müebbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müebbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2013 Pazar

İlker Başbuğ'un fırtınalarla dolu sıradışı hayatı

İlker Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başyardımcılığı görevini üstlendi. Süreci hedefe götüren Milli Güvenlik Kurulu Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı ona bağlıydı...

İlker Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başyardımcılığı görevini üstlendi. Süreci hedefe götüren Milli Güvenlik Kurulu Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı ona bağlıydı...
Beş yıldır devam eden Ergenekon Davası 5 Ağustos pazartesi günü sonuçlandı. 19 kişi ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken onlarca kişi de farklı hapis cezaları aldı. Mahkeme kararını açıkladıktan sonra aldığı ceza en çok tartışılan isim ise Genelkurmay eski Başkanı Org. İlker Başbuğ oldu. Yargıtaymahkemenin verdiği hapis cezalarını onayladığı takdirde Başbuğ ömür boyu hapis yatacak.

Balkan Savaşı'ndan sonra Makedonya'nın Manastır şehrinden Türkiye göç eden bir ailenin çocuğu olarak 29 Nisan 1943'te dünyaya gelen Başbuğ, sadece bugün tartışılan bir isim değil. Kamuoyunun önüne çok çıkmadan,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminden itibaren gündemin merkezine yerleşmişti. Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ile bir araya gelmesi olay olmuştu.

50 yıllık meslek hayatında yurtdışında çalışmış, yıldızını kurmaylıkla "kızartmış" Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. Ancak Başbuğ, 28 Şubat süreciyle birlikte son derece kritik yerlerde görev almıştı. Hiç şüphesiz bunlar arasında en önemlisi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği Başyardımcılığı'ydı.

28 Şubat sürecinde MGK hayati öneme sahipti. Prof. Necmettin Erbakan başkanlığındaki Refahyol Hükümeti'nin istifa ettirilmesinde başat rol MGK'daydı. Hükümet ile kurulun asker üyeleri birbirleriyle kurulda hesaplaşıyor, her ay düzenli yapılan kurul toplantıları kamuoyu tarafından dikkatle takip ediliyordu. Zaten sürece adını veren de 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan kurul toplantısıydı.

28 ŞUBAT’IN GİZLİ BEYNİ

Kurulda siyasi tartışmaların en yoğun olduğu zamanda genel sekreterlik görevini İlhan Kılıç yürütmüştü. Kılıç daha sonra hava kuvvetleri komutanı olacak, yerine de Necdet Timur gelecekti. Timur'un genel sekreterliği döneminde başyardımcısı İlker Başbuğ'du. Başbuğ, neredeyse kurulun beynini temsil ediyordu. Çünkü MGK'daki görevi sırasında, kurulun en önemli bölümü, Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı, Başbuğ'a bağlıydı. 28 Şubat sürecini başarıya götürecek olan psikolojik harp buradan yürütülüyordu.

Bu görev daha sonra Başbuğ'un çok işine yarayacak, basında geniş bir arkadaş çevresi oluşturmasını sağlayacaktı. O dönemde görev yapan Ankaralı gazeteciler Genelkurmay Başkanlığı döneminde Başbuğ'a adeta siper olacaklardı. Başbuğ'a atfedilen "Entelektüel Paşa" benzetmesi de bu gazetecilerin kalemlerinden çıkmıştı.

"KARİYERİST" OLMAKLA SUÇLANDI

Başbuğ, hem Hilmi Özkök'ün hem de Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay başkanlığı yıllarında bu iki isimle birlikte hareket etmişti. Bu yüzden de
Şener Eruygur'un etrafında gruplaşan komutanlar tarafından "kariyerist" olmakla suçlanmıştı.

Ortaya çıkartılan darbe planlarında dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman'ı bertaraf ederek Genelkurmay başkanı olmak istiyordu. Eruygur'un ardında da aynı göreve dönemin Birinci Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon gelecekti.


Bu durumda da hem Büyükanıt'ın hem de Başbuğ'un önü kapanacaktı. 28 Şubat sürecinde Çevik Bir-Hüseyin Kıvrıkoğlu çekişmesinin bir benzeri "Sarıkız" darbe planı çerçevesinde yaşanıyordu. Darbe senaryoları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki iktidar kavgası iç içe geçmişti. Başbuğ bu dönemde Özkök ve Büyükanıt ikilisi ile birlikte hareket etmişti. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Başbuğ'u kendileriyle birlikte hareket etmesi için uyarmıştı.





İlker Başbuğ, bu olaylar sırasında hiç dikkat çekmeden Genelkurmay başkanlığı yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Nitekim Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemini de kazasız belasız atlattığını düşünürken basına bir fotoğraf servis edildi. Başbuğ bu fotoğrafta, Kudüs'te Musevilerce kutsal kabul edilen Ağlama Duvarı önünde dua ediyordu. Servis edenler bu fotoğrafın devamında Başbuğ'un Mescid-i Aksa'da namaz kılarken çektirdiği fotoğrafı ise sansürlemişlerdi.

TARAF NEFES ALDIRMADI

İlker Başbuğ adını kamuoyu gündemine taşıyan ilk haber 13 Haziran 2008 günü yayımlandı. Taraf'tan Mehmet Baransu'nun haberine göre henüz Kara Kuvvetleri Komutanı olan Başbuğ, 4 Mart'ta Osman Paksüt'le görüşmüştü. Haberde Paksüt'ün karargâha hangi araçla geldiği, aracın plakası, görüşmenin yapıldığı saatler, görüşme sırasında karargâhta yaşananlar tüm ayrıntısıyla verilmişti.




Devletin en üst kademesinde yer alan isimlerin birbirleriyle görüşmesinde aslında olağanüstü bir durum yoktu. Ancak görüşmeyi anlamlı ve önemli kılan tarihti. Başbuğ-Paksüt görüşmesinden sadece bir hafta önce başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakan Anayasa değişikliği meclisten geçmişti. Bu değişikliği CHP alelacele Anayasa Mahkemesi'ne götürmüştü. Başbuğ-Paksüt görüşmesinden çok kısa bir süre sonra da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'ye kapatma davası açtı.

İkilinin yaptığı görüşmenin ortaya çıkması kamuoyuna bomba gibi düştü. Başbuğ ve Paksüt görüşmeyi doğruladılar. Yalanladıkları görüşmenin içeriğiydi. Ancak hem kısa bir yazılı açıklama ile yetinen Genelkurmay Başkanlığı hem de Osman Paksüt konunun üzerine gitmeyerek, nisyana terk ettiler. Nitekim bu tarihi görüşme Türkiye'nin sıcak gündem maddelerinin arasında unutuldu gitti.

"Entelektüel Paşa" imajını yerle bir eden konuşma

Aktütün saldırısı sonrası Başbuğ’un Balıkesir’de yaptığı sert konuşma hakkında kamuoyunda oluşan ‘Entelektüel Paşa’ imajını zedeledi.

 


Yeni Genelkurmay başkanı okuyan, düşünen, ciddi yazarlardan referans verebilen bir isimdi. Entelektüel bir kimliği olduğu vurgusu yapılıyordu çeşitli yazarlar tarafından. Ancak tüm sihir Aktütün Karakolu baskınının ardından Başbuğ'un Balıkesir'de yaptığı konuşma ile yerle bir oldu. Genelkurmay Başkanı olmasının üzerinden bir ay geçtikten sonra 3 Ekim 2008'de Aktütün Karakolu basıldı.

 




‘DİKKATLİ OLUN’

Baskından 10 gün sonra Taraf Gazetesi baskının görüntülerini yayımladı. Başbuğ, bu görüntüler üzerine 15 Ekim 2008'de Balıkesir'de basın toplantısı düzenledi ve gazeteyi çok ağır dille tehdit etti: "Herkesi dikkatli olmaya davet ediyorum. Benim bugün size söyleyeceğim bunlardır."


Bu konuşmanın ardından Başbuğ yazarlar tarafından kıyasıya eleştirildi. Görev süresi içerisinde Başbuğ'un en çok canını sıkan ve canını yakan İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın Taraf'ta yayımlanması oldu. Albay Dursun Çiçek imzasını taşıyan belgeye göre AK Parti ve Fethullah Gülen grubu bitirilecekti. Bunun için masum insanlara komplo kurulması, evlerine silah konulup, ardından askerlerin yapacağı baskınla yakalanmasının sağlanması gibi içerisinde onlarca komplo ve tuzağın olduğu plan TSK'nin başını oldukça ağrıtacağa benziyordu.





"KAĞIT PARÇASI" DEDİ AMA...

Belgenin içeriğiyle ilgili bir şey söylemeyen Başbuğ'un dayandığı nokta belgenin fotokopi olmasıydı. Başbuğ'a göre belge kâğıt parçasıydı. Dikkate almaya değmezdi. Ancak aylar süren tartışmaların ardından belgenin orijinali savcılığa gönderildi. Bu arada TSK'nın hükümeti yıpratmak amacıyla internet siteleri oluşturduğu, bunun karargâhın planlı bir çalışması olduğu ortaya çıktı. Başbuğ, sitelerin Genelkurmay Başkanlığı'nın emriyle kurulduğunu doğruladı.

Karargâhlarda arama yapıldı

İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanlığı'nın ikinci yılı da birincisini aratmayacak olaylarla dolu geçti. Art arda yaşanan karakol baskınları kamuoyunda çokça tartışıldı. Her karakol baskının ardından, buralara baskın yapılacağıyla ilgili bir belge ortaya çıktı. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a suikast yapılacağı gerekçesiyle iki ay takip edilen araçta yakalananlar ise rütbeli askerlerdi.





Bu askerler Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yapıyordu. Bunun üzerine savcılık emri eli ile Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın karargâhı basıldı. Sadece karargâhı basılan bu komutanlık değildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın Ankara'daki karargâhı, Gölcük Donanma Komutanlığı ve Aksaz Deniz Üs Komutanlığı karargâhlarında da arama yapıldı. Türkiye tarihinde böylesi ilk defa yaşanıyordu.

Erzincan ve Kayseri'de başlatılan soruşturmalar ve yapılan operasyonlar sonucunda da Hava Kuvvetleri Adli Müşaviri Alb. Zeki Üçok ve 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk başta olmak üzere yargılanmaya başladı.


Balyoz planlarını bozdu

Ama Başbuğ döneminin en flaş skandalı
Balyoz Darbe Planı'nın ortaya çıkması oldu. Buna göre 2003'te 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan başkanlığında bir grup darbe yapma kararı almış ve harekete geçmişti. İşte yıllar sonra bu planın beş bin sayfayı tutan belgeleri bir bavulla Taraf Gazetesi'nden Mehmet Baransu'ya ulaştırıldı. Taraf da günlerce manşetten darbe iddialarını yayımladı. Başbuğ, bu defa belgeleri çok ciddiye aldı. En azından medyanın karşısına çıktığında böyle davrandı. Balyoz Darbe Planı, Başbuğ'un geleceğe yönelik tüm planlarını altüst etti. Bu planın ilk sonuçları da 2010 Ağustos Yüksek Askeri Şura toplantısına damgasını vurdu. TSK'nın terfi listesi bu plan ve iddialar yüzünden tepeden tırnağa değişti.



Kafes Eylem Planı, Heronlarla ilgili tartışmalar, Hatay-Dörtyol'da yaşanan olaylarda JİTEM'in rolü, Parola; Adi Başbakan, Çukurca'da altı askerin TSK'ya ait bir mayına basarak şehit olması, şehit ailelerinin ilk defa Genelkurmay Başkanlığı önünde TSK aleyhine açıklama yapması yaşanan diğer skandalların yanında gölgede kaldı.










Işık Koşaner'e enkaz bıraktı

İlker Başbuğ iki yıl boyunca tüm tartışmaların odağındaydı. En çok konuşulan ve konuşan, en çok tartışılan Genelkurmay Başkanı oldu. Başbuğ'un başkanlık yaptığı son Yüksek Askeri Şûra toplantısı Başbuğ döneminde TSK'nın nereden nereye geldiğinin resmiydi.
Şûraya katılan iki ordu komutanı sanıktı ve yargılanıyordu. Bir orgeneral başbakandan, diğeri cumhurbaşkanından veto yemişti. Her şeyi değiştirmek için gelen Başbuğ, tabiri yerindeyse arkasında bir enkaz bırakmıştı. Org. Işık Koşaner'i bu anlamda oldukça zor günler bekliyordu.

Başbuğ emekli olduktan sonra boş durmadı, kitaplar yazdı. Ancak Başbuğ için en acı sürpriz 2012 yılının ilk günlerinde yaşandı. İnternet Andıcı Davası kapsamında ifadesi alınan Başbuğ, tutuklandı ve Ergenekon Davası'na dahil edildi. Şimdi de aynı davanın en önemli hükümlüsü. Bakalım zaman ne gösterecek...






8 Ağustos 2013 Perşembe

Müebbet 'delil'leri - Sedat Ergin


Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı görevini 30 Ağustos 2008 tarihinde üstlendi.
Yeni makam odasından içeri adım attığında, aynı karargâhta bulunan “sunucular” (server) üzerinden müstear isimlerle yayın yapan bazı haber siteleri kendisini bir saatli bomba gibi beklemekteydi. Bu sitelerin sayfalarında duran hükümet aleyhtarı yayınlar internet kullanıcılarının erişimine açıktı.
Yaklaşık iki yıl sonra yapılacak bir savcılık soruşturması, Genelkurmay Bilgi Destek Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren 40’ın üzerinde propaganda ve bilgilendirme amaçlı internet sitesinin bulunduğunu ortaya çıkardı. Bunlar içinde Türk-Yunan sorunları gibi dış politika içerikli olanların yanı sıra doğrudan iç politikaya, örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimine dönük haber ve yorumlar bulunduran siteler de vardı. Sitelerden ikisinin içeriği özellikle dikkat çekiciydi: www.irtica.org ve www.turkatak.gen.tr ...
HABER GİRİŞLERİ BAŞBUĞ ÖNCESİ DÖNEMLERE AİT
Sonradan Emniyet tarafından hazırlanan ve dava dosyasına konan bir değerlendirme raporu, bu iki sitenin haber sürümleriyle ilgili çarpıcı veriler gün ışığına çıkardı. Örneğin, irtica.org sitesi 2006 yılında bir kez güncellenmiş, buna karşılık cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 2008 yılında 21,
AK Parti’ye kapatma davasının açıldığı 2008 yılında ise 8 kez güncelleme yapılmıştı. 2001 yılında açılan
turkatak.gen.tr ise aynı yıl 8 kez, sonraki yıllarda 2002’de 8, 2003’te 14, 2004’te 18, 2005’te 29, 2006’da 11, 2007’de 14 ve 2008’de sonuncusu 2 Haziran’da olmak üzere 2 kez güncellenmişti.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay’a geldikten sonra eski Psikolojik Harekât Başkanlığı’nın işlevini üstlenen Bilgi Destek Başkanlığı’nı küçülterek yeniden yapılandırmayı tasarlıyordu. Bu birimdeki dört taburdan ikisinin lağvedilmesi, göreve geldikten sonra verdiği ilk emirlerden biriydi. Ancak söz konusu propaganda sitelerinin kaldırılması yönünde somut bir adım atmadı BaşbuğGenelkurmay Başkanı olmasından sonraki dönemde bu sitelerde hiçbir yeni haber-yazı girişi olmadı.
Söz konusu haber siteleri sonunda kapatıldı ama “Kapatın” talimatının verilmesi tam beş ay sonra Taraf gazetesinin 2 Şubat 2009 tarihinde bu sitelerin Genelkurmay’dan yönetildiğine ilişkin bir haberi birinci sayfasından duyurmasından sonra oldu. Genelkurmay, o gün bu sitelerin fişini çekti.
GÖZLEM 1: Başbuğ’un göreve geldikten sonra bilgi destek birimini küçültme yönünde adımlar attığı, devraldığı söz konusu internet sitelerini aktifleştirmediği ve ancak bir gazete haberi üzerine yayın hayatlarına son verdiğini söylemek mümkün.
ESKİ SİTELER KAPATILIYOR AMA 4 YENİ SİTE KURULUYOR
Bu sitelerin fişi çekilince, Genelkurmay karargâhında propaganda ve tanıtım ihitiyacına karşılık vermek üzere 4 yeni sitenin kurulması düşüncesi belirmiştir.Yeni düzenlemenin 2007 yılında çıkarılan 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun”la da uygun olması öngörülmektedir. Başbuğ, sonradan verdiği savcılık ifadesinde, kapatılan internet sitelerinin bu yasayla “uyumlu olmadığını” kabul etmiştir.
Yeni dört site “1) Terör örgütleri,
2) Laiklik karşıtı eylemler, 3) Kurumsal tanıtım ve 4) İç ve dış kamuoyunu bilgilendirme (Türk-Yunan)” şeklinde belirlenmiştir.
Genelkurmay karargâhında 2009 ilkbaharında bu amaçla bir hazırlık çalışması başlatılır. Bu çalışma çerçevesinde dört yeni sitenin kuruluşuna ilişkin esasları belirlemek üzere bir andıç belgesi hazırlanır. Belgenin hazırlanması görevini Bilgi Destek Başkanlığı üstlenir. Bu birimin şube müdürlerinden biri, sonradan “İrtica ile Mücadele Planı” belgesi tartışmalarıyla birlikte önce
“Islak İmza” davası ve ardından Ergenekon davasının sanıkları arasına girecek olan Kurmay Albay Dursun Çiçek’tir.
‘SN. K’ HANGİ KOMUTAN OLABİLİR?
Çiçek’in hazırlanmasında belirleyici rol oynadığı anlaşılan internet andıcında, hepsi de Genelkurmay karargâhında görev yapan ve albaydan orgenerale doğru hiyerarşik bir sıralama içinde sıralanan toplam 12 subayın ismi ve karşısında parafları yer alıyor. En üstte dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın 1 Nisan 2009 tarihli parafı var. Iğsız’ın parafının hemen yanında elyazısıyla “Sn. K’a arz” diye bir not düşülmüş.
Bu andıç metninde Orgeneral Başbuğ’un imzası var mı? Yok... Ancak bütün tartışma, “Sn. K”nin Orgeneral Başbuğ mu olduğu sorusu etrafında düğümleniyor.
Orgeneral Başbuğ, 5 Ocak 2012 tarihli savcılık ifadesinde ve daha sonra hâkim karşısında bu belgenin önüne gelmediğini söyledi. Buna karşılık iddianameye göre, savcılık ifadeleri aşamasında birden çok sanık, -örneğin Tümgeneral Hıfzı Çubuklu- andıcın Orgeneral Başbuğ’un dikkatine getirildiğini söyledi. Ancak mahkeme aşamasında bu sanıkların çoğu söz konusu ifadelerin yanlış anlaşıldığını belirtti.
Peki söz konusu andıcın hazırlanması kimin talimatı sonucu şekillendi? Burada çelişik ifadeler var. Örneğin dönemin Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Mehmet Eröz, “Çalışma emrini Genelkurmay Başkanı’ndan aldıklarını” söyledi.Sanık Yüzbaşı Murat Uslukılıç ise “Emrin İkinci Başkan Hasan Iğsız’dan alındığını” belirtti.
Peki kurulması tasarlanan bu yeni dört site yayına girdi mi? Hayır... Çünkü Taraf gazetesi 12 Haziran 2009  tarihinde verdiği bir haberde Albay Dursun Çiçek’in “İrtica ile Mücadele Planı” adlı bir belge hazırladığını ileri sürünce ortalık karışmıştır. Bu belgenin söz konusu andıçla içerik olarak bir ilgisi yoktur. Ancak yine de bu haber bütün dikkatlerin Genelkurmay Bilgi Destek birimine çevrilmesine yol açacak, iddianameye göre bu birimdeki bütün arşivler imha edilecek, bu arada andıcın öngördüğü dört yeni sitenin yayın hayatına girmesi projesinden de vazgeçilecektir.
GÖZLEM 2: Dört yeni haber sitesi kurulması amacıyla bir karargâh çalışması yapıldığı iddia makamı tarafından kesinlik içinde ortaya konmuştur. Ancak bu siteler hiçbir zaman yayın hayatına girmemiştir. Orgeneral Başbuğ, bu andıcı görmediğini söylese de metnin üzerindeki parafların bir bölümü karargâhtaki en yakın mesai arkadaşlarına aittir. Bu durum, metni görsün görmesin, kendisine sorumluluk yüklüyor.
SAVCI: BU ANDIÇ DARBE TEŞEBBÜSÜDÜR
Şimdi en kritik sorulardan birine geçebiliriz. Böyle bir andıcın hazırlanmış olması suç mudur? Haber sitelerinin yayına bile girmediği dikkate alınırsa, bu yönde bir çalışmaya ne gibi bir suç kastı atfedilebilir?
Savcı Cihan Kansız, 2 Şubat 2012 tarihli iddianamesinde bu andıç çalışmasını doğrudan hükümeti devirmeye yönelik bir faaliyet olarak değerlendirmiştir.Kansız, bu belgeyi “hükümete karşı bir kara propaganda faaliyeti” olarak nitelendirmiş, “kapatılmış olan internet sitelerinde gözetilen hedeflerin süreklilik içinde bu andıç üzerinden devam ettirildiğini” iddia etmiştir.
Savcıya göre, işin bu kısmı Türk Ceza Kanunu’nun 312/1 maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” suçunun kapsamına girmektedir. Cezası, ağırlaştırılmış müebbet hapistir.
BİR DE TERÖR ÖRGÜTÜ YÖNETİCİLİĞİ SUÇLAMASI VAR
Başbuğ’a yöneltilen bir suçlama daha var. Savcı, komutanın aynı zamanda Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olduğu iddiasını da ileri sürüyor. Kansız’a göre, andıç çalışması “gayrihukuki faaliyetlere hukuk
zırhı oluşturmak üzere hiyerarşik bir düzen içinde örgütlü olarak gerçekleştirilmiştir”.
Peki savcı neye dayanarak terör örgütü yöneticiliğiyle (TCK 314/1)  de suçluyor Orgeneral Başbuğ’u? Burada İrtica ile Mücadele Planı’nı hazırlayan Dursun Çiçek yine kilit isim olarak karşımıza çıkıyor.
Savcı bu tezi, internet andıcı belgesini ve Orgeneral Başbuğ’u, Dursun Çiçek’in hazırladığı ileri sürülen “İrtica ile Mücadele Planı” ile ilişkilendirerek ortaya atıyor. Zaten bu iki dava sonradan birleştirilmiş, ardından birlikte Ergenekon ana davasına dahil edilmiştir.
Savcının bu iddiasını desteklemek üzere dayandığı delillerden bir diğeri  9 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki aramada ele geçirilen “Proje” isimli bir dijital veridir. Bu verinin “İrtica ile Mücadele Belgesi”nin taslağının Genelkurmay’da Orgeneral Başbuğ’a sunulduğunu kanıtı olduğu ileri sürülüyor. Buna karşılık bu belgeyi bilgisayarda son kez kaydettiği öne sürülen Genelkurmay yetkilisi Tuğamiral Alaattin Sevim, öne sürülen tarih ve saatte Genelkurmay’da değil, bir tatbikatta olduğunu Genelkurmay’ın yazısı ve tanık ifadeleriyle ortaya koymuştur.
Savcı ise bu dijital veriden hareketle şöyle diyor: “İrticayla mücadele eylem planının taslak halde şüpheliye (Başbuğ) sunulduktan sonra şüphelinin bilgisi dahilinde ve sanık Hasan Iğsız’ın kontrolünde Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı anlaşılmıştır...
Savcılık, ayrıca “İrtica ile Mücadele Eylem Planı deşifre olduğunda”, Orgeneral Iğsız’ın emir almak için o sırada yurtdışında olan Orgeneral Başbuğ’u arayıp, ona Ankara’da vekâlet etmekte olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner’i aramamasını da dikkat çekici bulmuştur. Şöyle deniliyor iddianamede:
Orgeneral Iğsız’ın resmi hiyerarşi dışında hareket etmesi, askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşinin bir göstergesidir.
VE HÜKÜM
GÖZLEM 3: İnternet andıcı konusundaki somut deliller, terör örgütü suçlaması söz konusu olduğunda yerini tartışmalı delillere bırakıyor.
Sonuçta mahkeme heyeti, savcılık makamının her iki suçlamasını da geçerli görerek Orgeneral Başbuğ’u hem darbe girişimi, hem de terör örgütü yöneticiliğinden müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.