir aydının “havuza düşmüş bir yaprak nedeniyle tüm havuzu kirli sanması” hastalığıyla karşı karşıyaydık…
Ama örneğin TGB’nin uluslararası örgütleri de davet ettiği 19 Mayıs eylemine, “pankarttaki “Viva 19 Mayıs” lafından dolayı destek vermekten çekilmesi, yetinmeyip alternatif bir 19 Mayıs düzenlemeye soyunması, ya da Diyarbakır TGB’nin Kürtçe “Türk-Kürt kardeştir” pankartından vahim anlamlar çıkarması, meselenin bir aydın hastalığı olmaktan daha ileri olduğunu gösteriyordu.
Her neyse…
AKP’nin bazı özel isimleri de başından beri Banu Avar gibi düşünüyor. Onlar da ısrarla “Türk ekonomisi çok iyi. Türkiye bölgesinde büyüyor. ABD bundan rahatsız olduğu için Türkiye’yi karıştırıyor.” diyorlar.
Avar acaba bu tezleri her gün yazan Yeni Şafak ve Star yazarlarını okuyor mu? Okuyorsa, “acaba neden benim gibi düşünüyorlar” diye hiç soruyor mu?

HATASIZ EYLEM, YAPILMAMIŞ EYLEMDİR

Banu Avar’dan farklı olarak bu eylemlere “örgütsüz, öndersiz, programsız” olduğu için dudak bükenler de var. Avar gibi “CIA parmağı” görmüyorlar ama “başarısız olacak” diyerek eylemden uzak duruyorlar. Yani yeniliriz diyerek maça çıkmıyorlar! Tabanlarının zorlamasıyla çıktıklarında da eylemin kenarında duruyorlar!
Oysa çok basit bir gerçek ortada duruyor: Katıl, eylemdeki yanlışlara karşı çık, eylemi doğruya sevk et, eyleme önderlik et, programını kitlelere benimset!
Unutulmamalı, doğru eylem çizgisinde aşırı hassasiyet, eylemsizliğe götürür. Zira en hatasız eylem, yapılmamış eylemdir.

ERDOĞAN’A CAN SİMİDİ ATMA!

Netice olarak şunları söylemeliyiz:
1. Bu eylemler, 11 yıllık AKP saltanatının insanlarda yarattığı birikmiş öfkenin patlamasıdır. Yaşam tarzına müdahale edilen, aşağılanan, hakarete uğrayan, her demokratik eylemine biber gazı sıkılan, sınavına kopya çetesi sokulan, üniversitesine polis dikilen, sevgilisinin elini tuttuğu için ‘ahlaksız’ ilan edilen, kendinden başarısız olanın kendisine baş tayin edilmesine kızan, değerlerine her gün küfredilen insanların başkaldırışıdır!
2. Kuşkusuz örgütsüz kitle hareketi olması nedeniyle başarısız olabilir. Ama şimdiden en önemli başarıyı kazanmıştır: Korku duvarını yıkmıştır!
3. İstihbarat servisleri halk hareketlerine sızar, yanlış eylemler yaparak eylemi geniş kitleler nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışır. Bunun panzehri, örgütlü güçlerin de eylemlere ağırlığını koymasıdır.
4. ABD her şeye hâkim değildir! En son kanıtı da Irak’tır, Suriye’dir… Her olayda ABD’nin parmağını aramak, Washington’dan onaysız dünyanın dönmeyeceğini sanmak hem bir özgüvensizlik halidir hem de teslimiyete yol açar.
5. Emperyalizm önünü alamadığı eylemlerin yönünü değiştirmeye, yönünü değiştiremeyecekse de başına “kötünün iyisini ya da iyinin kötüsünü” geçirmeye gayret eder. Örneğin Mısır’daki gibi…
Ancak halk hareketleri böyledir; inişler çıkışlar olur, ilerlemeler geri çekilmeler olur… Düz bir çizgide sürekli ilerleyen ve pirüpak olan bir halk hareketi hayatta değil ancak laboratuvarda gerçekleşir!
6. Türk basınının bu eylemlere Erdoğan korkusuyla sessiz kalmasını sorgulamaktansa, Batı basınının neden ilgi gösterdiği üzerinden komplo teorileri üretmenin eyleme ve Türkiye’ye bir yararı yoktur.
7. ABD’deki güç kaybı, ekonomik sorunlar kuşkusuz devlet içinde bir bölünmeye ve tarafların çarpışmasına neden oluyor. Erdoğan’ın ve Fethullah Gülen’in pozisyonu, ABD’deki bu iç çarpışmadan bağımsız değildir.
Ancak Erdoğan hâlâ ABD’nin Türkiye’deki en önemli aktörüdür. Washington Erdoğan’dan vazgeçmiş değildir ancak hizadan çıkmaması için sürekli denetim altında tutmakta, zaman zaman da alternatifleriyle terbiye etmektedir.
Bu gerçeklikten atlayarak Erdoğan’ı zorlayan bu eylemleri CIA marifeti saymak ve gözden düşürmeye gayret etmek, Erdoğan’ın beklediği can simididir!
Banu Avar’ın buna hakkı yok!


http://www.ulusalkanal.com.tr/sam-amcanin-parmagi-var-mi-makale,1325.html