9 Ekim 2013 Çarşamba

"Esad'ın kolayca devrilebileceğini düşünmek büyük hataydı"


Esad'ı üç güç ayakta tuttu

Esad'ın siyasi ömrü uzadı mı? Bu sorunun yanıtını Taraf Gazetesi Yazarı Erdal Güven, RS FM mikrofonlarına verdi. Suriye’nin Ortadoğu’nun en örgütlü devleti olduğunu belirten Güven, Esad'ın kolayca devrilebileceğini düşünmek büyük hataydı” dedi.
Ali Topuz ile Dünya Hali'ne konuk olan Erdal Güven, gelinen noktada Suriye'de rejimin önemli özelliklerinin belirleyici olduğunu dile getirdi. Güven, "Esad rejimi, Ortadoğu'daki diğer benzer rejimlerin aksine tabansız değildi, bu gözardı edildi. Dar da olsa önemli bir tabanı var” dedi. Güven, Suriye devletinin Ortadoğu'nun en örgütlü devleti olduğunu da vurguladı.
Erdal Güven: Suriye’de öteden beri ama özellikle de son 2 yıllık süreçte rejim etrafında kenetlenmiş bir halk desteği var. Suriye rejiminin Tunus’tan, Mısır’dan, farklı olarak bir tabanı var.

“SURİYE, ‘MISIR, LİBYA VE TUNUS’TAN FARKLI
Erdal Güven, “Suriye hem iç hareketlere hem de İsrail nedeniyle dış saldırılara karşı silah yatırımı yapan bir ülke” diye konuştu.
“İkincisi Suriye, kuruluşundan bu yana komşularıyla hep irili ufaklı savaşlar içerisinde bulunduğu için, içeride rejimin bekasını garantiye alabilmek adına dış güçlere karşı özellikle silaha, orduya, istihbarat teşkilatına çok yatırım yapmış bir devlet. Yine bu iki yıllık süreçte bunun ne kadar önemli olduğu rejimin ayakta durmasını sağlamak açısından ortaya çıktı. Dolayısıyla Suriye’nin Mısır, Libya, Tunus gibi olmayacağı, Suriye’de işlerin öyle yürümeyeceği Suriye tarihini ve Suriye Devleti’nin ve toplumunun yapısını bilenler için sürpriz değil.”

“ESAD’IN KOLAYCA DEVRİLEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNMEK HATAYDI”
Suriye’nin, çıkarları Batı ile ters düşen Rusya ve İran gibi ülkelerle işbirliğinde başarılı olduğunu söyleyen Güven, “Esad'ın kolayca devrilebileceğini düşünmek büyük hataydı” ifadesini kullandı.
“Batı ile Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere İsrail’le ilişkileri yüzünden sürekli bir husumet içerisinde olduğu için Suriye rejimi arkasını hep Amerika’nın karşısında gördüğü güçlere dayamak durumunda kaldı. Neydi bunlar? Zamanında Sovyetler Birliği’ydi. Şimdi de büyük ölçüde yine Sovyetlerin mirasçısı olan Rusya, bir ölçüde belki Çin ve tabi bölgesel anlamda en önemlisi İran. Bunun dışında Ortadoğu’nun en güçlü örgütlerinden birisi Hizbullah.”

“BELLİ BİR DEVLET AKLINA SAHİP”
Taraf Yazarı Erdal Güven, “Suriye, belli bir devlet aklına sahiptir. Gerektiğinde şiddet kullanması, zalim olması bu gerçeği değiştirmez” dedi. Güven, İran'ın da uluslararası sisteme yaklaşmasıyla Esad'ın elinin daha da güçleneceğini belirtti.
“Aklı olan ve bu aklını kullanabilen bir rejim, onu da gördük. Baba Esad’da böyleydi. Ciddi anlamda ekonomik zenginliği olmayan bir ülkeyi neredeyse Ortadoğu’nun belirleyici ülkelerinden biri yapmayı başarabildi.

“İRAN NORMALLEŞTİKÇE ESAD’IN ELİ GÜÇLENİR”
İran ne kadar dış politikada normalleşirse, rasyonelleşirse bu ister istemez bütün bölgeye ve İran’ın bir numaralı müttefiki Suriye’ye, Suriye’nin dış politikasına da yansıyacaktır.”


"Her CHP'li çağdaş uygarlık yolunda bir militan gibi davranmak zorundadır"


"Ben olsam CHP'ye oy vermem"


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisiyle ilgili cesur özeleştirilerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP'nin kaleleri olan, CHP'nin zayıf olduğu yerleri, partisinin kadın kollarına hedef olarak gösterirken, partisiyle ilgili çarpıcı ifadelerle özeleştiri yaptı.
Programında yer almamasına karşın partisinin Kadınlar Kurutlayı'na giden Kılıçdaroğlu, basına kapalı gerçekleşen toplantıda özetle şunları söyledi:
"Her CHP'li çağdaş uygarlık yolunda bir militan gibi davranmak zorundadır. Altını çiziyorum, militan gibi davranmak zorundadır. İçinde bulunduğumuz toplumu değiştirmek, dönüştürmek bizim sayemizde olacak. Toplumu çağdaş uygarlığa hazırlamak bizim sayemizde olacak. CHP'lilerin hiç gitmediği, sıfır oy çıkan köye gittim, 2 oy çıktı. Sonra 8 kişi CHP'ye üye oldu. Gidip elini sıkmamışız. 'Merhaba' bile dememişiz. 'Kusura bakmayın, gelmekte gecikmişiz' dedik. Bizim insanımız aslında her türlü kabule hazır. Fakat biz tepeden bakmaya alışmışız.
Niye bize bir merhaba demiyorsunuz?
"Siyasete yeni girmiştim, Ankara'nın bir ilçesine gittik. Küçük bir ilçe. Parti otobüsü geçti, biraz uzakta indik kasabanın dışında yürüyerek toplantının yapılacağı yere gidiyoruz. Parti büyüklerimiz en önde, elleri cebinde, küçük dağları ben yarattım diye gidiyorlar. Ben biraz arkada durdum, esnafa merhaba desek diye. Sonra bir dükkanda "merhaba nasılsınız" diye el sıktım. "Siz kimsiniz" dedi. "CHP'liyiz". "E niye bize bir merhaba demiyorsunuz" dedi. Yani böyle gidiyorsunuz. Şimdi böyle kimseye ben olsam oy vermem. Orada panel düzenlemek yerine köyün kahvesine gitsek veya kasabanın kahvesine gitsek çay, kahve içsek, "nasılsınız" desek...
'5 militanımız olsa...'
Pursaklar'da 5 kadın militanımız olsa, Pursaklar sorunu kalmaz. 15 kadın militanımız olsa, her mahalleden bir tane, emin olun Sincan'ı hallaç pamuğu gibi atarlar. Çankaya'ya giderken giydiğiniz kıyafetle gecekonduya giderken giydiğiniz kıyafet aynı olmamalı. Halktan birisi olduğunuzu göstermek zorundasınız.

6 Ekim 2013 Pazar

Andımız’ın yazarı Reşit Galip aynı zamanda kafatası ölçen bir doktordur! - Mustafa Armağan


Meğer, Andımız’ın mucidi ezanı da Türkçeleştirmiş!


Demokratikleşme Paketi, 80 yıldır çocuklarımıza okul kapılarında içirildiğimiz And’ı tarihe gömmüş oldu. Bir askerî darbeyle geri getirmeye kalkmazlarsa şimdilik ona veda ettiğimizi düşünebiliriz. Peki Andımız’ı başımıza saran mucidi hiç merak ettiniz mi?
Adı, Dr. Reşit Galip. Bir tıbbiyeli ama bulaşmadığı iş yok neredeyse. Neler mi? Yorulmazsanız sayalım:
Mübadele Komisyonu delegesi, Aydın Milletvekili, Ankara İstiklal Mahkemesi üyesi, Türk Ocakları Merkez Heyeti Başkan Vekili, Türk Tarihi Tetkik Encümeni Genel Sekreteri, Türk Tarih Kurumu Genel Sekreteri, CHP GYK Üyesi, Halkevleri’nin kurucularından...
Dahası var ama o zamanlar daha ‘milli’ olmamış olan Eğitim (Maarif) Bakanlığı yaptığını söyleyeyim de kestirmeden gidelim. 41 yaşında ölen, Andımız’ın bu becerikli mucidinin bilmediğimiz daha nice yönleri olduğunu görelim mi?
Rodos’ta dünyaya gelen Reşit Galip’in 1919 yılında Köycüler Cemiyeti’ne kendi eliyle verdiği hayat hikâyesinde ilginç bir ayrıntıyı yakalıyoruz. Buna göre Yahudilerin kurduğu Alliance İsraelite İlkokulu’na girmiş ama bir sene sonra Sultan Abdülhamid’in emriyle okuldan çıkarılmış! Sultan bunu yaptıysa bir bildiği vardır, diyor ve söz konusu okulların hangi gayeyle kurulduğunu Aron Rodrigue’in “Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması” adlı kitabından okuyoruz (Ayraç: 1997, s. 126):
“(Bu okullar), Batılılaşmanın yanında öğrencilerinden Yahudilik inancına tam bir bağlılık içinde olmalarını da istemekteydi. Örgüte göre Yahudilik, üstün bir ‘ahlakî’ din olarak okullarda verilen eğitimin ayrılmaz bir parçası olmalıydı. Alliance okullarını kuranlar Doğu ve Kuzey Afrika’daki Yahudi halklarının dinsel duygularını güçlendirmeyi, onların Yahudiliğe, Yahudiliğin tarihine ve geleneklerine, iyi ve soylu olan her şeye bağlı olmalarını istemekteydi.”
Muhtemelen gizlice Amerikan Kız Koleji’ne giden genç Halide Edip Adıvar’ı okula gitmekten men eden Sultan Abdülhamid’in gözü, görünüşte Reşit Galip’in de kökü dışarıda bir Yahudi okuluna gitmesine göz yummamıştır.

Yahudi Prof.lar, tarihçilik ve ırkçılık

Ne gariptir ki, aynı Reşit Galip, Darülfünun’un yerli kadrosunu “inkılapçı değil” gibi sudan bahanelerle hemen tamamen tasfiye edecek ve Hitler Almanya’sından kaçmak isteyen Yahudi profesörlerle yeni bir “Türk üniversitesi” kurmaya soyunan Eğitim Bakanı olarak tarihe geçecektir.
İşte doktorumuz bu az zamanda büyük işler başardığı bakanlığı sırasında Andımız’ı önce kendi kızları için yazacak, ardından 80 yıllık bir bağırtma eyleminin fitilini ateşleyen inkılapçı olacaktır.
Reşit Galip’in bilinmeyen yanlarından biri de, inkılap tarihinin temelini teşkil eden “Tarih IV”(1931) adlı kitabın yazarı olması. Hâlâ etkisi devam eden bu kitabı Gazi Mustafa Kemal ile baş başa yazdıklarını, müsveddelerin Gazi tarafından tashih edildiğini, doktorumuzun ise bazı müphem noktaların açılması için soru sormak gibi katkılar yaptığını biliyoruz (Millet, 7 Ağustos 1947).
Cemal Kutay, Reşit Galip’in ağzından şu sözleri aktarmıştı: “Onun önünde bir nevi hususi inkılap dersi alıyordum. Yaptığım itirazlar sadece kendimi bu sahada derinleştirmek içindi.” Böylece yalnız kaldırılan Andımız’da değil, inkılap tarihlerimizin temelinde de bir tıp doktorunun emeğinin yattığını öğreniyoruz.
Reşit Galip’in inkılap maceralarını 32 kısım tekmili birden anlatmak ne mümkün. Onun için en iyisi birkaç önemli olay üzerinde durarak hakkında bir fikir vermek.

KAFATASI ÖLÇÜYOR

İlk baskısı 1971 yılında yapılan ‘Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri’, Çankaya’da 12 yıl sofracılık yapmış olan Cemal Granda’nın anılarıdır. (Şaşırtıcı tarafı, kitabın 2. baskısını Hürriyet Yayınları’nın yapmış olması.) Granda ‘Kafa ölçüsü’ başlığı altında şunları anlatır:
“Şapka devriminden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeye başlamıştı. Şapkayla beraber bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zaman Milli Eğitim bakanı olan Dr. Reşit Galip, elindeki bir makineyle herkesin kafasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Brakisefal.
Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip’e ‘Çelebi’ninkini (yazarı kastediyor) ölç.’ dedi. Öbürlerinden önce başım ölçüldü, 81 çıktı. Sevinmeye başlamıştım. Öyle ya, Atatürk’le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk ‘Olmaz! O hayvan kafalıdır. Bir yanlışlık olmasın.’ dedi. Neredeyse ağlayacaktım…” (Kent Kitap: 2011, s. 61)
Buna göre Andımız’ın yazarı Reşit Galip aynı zamanda kafatası ölçen bir doktordur!
On parmağında on marifet bulunan doktorumuz 1932 yılında düzenlenen Türk Tarih Kongresi’ne “Türk ırk ve medeniyet tarihine umumi bir bakış” adlı bilimsel(!) bir tebliğ de sunacak ve tam 62 sayfa tutan tebliğinin ardından kürsüye çıkıp tezlerini çürüten büyük bilim adamı Zeki Velidi Togan’a açıkça saldıranların başında gelecek, sonuçta Togan hocanın üniversiteden ipini çekmeyi başaracaktır!
Kongre’deki şu sözlerle tarihe geçmeyi hak etmiş olmalı: “Uzun boylu, uzun, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil, ufki (yatay) açılan ‘Türk’, beyaz ırkın en güzel örneklerinden biridir.” (1932, s. 159).
“Türk tarihi Ergenekon’dan çıkacaktır.” diyerek sahneyi terk eden doktorun ardından ‘şiddetli ve sürekli alkışlar’ koptuğunu söylememize gerek yok. Irkçı tarih anlayışının Türkiye’de yerleştirilmesi uğruna elinden geleni esirgememiştir ne de olsa.

Hz. Peygamber, Türk’müş!

Bitmedi. Bir marifeti de İslam’da reform yapmaktır Reşit Galip’in. Hızını alamayıp din işine de el atmış ve ‘Müslümanlık Türk’ün Milli Dini’ adlı bir tez hazırlamış. Özeti elimizde bulunan tez, Atatürk’ün direktiflerinden ilhamını almış, onun tarafından okunup üzerinde fikir yürütülmüş ve el yazılarıyla notlar konulmuş. Münir Hayri Egeli’nin ‘Eski bir Atatürkçü’ imzasıyla ‘Millet’ dergisinde çıkan tefrikasında (Ekim1947-Ocak 1948) aktardığına göre saçtığı bazı inciler şunlarmış:
    -Hz. Peygamber, Türk aslındandır.
    -Müslüman medeniyeti bir Türk medeniyetidir.
    -Müslümanlığı Türk’ün anlayacağı bir hale getirmek gerekir. Bu da ancak ibadetin Türk diliyle yapılmasıyla kabil olabilir.
İşte bu ‘tez’in arkasından tekbir ile ezanın Türkçeleştirilmesi işine girişilmiştir ki, ilk Türkçe ezan çevirisini yapanın Andımız’ın yazarı olması sanırım fazla söze hacet bırakmayacaktır.
Urfa’da bir söz vardır; “Bilen bilir, bilmeyen bir demet maydanoz zanneder.” derler. Dr. Reşit Galip de o uzun hikâyenin bir perdesidir. Bir perde kapandı. Ya diğerleri?..