16 Haziran 2013 Pazar
Gezi direnişi kliktivist bir hareket değil. Ama iki klikle dünyayı değiştireceğini zanneden milyonlarca insan var yeryüzünde. Bir parkın çetin şartlarında direnişe yatmak yerine rahat evlerinde dijital aktivistliğe soyunanlar... Eski tüfeklere göre sol direnişin, sosyal davaların adabını bozan kliktivistler onlar.
Penguen mağduriyeti son 15 günde uluslararası medyanın diline de pelesenk olan kanala karşı imza kampanyası açılmış. Deniliyor ki, "İlk günlerde Gezi'ye duyarsız kaldığı için, Amerika'daki ana şirket bununla bağlarını koparsın." Son baktığımda imza sayısı 105 bine yaklaşmıştı.
Kampanyanın bulunduğu ortam "change.org". "Dünyanın kampanya platformu. Sen neyi değiştireceksin" diye açılıyor ana sayfa. Yani bir şeylere itiraz edenlerin adresi.
"Beşiktaş'ta yeni yapılan otel önündeki kapatılan yol açılsın" diye de kampanya var. Atılan imza sayısı 1840 cıvarında. Nasuh Mahruki'nin, Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu'nun Meclis gündeminden geri çekilmesi için başlattığı kampanya da Gezi'nin verdiği gazla 67 bin imzaya yaklaştı. Yasa durduruldu ama geri çekilmesi için devam ediyor kampanya.
Ve tabii biber gazı yasaklansın kampanyası da var. Fakat gaz yasağı için imza atanların sayısı, penguenlere itiraz edenlerin yarısından bile az; 44 bin küsur. İlginç bir durum, çünkü sokaklarda gaz yiyenlerin o imzalardan çok daha fazla olduğunu biliyoruz.
Gaz itirazcılarının, Mahruki takipçilerinin gerisinde kalması şunu gösteriyor olabilir: Gezi'yle ateşlenen aktivizm, kliktivist bir hareket değil, tam tamına sokak aktivizmi.
İnternetteki mail zincirleri ve imza kampanyalarıyla birşeyleri değiştirme çabasına giren dijital aktivistlerin hareketine verilen isim kliktivizm. Ancak global düzeydeki örnekler, kimsenin kliktivizmle dünyayı değiştiremeyeceğini gösteriyor. Yani penguenlerin dijital aleyhtarları sayıca 1 milyona da ulaşsa kampanyanın etkili olacağı pek şüpheli. Sokaklardaki on binlerin yanında o 1 milyonun esamesi bile okunmaz. Çünkü bir iki klikle kimse dünyayı değiştiremez.
Peki, sosyal medyada Gezi hareketiyle birlikte tırmanan aktivite de "kliktivizm" olabilir mi? Protestolar öncesinde günde ortalama tweet sayısı 8 milyon civarındayken, 31 Mayıs-11 Haziran arasında 13.5 milyona yükseldi. 1 Haziran günü tam 18 milyon Türkçe twit atıldı. 31 Mayıs günü dünya trendlerinde ilk 10 başlıktan 9'u Gezi'yle ilgiliydi.
Eylemler sırasında gece gündüz Twitter'dan ayrılamayanların ne kadarı sokaklara çıktı, onu bilemediğimiz için twit trafiğinde kliktivist etkiyi ölçmek de kolay değil. Ancak şu kadarı söylenebilir: O günlerin en etkili Twitter kullanıcıları olarak kayda geçen Memet Ali Alabora ve Okan Bayülgen'in Gezi Parkı'na giden isimler olduğunu biliyoruz.
Kliktivizm kavramını 3 yıl önce ortaya atan The Guardian yazarı Micah White, bir şeyleri "beğen"ip "retweet"leyerek girişilen eylemlerin yarardan çok zarar getirdiğini söylüyordu. Sol hareket ve sosyal kampanyalar üzerinde yıkıcı etki yaptığını belirtiyordu. Sokaklardan uzak kalan bu aktivizmin, modern çağın pazarlama ideolojisini kucakladığını, bunların tuvalet kağıdı satmaya da yarayan reklamcılık ve piyasa taktikleriyle sosyal hareket oluşturmaya çalıştığını anlatıyordu. Dijital aktivistlerin yaptığı herşeyi en ince ayrıntısına kadar gözleyip analiz etmek mümkündü.
PROFİL NE DEĞİŞTİRİR?
Dijital tepkilerin, sosyal medya şovalyeliğinin siyaset üzerinde pek de etkili olmadığını gösteren örneği yakın geçmişte yaşadık. "Anayasa'dan Türklük tanımı çıkarılacak" tartışmaları sırasında yığınla insan Facebook profillerinin başına "TC"yi ekledi. Peki ne oldu? Siyasette yaprak kımıldamadı. Gezi hareketinin sonuçları ise ortada. Öngörülebilir gelecekte o ağaçların kesilmemesi güvence altına alındı.
Şu günlerde ABD de dijital tarihinin en kliktivist günlerini yaşıyor. Konu gay evlilikleriyle ilgili. California'da seçmenlerin yüzde 52'si eşcinsel evliliğe ret oyu vermişti. Konu şimdi Yüksek Mahkeme'de. Eğer mahkeme "evlilik kadın ile erkek arasında olur" şeklindeki yasa hükmüne iptal kararı verirse, gay evliliklerinin önü açılacak. Eşcinsel haklarını destekleyen milyonlarca Amerikalı da Facebook profillerindeki fotoğrafları, evlilikle eşitlik için kırmızı-pembe logoyla değiştiriyor. Yüksek Mahkeme yargıçları acaba bu hareketten etkilenecek mi? Zayıf ihtimal.
Mesela gelmiş geçmiş en iddialı kliktivist kampanyadan da sonuç çıkmadı. Şu meşhur Kony kampanyası. Çocukları kaçırıp seks kölesi yapan, çocukları ölüm makinesi haline getiren Ugandalı gerilla lideri Joseph Kony'ye lanet videosu YouTube'da milyonlarca kez tıklandı (kliklendi). Ama ne oldu? Kony hâlâ yakalanmış değil. 66 bin çocuk askeri olduğu tahmin ediliyor. Ve son haberlere göre hükümete karşı terör eylemlerini fildişi üzerinden finanse etmek üzere, fillere de ölüm saçıyor.
http://www.haberturk.com/yasam/haber/852784-kliktivistten-aktivist-olmaz
kony etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kony etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Haziran 2013 Pazar
Modern bir günahlardan arınma ayini; kliktivizm - Cüneyt Özdemir
10/06/2012
Sanal dünya ve sanal eylemcilik, üzerinde durup tartışmamız gereken bir konu. Klikleyeyim derken işin ucunda 'klik'e gelmek de olabiliyor!
Bir süredir ne zaman canlı yayına çıksam ordu içinde çalışan, sayıları 50.000’i bulan sivil memurların mail ve twitter’dan mesaj bombardımanı ile karşılaşıyorum. Tıpkı bir zamanlar bedelli askerlik isteyenlerin, atanamayan öğretmenler ya da bu kadarına pes diyen astsubaylarda olduğu gibi sivil memurlar da aralarında örgütlenmişler ve haklarını arıyorlar. Bunu yapmak için şimdilik tercih ettikleri tek yol ise mesaj göndermek, facebook’ta sayfalar oluşturmak ve... Ve o kadar! Bu şekilde ne kadar iyi örgütlenirlerse örgütlensinler işleri çok zor. İsterseniz işlerinin neden zor olduğunu yakın zamandan bir örnekle açıklayayım.
Bir klik yeter!
Hatırlar mısınız, bundan bir süre önce sizlere youtube’da başlatılan bir kampanyayı duyurmuş, dünyanın en ünlü kötü adamı aleyhine oluşturulan KONY kampanyasından bahsetmiştim. Youtube’a konulan 30 dakikalık bir belgesel filmde çocukların kaçırılması ve Afrika’nın kötü yürekli gerilla lideri olarak Kony bizlere bir reklam filmi estetiğinde tanıtılıyordu. Kampanyayı düzenleyen –ve sonrasında kafayı yiyip güpegündüz şehrin orta yerinde mastürbasyon yaparken yakalanan- yaratıcısının bizden istediği çok basitti: Bir ‘klik’, o kadar! Ünlü isimlere bir klik ile ulaşacaktık. İsteyen birkaç klikle kampanyaya maddi yardımda bulunabilse de asıl istenen sadece bir klikti. Dün merak edip youtube’a baktım, Kony filmini bugüne kadar 91 milyon kişi seyretmiş. Film hâlâ youtube’da duruyor. Kony de hâlâ çocuk gerillaları ile Afrika ormanlarında! Hay Allah, oysa pek çok kişi Kony filmini seyredip hiç tanımadığı çocuklara bir klik ile yardım ederken ne kadar büyük bir iç ferahlığına kavuşmuştu düşünsenize. Bir klik ve Afrika’nın kötü kalpli Gerilla Kony’sini sonsuzluğa uğurlamak. Hesapta her şey bu kadar basit gözüküyordu. Olmadı. Neden olmadığını anlamak için zaman makinesine binip iki yıl öncesine gitmemiz gerekiyor.
Kliktivizm eylemleri
12 Ağustos 2010 tarihinde Guardian’da Micah White imzasıyla ilginç bir makale yayımlandı. Son yıllarda dünyada hızla yayılan bir akımın sorgulandığı bu makele aynı zamanda literatüre yeni bir kelimeyi daha kazandırıyordu: ‘Kliktivizm’.
White, makalesinde kliktivizmi, aktivizmin pazarlama, bilgisayar teknolojileri, popülizm ile kirletilmiş hali olarak tarif ediyor, en büyük zararı da sol hareketlere ve sosyal kampanyalara verdiğini iddia ediyordu. Son iki yıldır biz kendi gündemimizden başımızı kaldırıp bir türlü tartışmayı buralara taşıyamadığımız için belki de pek çok kişi hemen her gün sosyal ağlarda bir kutucuğu işaretleyerek, ‘like’ ederek, fotoğraf paylaşarak ya da ‘retweet’leyerek katıldığı ‘eylemlerin’ aslında neye yaradığını düşünmeye fırsat bulamadı. Kimilerimizin samimi, kimilerinin ise kendi günahlarından arınma alanı olarak gördüğü bu kampanyaların neden çuvalladığını yeterince irdeleyemedik. İşin büyüsü bizleri esir aldı. Kabul edelim ki bu tür kampanyalar tam bir ‘kazan-kazan’ durumuydu. Bir yandan dikkat çekilen bir duruma tek bir klik, fotoğraf, like ile katkıda bulunuyor, diğer yandan bunu sosyal medya ağlarında zaten sizi takip eden dosta düşmana gösterip kişisel politik doğruculuk promosyonunuzu yapıyordunuz. Üstelik bunu yaparken düzene karşı çıkar gibi gözükseniz de eyleme dönüşmediği için aldığınız risk çoğu zaman sıfırdı. Steril bir eylem koyma hali. Aynı eylemi mesela bir meydanda toplanıp yapmaya kalktığınızda harcayacağınız zaman, polisten yiyeceğiniz dayak ya da biber gazı, ardından bir adliyede hesap verme zorunluluğu yoktu. Bir klik ve o kadar!
Hüsnü Mübarek’i kliktivizm değil halk yıktı
İşte kliktivizmde en çok itiraz edilen noktaların başında bu modern zaman illüzyonu geliyor. Zira kliktivizm bir konu hakkında bir kez müdahil olduktan sonra sizi düşünme ve eylem halinden uzaklaştırıyor. Bütün bunlar olmayınca da aktivizmin içi boşalıyor. Her şey kuru bir slogana iniyor. Bunu farklı bir örnekle de açıklayabiliriz. Hepimiz Arap Baharı’nda sosyal ağların gücünü çok önemsiyoruz. Gelin görün ki geçen hafta ömür boyu hapse mahkûm olan Hüsnü Mübarek’i diktatörlük tahtından indiren, facebook hesaplarındaki bu kampanyalara verilen sanal destekler değildi. Bu destekler Tahrir Meydanı’nı dolduran yüz binlerce insan için sadece bir haberleşme aracıydı. Eğer o meydana çıkıp binlerce insan Mübarek’in eli palalı askerlerine karşı direnmese, inadına o meydanda günlerce kamp kurup her türlü tehdit ve baskıya rağmen karşı çıkmasa ve onlarcası bu uğurda ölmeseydi tıpkı Kony eyleminde olduğu gibi bütün o mesajlar internet sayfalarında kalacak, Hüsnü Mübarek de Mısır devlet başkanı olarak geçen hafta Türkiye’deki Dünya Ekonomik Forumu’na katılıyor olacaktı.
Sanal kampanyaların iyi sorgulanması gerekiyor
Sanal dünya ve sanal eylemcilik, üzerinde durup tartışmamız gereken bir konu. Her iyi fikir ya da her sosyal kampanya aynı sonuçlanmıyor. Bu tür sanal kampanyaların ve sanal kahramanlarının iyi sorgulanması gerekiyor. Afrika’nın kötü yürekli gerillası Kony’yi devirmek için yola çıkıp, milyonlarca insanı arkasına alıp, şehrin ortasında mastürbasyon yaparken tutuklanan bir örnek varken dikkat etmekte fayda var. Klikleyeyim derken işin ucunda ‘klik’e gelmek de olabiliyor!
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/modern_bir_gunahlardan_arinma_ayini_kliktivizm-1090661
Sanal dünya ve sanal eylemcilik, üzerinde durup tartışmamız gereken bir konu. Klikleyeyim derken işin ucunda 'klik'e gelmek de olabiliyor!
Bir süredir ne zaman canlı yayına çıksam ordu içinde çalışan, sayıları 50.000’i bulan sivil memurların mail ve twitter’dan mesaj bombardımanı ile karşılaşıyorum. Tıpkı bir zamanlar bedelli askerlik isteyenlerin, atanamayan öğretmenler ya da bu kadarına pes diyen astsubaylarda olduğu gibi sivil memurlar da aralarında örgütlenmişler ve haklarını arıyorlar. Bunu yapmak için şimdilik tercih ettikleri tek yol ise mesaj göndermek, facebook’ta sayfalar oluşturmak ve... Ve o kadar! Bu şekilde ne kadar iyi örgütlenirlerse örgütlensinler işleri çok zor. İsterseniz işlerinin neden zor olduğunu yakın zamandan bir örnekle açıklayayım.
Bir klik yeter!
Hatırlar mısınız, bundan bir süre önce sizlere youtube’da başlatılan bir kampanyayı duyurmuş, dünyanın en ünlü kötü adamı aleyhine oluşturulan KONY kampanyasından bahsetmiştim. Youtube’a konulan 30 dakikalık bir belgesel filmde çocukların kaçırılması ve Afrika’nın kötü yürekli gerilla lideri olarak Kony bizlere bir reklam filmi estetiğinde tanıtılıyordu. Kampanyayı düzenleyen –ve sonrasında kafayı yiyip güpegündüz şehrin orta yerinde mastürbasyon yaparken yakalanan- yaratıcısının bizden istediği çok basitti: Bir ‘klik’, o kadar! Ünlü isimlere bir klik ile ulaşacaktık. İsteyen birkaç klikle kampanyaya maddi yardımda bulunabilse de asıl istenen sadece bir klikti. Dün merak edip youtube’a baktım, Kony filmini bugüne kadar 91 milyon kişi seyretmiş. Film hâlâ youtube’da duruyor. Kony de hâlâ çocuk gerillaları ile Afrika ormanlarında! Hay Allah, oysa pek çok kişi Kony filmini seyredip hiç tanımadığı çocuklara bir klik ile yardım ederken ne kadar büyük bir iç ferahlığına kavuşmuştu düşünsenize. Bir klik ve Afrika’nın kötü kalpli Gerilla Kony’sini sonsuzluğa uğurlamak. Hesapta her şey bu kadar basit gözüküyordu. Olmadı. Neden olmadığını anlamak için zaman makinesine binip iki yıl öncesine gitmemiz gerekiyor.
Kliktivizm eylemleri
12 Ağustos 2010 tarihinde Guardian’da Micah White imzasıyla ilginç bir makale yayımlandı. Son yıllarda dünyada hızla yayılan bir akımın sorgulandığı bu makele aynı zamanda literatüre yeni bir kelimeyi daha kazandırıyordu: ‘Kliktivizm’.
White, makalesinde kliktivizmi, aktivizmin pazarlama, bilgisayar teknolojileri, popülizm ile kirletilmiş hali olarak tarif ediyor, en büyük zararı da sol hareketlere ve sosyal kampanyalara verdiğini iddia ediyordu. Son iki yıldır biz kendi gündemimizden başımızı kaldırıp bir türlü tartışmayı buralara taşıyamadığımız için belki de pek çok kişi hemen her gün sosyal ağlarda bir kutucuğu işaretleyerek, ‘like’ ederek, fotoğraf paylaşarak ya da ‘retweet’leyerek katıldığı ‘eylemlerin’ aslında neye yaradığını düşünmeye fırsat bulamadı. Kimilerimizin samimi, kimilerinin ise kendi günahlarından arınma alanı olarak gördüğü bu kampanyaların neden çuvalladığını yeterince irdeleyemedik. İşin büyüsü bizleri esir aldı. Kabul edelim ki bu tür kampanyalar tam bir ‘kazan-kazan’ durumuydu. Bir yandan dikkat çekilen bir duruma tek bir klik, fotoğraf, like ile katkıda bulunuyor, diğer yandan bunu sosyal medya ağlarında zaten sizi takip eden dosta düşmana gösterip kişisel politik doğruculuk promosyonunuzu yapıyordunuz. Üstelik bunu yaparken düzene karşı çıkar gibi gözükseniz de eyleme dönüşmediği için aldığınız risk çoğu zaman sıfırdı. Steril bir eylem koyma hali. Aynı eylemi mesela bir meydanda toplanıp yapmaya kalktığınızda harcayacağınız zaman, polisten yiyeceğiniz dayak ya da biber gazı, ardından bir adliyede hesap verme zorunluluğu yoktu. Bir klik ve o kadar!
Hüsnü Mübarek’i kliktivizm değil halk yıktı
İşte kliktivizmde en çok itiraz edilen noktaların başında bu modern zaman illüzyonu geliyor. Zira kliktivizm bir konu hakkında bir kez müdahil olduktan sonra sizi düşünme ve eylem halinden uzaklaştırıyor. Bütün bunlar olmayınca da aktivizmin içi boşalıyor. Her şey kuru bir slogana iniyor. Bunu farklı bir örnekle de açıklayabiliriz. Hepimiz Arap Baharı’nda sosyal ağların gücünü çok önemsiyoruz. Gelin görün ki geçen hafta ömür boyu hapse mahkûm olan Hüsnü Mübarek’i diktatörlük tahtından indiren, facebook hesaplarındaki bu kampanyalara verilen sanal destekler değildi. Bu destekler Tahrir Meydanı’nı dolduran yüz binlerce insan için sadece bir haberleşme aracıydı. Eğer o meydana çıkıp binlerce insan Mübarek’in eli palalı askerlerine karşı direnmese, inadına o meydanda günlerce kamp kurup her türlü tehdit ve baskıya rağmen karşı çıkmasa ve onlarcası bu uğurda ölmeseydi tıpkı Kony eyleminde olduğu gibi bütün o mesajlar internet sayfalarında kalacak, Hüsnü Mübarek de Mısır devlet başkanı olarak geçen hafta Türkiye’deki Dünya Ekonomik Forumu’na katılıyor olacaktı.
Sanal kampanyaların iyi sorgulanması gerekiyor
Sanal dünya ve sanal eylemcilik, üzerinde durup tartışmamız gereken bir konu. Her iyi fikir ya da her sosyal kampanya aynı sonuçlanmıyor. Bu tür sanal kampanyaların ve sanal kahramanlarının iyi sorgulanması gerekiyor. Afrika’nın kötü yürekli gerillası Kony’yi devirmek için yola çıkıp, milyonlarca insanı arkasına alıp, şehrin ortasında mastürbasyon yaparken tutuklanan bir örnek varken dikkat etmekte fayda var. Klikleyeyim derken işin ucunda ‘klik’e gelmek de olabiliyor!
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/modern_bir_gunahlardan_arinma_ayini_kliktivizm-1090661
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)