bülent arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bülent arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Üç çocuk meselesinin şifresi... - Reha Muhtar


Bülent Arınç lafa girip, üç çocuk konusunda Tayyip Erdoğan’ın tam tersi laflar etmeseydi; doğrusu bu konuya pek el atmayı düşünmüyordum...

Şifreleri var çünkü bu konunun...

Hassas ve derin bir konu bu üç çocuk meselesi...

Tayyip Erdoğan’ın herkesten üç çocuk yapma isteği kendi otokrasisiyle ilintili bir durum değil çünkü...

“Devlet politika”larıyla ilgili bir durum var perdenin arkasında...

***


Tayyip Erdoğan’ın “üç çocuk yapın” sözleri, bir yaşam tarzının empozesi, herkeslere neler yapacağını söyleyen bir “ayar verme hevesi”, kişilik haklarına müdahale ya da ailenin içine elini uzatma arzusu olarak “algılattırılmaya” çalışılıyor...

Meselenin şifrelerini bilenler bunun böyle olmadığını ilk anda idrak ederler...

Ancak elbette politika bir “algı yönetme sanatı...”

Tayyip Erdoğan da bir politikacı...

Zaman zaman rakiplerine karşı uyguladığı taktikler, onu da gün gelip vurabiliyorlar...

***


Bu hassas konunun bu şekilde tartışılması uzun zamandır vicdanımı rahatsız ediyordu...

Yine de bu konuya dalmayı uygun görmüyordum...

Ancak Bülent Arınç gibi usta ve tecrübeli bir politikacı, “Ben Başbakanımızın üç çocuk tavsiyelerine katılmıyorum... Çok istemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan çiftler var... Ben sadece hayırlısı olsun diyorum...” deyince derin bilgileri vermenin elzem olduğunu fark ettim...

Politika bir demagoji sanatı bir yandan da...

Ancak “hayatın bilinmesi gereken bazı önemli gerçekleri” de var...

“Demagojiyle yalan yanlış yaratılan kör bilinçler” karanlık dehlizleri aydınlatmıyorlar...

***


“Üç çocuk yapın” tavsiyesi, bir yaşam biçimi zorlaması, dini kökleri olan bir empoze çabası, aile işlerine el atma arzusu, insanlara ayar verme kaygısı taşımıyor...

Söylendiği ya da algılatılmak istendiği şekilde...

Tayyip Erdoğan’ın “üç çocuk yapın” söylemi, “Türkiye’nin demografik yapısının değişmesini engellemeye yönelik bir realite...”

Türkiye’de Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Laz, Arnavut, Rum, Ermeni, Musevi kökenli 76 milyon insan yaşıyor...

Tüm bu alt etnisiteler, Türkiye vatandaşlığı kimliğiyle taçlanıyorlar...

***


Son olarak Kürt kimliğinin daha gerçek bir tanımlamaya kavuşturulduğu “demokratik açılımların yaşandığı” günlerden geçiyoruz...

Yıllardır yok farz edilen “Kürt kimliğinin tanınması, yaşamın daha eşit, adil ve insan haklarına uygun kurulmaya“ çalışılması mutluluk verici gelişmeler...

Fakat; bir yandan da, Türkiye Cumhuriyeti’nin demografisinin dayandığı bir nüfus yapısı var...

Bu nüfus oranlarının halihazırdaki varlığı, bir devlet politikası olarak korunmak zorunda...

İnsanlar arasında kardeşliği, barışı, yurttaş eşitliğini ve özgür birey olma niteliklerini değiştirmeden, devlet nüfus yapısını da sürdürebilir kılmak mecburiyetinde...

“Devlet sistemi ve derin gerçeği” Başbakan’lara, Bakan’lara varolan demografik yapıyı koruma ve sürdürme görevini veriyor...

***


Sovyetler Birliği’nin dağılması süreci, Rus nüfusun yakın gelecekte diğer etnisitelerin sayıca altında kalacağı gerçeğinden hareketle başlayan bir süreçti...

Ülkelerin “demografik yapılarını koruma ve sürdürme” görevleri var...

Bu bir “hükümet ya da siyasi parti empozesi değil devlet görevi...”

Tayyip Erdoğan’ın “Üç çocuk yapın” önerisi, Türkiye’nin batı bölgelerinde gittikçe artış oranı düşen nüfusunun, diğer bölgelerle aynı oranda artmasını sağlamaya yönelik bir nüfus politikası...

Bu nüfus politikası “bir devlet politikası; Tayyip Erdoğan’ın kişisel ya da dini nedenlerle içinde yarattığı bir arzu değil...”

Bunu günlük politika demagojilerinin arasında “boğma”, “gölgeleme”, “karartma”, çok can yakan bir taktik olsa gerek...

***


Muhalefet bu konuda siyasi bir manevra yapabilir...

Tayyip Erdoğan’ın da onlara çokça yaptığı gibi, “bu devlet politikasını”, Erdoğan’ın “özel hayat dayatması, kişisel yaşam empozesi, aileye elini uzatan didaktik bir davranış çabası, hayata ayar veren otokratik bir kişilik arzusu” olarak gösterebilir...

Bu anlaşılabilir...

Ancak Başbakan Yardımcısı olarak bunca tecrübeden ve ustalıktan geçmiş bir Bülent Arınç’ın “Ben Başbakan gibi düşünmüyorum... Üç çocuk konusunda ısrar etmiyorum... Çok istemelerine rağmen hiç çocuğu olmayan aileler var... Hayırlısı olsun diyorum...” sözleri anlaşılmaz bir çıkıştır...

***


Herkes biliyor ki, “üç çocuk yapın” sözleri, “bir temennidir” aslında...

Altında devletin nüfus politikasının yattığı bir temenni...

Bu temenninin çocuğu olmayan ailelerle bir ilgisi yok...

Temenni nüfus politikasının, demografik yapının değişmemesini arzulayan bir uzantısı...

Sanki bu otokratik bir kişiliğin yansımasıymışcasına; Başbakan Yardımcısı’nın buna karşı çıkması anlaşılır gibi değil...

Bülent Arınç’ın bu gerçeği bilmemesi mümkün değil...

O zaman bu farklı çıkış neyin nesi?..

Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda, yakın çevresinden de kaynaklanan “bir yalnızlaştırma politikasına maruz kaldığını” söylediğimizde, acayip bir saldırı başlamıştı...

Sanki bir damarı ortaya çıkarmışız gibi...

Neler oluyor dersiniz bu ülkede?..

http://haber.gazetevatan.com/Haber/562500/4/Yazarlar

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Bülent Arınç: "Başbakanımıza katılmıyorum"


Bülent Arınç, katıldığı bir nikah töreninde, "Ben Başbakanımızın 3 çocuk tavsiyelerine katılmıyorum. Çok istemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan çiftler var. Ben sadece hayırlısı olsun diyorum" dedi.


http://www.haberturk.com/gundem/haber/869630-basbakanimiza-katilmiyorum

11 Ağustos 2013 Pazar

İlker Başbuğ'un fırtınalarla dolu sıradışı hayatı

İlker Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başyardımcılığı görevini üstlendi. Süreci hedefe götüren Milli Güvenlik Kurulu Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı ona bağlıydı...

İlker Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başyardımcılığı görevini üstlendi. Süreci hedefe götüren Milli Güvenlik Kurulu Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı ona bağlıydı...
Beş yıldır devam eden Ergenekon Davası 5 Ağustos pazartesi günü sonuçlandı. 19 kişi ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken onlarca kişi de farklı hapis cezaları aldı. Mahkeme kararını açıkladıktan sonra aldığı ceza en çok tartışılan isim ise Genelkurmay eski Başkanı Org. İlker Başbuğ oldu. Yargıtaymahkemenin verdiği hapis cezalarını onayladığı takdirde Başbuğ ömür boyu hapis yatacak.

Balkan Savaşı'ndan sonra Makedonya'nın Manastır şehrinden Türkiye göç eden bir ailenin çocuğu olarak 29 Nisan 1943'te dünyaya gelen Başbuğ, sadece bugün tartışılan bir isim değil. Kamuoyunun önüne çok çıkmadan,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminden itibaren gündemin merkezine yerleşmişti. Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ile bir araya gelmesi olay olmuştu.

50 yıllık meslek hayatında yurtdışında çalışmış, yıldızını kurmaylıkla "kızartmış" Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. Ancak Başbuğ, 28 Şubat süreciyle birlikte son derece kritik yerlerde görev almıştı. Hiç şüphesiz bunlar arasında en önemlisi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği Başyardımcılığı'ydı.

28 Şubat sürecinde MGK hayati öneme sahipti. Prof. Necmettin Erbakan başkanlığındaki Refahyol Hükümeti'nin istifa ettirilmesinde başat rol MGK'daydı. Hükümet ile kurulun asker üyeleri birbirleriyle kurulda hesaplaşıyor, her ay düzenli yapılan kurul toplantıları kamuoyu tarafından dikkatle takip ediliyordu. Zaten sürece adını veren de 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan kurul toplantısıydı.

28 ŞUBAT’IN GİZLİ BEYNİ

Kurulda siyasi tartışmaların en yoğun olduğu zamanda genel sekreterlik görevini İlhan Kılıç yürütmüştü. Kılıç daha sonra hava kuvvetleri komutanı olacak, yerine de Necdet Timur gelecekti. Timur'un genel sekreterliği döneminde başyardımcısı İlker Başbuğ'du. Başbuğ, neredeyse kurulun beynini temsil ediyordu. Çünkü MGK'daki görevi sırasında, kurulun en önemli bölümü, Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı, Başbuğ'a bağlıydı. 28 Şubat sürecini başarıya götürecek olan psikolojik harp buradan yürütülüyordu.

Bu görev daha sonra Başbuğ'un çok işine yarayacak, basında geniş bir arkadaş çevresi oluşturmasını sağlayacaktı. O dönemde görev yapan Ankaralı gazeteciler Genelkurmay Başkanlığı döneminde Başbuğ'a adeta siper olacaklardı. Başbuğ'a atfedilen "Entelektüel Paşa" benzetmesi de bu gazetecilerin kalemlerinden çıkmıştı.

"KARİYERİST" OLMAKLA SUÇLANDI

Başbuğ, hem Hilmi Özkök'ün hem de Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay başkanlığı yıllarında bu iki isimle birlikte hareket etmişti. Bu yüzden de
Şener Eruygur'un etrafında gruplaşan komutanlar tarafından "kariyerist" olmakla suçlanmıştı.

Ortaya çıkartılan darbe planlarında dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman'ı bertaraf ederek Genelkurmay başkanı olmak istiyordu. Eruygur'un ardında da aynı göreve dönemin Birinci Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon gelecekti.


Bu durumda da hem Büyükanıt'ın hem de Başbuğ'un önü kapanacaktı. 28 Şubat sürecinde Çevik Bir-Hüseyin Kıvrıkoğlu çekişmesinin bir benzeri "Sarıkız" darbe planı çerçevesinde yaşanıyordu. Darbe senaryoları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki iktidar kavgası iç içe geçmişti. Başbuğ bu dönemde Özkök ve Büyükanıt ikilisi ile birlikte hareket etmişti. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Başbuğ'u kendileriyle birlikte hareket etmesi için uyarmıştı.





İlker Başbuğ, bu olaylar sırasında hiç dikkat çekmeden Genelkurmay başkanlığı yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Nitekim Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemini de kazasız belasız atlattığını düşünürken basına bir fotoğraf servis edildi. Başbuğ bu fotoğrafta, Kudüs'te Musevilerce kutsal kabul edilen Ağlama Duvarı önünde dua ediyordu. Servis edenler bu fotoğrafın devamında Başbuğ'un Mescid-i Aksa'da namaz kılarken çektirdiği fotoğrafı ise sansürlemişlerdi.

TARAF NEFES ALDIRMADI

İlker Başbuğ adını kamuoyu gündemine taşıyan ilk haber 13 Haziran 2008 günü yayımlandı. Taraf'tan Mehmet Baransu'nun haberine göre henüz Kara Kuvvetleri Komutanı olan Başbuğ, 4 Mart'ta Osman Paksüt'le görüşmüştü. Haberde Paksüt'ün karargâha hangi araçla geldiği, aracın plakası, görüşmenin yapıldığı saatler, görüşme sırasında karargâhta yaşananlar tüm ayrıntısıyla verilmişti.




Devletin en üst kademesinde yer alan isimlerin birbirleriyle görüşmesinde aslında olağanüstü bir durum yoktu. Ancak görüşmeyi anlamlı ve önemli kılan tarihti. Başbuğ-Paksüt görüşmesinden sadece bir hafta önce başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakan Anayasa değişikliği meclisten geçmişti. Bu değişikliği CHP alelacele Anayasa Mahkemesi'ne götürmüştü. Başbuğ-Paksüt görüşmesinden çok kısa bir süre sonra da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'ye kapatma davası açtı.

İkilinin yaptığı görüşmenin ortaya çıkması kamuoyuna bomba gibi düştü. Başbuğ ve Paksüt görüşmeyi doğruladılar. Yalanladıkları görüşmenin içeriğiydi. Ancak hem kısa bir yazılı açıklama ile yetinen Genelkurmay Başkanlığı hem de Osman Paksüt konunun üzerine gitmeyerek, nisyana terk ettiler. Nitekim bu tarihi görüşme Türkiye'nin sıcak gündem maddelerinin arasında unutuldu gitti.

"Entelektüel Paşa" imajını yerle bir eden konuşma

Aktütün saldırısı sonrası Başbuğ’un Balıkesir’de yaptığı sert konuşma hakkında kamuoyunda oluşan ‘Entelektüel Paşa’ imajını zedeledi.

 


Yeni Genelkurmay başkanı okuyan, düşünen, ciddi yazarlardan referans verebilen bir isimdi. Entelektüel bir kimliği olduğu vurgusu yapılıyordu çeşitli yazarlar tarafından. Ancak tüm sihir Aktütün Karakolu baskınının ardından Başbuğ'un Balıkesir'de yaptığı konuşma ile yerle bir oldu. Genelkurmay Başkanı olmasının üzerinden bir ay geçtikten sonra 3 Ekim 2008'de Aktütün Karakolu basıldı.

 




‘DİKKATLİ OLUN’

Baskından 10 gün sonra Taraf Gazetesi baskının görüntülerini yayımladı. Başbuğ, bu görüntüler üzerine 15 Ekim 2008'de Balıkesir'de basın toplantısı düzenledi ve gazeteyi çok ağır dille tehdit etti: "Herkesi dikkatli olmaya davet ediyorum. Benim bugün size söyleyeceğim bunlardır."


Bu konuşmanın ardından Başbuğ yazarlar tarafından kıyasıya eleştirildi. Görev süresi içerisinde Başbuğ'un en çok canını sıkan ve canını yakan İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın Taraf'ta yayımlanması oldu. Albay Dursun Çiçek imzasını taşıyan belgeye göre AK Parti ve Fethullah Gülen grubu bitirilecekti. Bunun için masum insanlara komplo kurulması, evlerine silah konulup, ardından askerlerin yapacağı baskınla yakalanmasının sağlanması gibi içerisinde onlarca komplo ve tuzağın olduğu plan TSK'nin başını oldukça ağrıtacağa benziyordu.





"KAĞIT PARÇASI" DEDİ AMA...

Belgenin içeriğiyle ilgili bir şey söylemeyen Başbuğ'un dayandığı nokta belgenin fotokopi olmasıydı. Başbuğ'a göre belge kâğıt parçasıydı. Dikkate almaya değmezdi. Ancak aylar süren tartışmaların ardından belgenin orijinali savcılığa gönderildi. Bu arada TSK'nın hükümeti yıpratmak amacıyla internet siteleri oluşturduğu, bunun karargâhın planlı bir çalışması olduğu ortaya çıktı. Başbuğ, sitelerin Genelkurmay Başkanlığı'nın emriyle kurulduğunu doğruladı.

Karargâhlarda arama yapıldı

İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanlığı'nın ikinci yılı da birincisini aratmayacak olaylarla dolu geçti. Art arda yaşanan karakol baskınları kamuoyunda çokça tartışıldı. Her karakol baskının ardından, buralara baskın yapılacağıyla ilgili bir belge ortaya çıktı. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a suikast yapılacağı gerekçesiyle iki ay takip edilen araçta yakalananlar ise rütbeli askerlerdi.





Bu askerler Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yapıyordu. Bunun üzerine savcılık emri eli ile Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın karargâhı basıldı. Sadece karargâhı basılan bu komutanlık değildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın Ankara'daki karargâhı, Gölcük Donanma Komutanlığı ve Aksaz Deniz Üs Komutanlığı karargâhlarında da arama yapıldı. Türkiye tarihinde böylesi ilk defa yaşanıyordu.

Erzincan ve Kayseri'de başlatılan soruşturmalar ve yapılan operasyonlar sonucunda da Hava Kuvvetleri Adli Müşaviri Alb. Zeki Üçok ve 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk başta olmak üzere yargılanmaya başladı.


Balyoz planlarını bozdu

Ama Başbuğ döneminin en flaş skandalı
Balyoz Darbe Planı'nın ortaya çıkması oldu. Buna göre 2003'te 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan başkanlığında bir grup darbe yapma kararı almış ve harekete geçmişti. İşte yıllar sonra bu planın beş bin sayfayı tutan belgeleri bir bavulla Taraf Gazetesi'nden Mehmet Baransu'ya ulaştırıldı. Taraf da günlerce manşetten darbe iddialarını yayımladı. Başbuğ, bu defa belgeleri çok ciddiye aldı. En azından medyanın karşısına çıktığında böyle davrandı. Balyoz Darbe Planı, Başbuğ'un geleceğe yönelik tüm planlarını altüst etti. Bu planın ilk sonuçları da 2010 Ağustos Yüksek Askeri Şura toplantısına damgasını vurdu. TSK'nın terfi listesi bu plan ve iddialar yüzünden tepeden tırnağa değişti.



Kafes Eylem Planı, Heronlarla ilgili tartışmalar, Hatay-Dörtyol'da yaşanan olaylarda JİTEM'in rolü, Parola; Adi Başbakan, Çukurca'da altı askerin TSK'ya ait bir mayına basarak şehit olması, şehit ailelerinin ilk defa Genelkurmay Başkanlığı önünde TSK aleyhine açıklama yapması yaşanan diğer skandalların yanında gölgede kaldı.










Işık Koşaner'e enkaz bıraktı

İlker Başbuğ iki yıl boyunca tüm tartışmaların odağındaydı. En çok konuşulan ve konuşan, en çok tartışılan Genelkurmay Başkanı oldu. Başbuğ'un başkanlık yaptığı son Yüksek Askeri Şûra toplantısı Başbuğ döneminde TSK'nın nereden nereye geldiğinin resmiydi.
Şûraya katılan iki ordu komutanı sanıktı ve yargılanıyordu. Bir orgeneral başbakandan, diğeri cumhurbaşkanından veto yemişti. Her şeyi değiştirmek için gelen Başbuğ, tabiri yerindeyse arkasında bir enkaz bırakmıştı. Org. Işık Koşaner'i bu anlamda oldukça zor günler bekliyordu.

Başbuğ emekli olduktan sonra boş durmadı, kitaplar yazdı. Ancak Başbuğ için en acı sürpriz 2012 yılının ilk günlerinde yaşandı. İnternet Andıcı Davası kapsamında ifadesi alınan Başbuğ, tutuklandı ve Ergenekon Davası'na dahil edildi. Şimdi de aynı davanın en önemli hükümlüsü. Bakalım zaman ne gösterecek...






'Türkünün aslını TRT'den öğrensin'


Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kenan Tanrıkulu, "Sayın Arınç, Vardar Ovası türküsünün aslını kendisine bağlı TRT Arşivinden öğrenmelidir" dedi.

Tanrıkulu, parti binasında gerçekleştirdiği bayramlaşmanın ardından Ülkü Ocağı üyesi gençlerle bir araya geldi.

Tanrıkulu, Vardar Ovası parçasını içinde içki geçtiği için eleştiren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a sert cevap verdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı ve MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu, tepkisini şöyle dile getirdi: "Türkülerimizi sansürleyen zihniyetin gizli düşmanlığı, Atatürk düşmanlığıdır. Atatürk'ün sevdiği türkülerden olan Vardar Ovası türküsüne müdahale eden zihniyeti Türk Milleti adına ve Balkan Türkleri adına kınıyorum."

SAYIN ARINÇ, BALKAN TÜRKLERİNE HAKARET ETMİŞTİR

MHP İzmir İl Başkanı Necat Karataş'ın da katıldığı bayramlaşmada konuşan Ahmet Kenan Tanrıkulu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın açıklamalarıyla Balkan Türkleri'ne hakaret ettiğini savundu.
Tanrıkulu, sansürlediği türkünün aslını bilmeyen Sayın Arınç'ın milli kültürümüze ve Balkan Türklerine hakaret ettiğini anlatan Tanrıkulu, şunları söyledi: "Türküler kültürümüzün canlı parçalarıdır, içinde yaşanmışlıkları, hatıraları ve acıları barındırır. Ben o topraklara, bilhassa Vardar Ovasına gittim, gördüm. Vardar Nehrinde yüzümü yıkayıp ecdat yadigarı kardeşlerimizle birlikte oldum. Onların hatırasını hiçe sayıp, türkülerini küçük görmek kimsenin haddi değildir."

ARINÇ, TÜRKÜNÜN ASLINI TRT'DEN ÖĞRENMELİDİR

MHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, Türkiye'nin bir sansür ülkesine dönüştürülmek istendiğini belirterek şöyle konuştu: "Bir söylence farkı yüzünden yapılan yaygara cahilane bir tavırdır. Türkünün aslında nakarat kısmı 'sıla parası' geçmektedir. Bunu bilmeden yapılan çıkışlar maskeleri düşürmüş, türkü düşmanlığında Türk düşmanlığı ortaya çıkmıştır. Sayın Arınç, gerçeği kendisine bağlı TRT Arşivinden öğrenmelidir. Türkiye'yi bir sansür ülkesine çevirmek istiyorlar. Bu demokrat bir tavır değildir."

http://www.haberturk.com/gundem/haber/867797-turkunun-aslini-trtden-ogrensin





20 Haziran 2013 Perşembe

"Başbakanla tartışan Arınç istifa etti, Gül döndürdü" - Mehmet Baransu


Arınç’ı istifadan Gül döndürdü

20.06.2013

Gezi Parkı’nın görüşüldüğü geçen haftaki Bakanlar Kurulu’nda Başbakan ile tartışan Bülent Arınç, istifa etmiş. Cumhurbaşkanı Gül araya girince bundan vazgeçmiş

Gezi olaylarıyla ilgili Bakanlar Kurulu’nda Başbakan Erdoğan’la Başbakan Yardımcısı Bülenç Arınç arasında büyük bir tartışma yaşanmış. Tartışmanın ardından Bülent Arınç, “Hem bakanlıktan hem de partiden istifa ediyorum” diyerek toplantıyı terk etmiş. Arınç, koridorda diğer bakanlar tarafından ikna edilemeyince konu acilen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e iletilmiş. Gül’ün ikna çabaları sonuç verince Arınç istifadan vazgeçmiş. Köşk ve Başbakanlık’ta son 10 gündür bu istifa konuşuluyor. Erdoğan’ın Tunus’a gezi yapması üzerine Bülent Arınç Başbakanlığa vekalet etmişti.

Erdoğan’ı rahatsız etmiş

Arınç’ın Gezi olaylarıyla ilgili önce Cumhurbaşkanı’yla görüşmesi, ardından çevre duyarlılığı olan protestocu göstericilerden özür dilemesi, verilen mesajı aldıklarını açıklaması, gerekirse referanduma bile gidebileceklerini belirtmesi ve ortamı yumuşatan tavrı Başbakan Erdoğan’ı rahatsız etmiş.

Erdoğan’ın beş günlük gezisini tamamlayıp yurda dönmesi ve havaalanında partililerce karşılanmasının ardından, 10 haziran günü Ankara’da Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmıştı.

Altı buçuk saat süren toplantının ardından Arınç kameralar karşısına geçmişti. Yüzündeki gerginlik, ekran karşısından bile anlaşılabiliyordu. Uzun süren toplantıda bugüne kadar yaşanmamış bir tartışma gerçekleşmiş, AK Parti ve hükümetin iki numaralı ismi istifa restiyle toplantıyı terk etmişti.


“Açıklamalarınız yanlış”

Köşk ve Başbakanlık kaynaklarından edindiğim bilgiye göre olay şöyle gerçekleşti: Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısında Arınç’a dönerek, son günlerde yaptığı açıklamaların doğru olmadığını, kendisini rahatsız ettiğini belirtip, şunları söylemiş: “Konuşmalarınızı, açıklamalarınızı yanlış buldum. Olayın arkasında faiz lobisi, uluslararası sermaye var.” Bu açıklamalar üzerine Bülent Arınç, Başbakan’a “kendisinin yakın çevresince yanlış bilgilendirildiğini, olayların kendisine aktarıldığı gibi olmadığını” söylemiş. Bu cevap üzerine tartışma giderek alevlenmiş ve daha sonra Bülent Arınç, “hem Bakanlar Kurulu’ndan hem de partiden istifa ettiğini” belirtip toplantıyı terk etmiş.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın toplantıyı terk etmesi üzerine, bazı bakanlar toplantı salonundan çıkıp, koridorda Arınç’ı ikna etmeye çalışmışlar. Arınç’ın ikna olmaması üzerine de konu acilen Köşk’e, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bildirilmiş. Gül’ün devreye girip Arınç’ı ikna etmesiyle istifadan vazgeçilmiş ve taraflar arasında kırgınlık giderilmiş. Saatler süren toplantının ardından da gergin bir yüz ifadesiyle Arınç açıklama yapmak üzere kameralar karşısına geçmiş.

Altı buçuk saat süren Bakanlar Kurulu’nda yaşanan tartışmanın perde arkasında yaşananlar böyle.


http://www.duzceyerelhaber.com/mehmet-baransu/16478-arinci-istifadan-gul-dondurdu

19 Haziran 2013 Çarşamba

"Mini anket; 'Gerekirse TSK devreye girer' sözünü kim söyledi?" - @ihsandagi